Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

İSTİKLAL MARŞI SAYGI DURUŞU VE KUTSALLIK

1991'kez görüntülendi

İstiklal Marşı Saygı Duruşu ve Kutsallık‏

 

04 Eylül 2012, 07:10
Abdulkerim ULUDOĞAN
Beşeri sistemlerin elitleri, kendi çıkarlarını canlı tutmak ve hayatiyetinin devamını sağlamak için sahte kutsallar! üretirler. Oluşturdukları bu sahte kutsallara insanların tapınmaları için de kendine özgü ibadet türleri geliştirirler Eski cahiliyede olduğu gibi günümüz modern cahiliyesinde de bu tür tapınmalara yöneldiklerine tanık olmaktayız.

Dünün, beşeri dinlere sahip elitler ile bugünün beşeri dinlere sahip elitlerin davranış biçimleri arasında fazla bir fark bulunmamaktadır. Onlarda bugünün elitleri gibi kendilerini el üstünde tutacak tarihsel kimlikleri de ön planda tutarak aslında onları kalkan yaparak çeşitli kutsallar oluşturmakta ve bu kutsallara tapınmamayı vatana ihanet olarak değerlendirerek halk üzerinde büyük bir baskı oluşturmaktadırlar. 

Bu baskıcı kişilerin, tarihsel başarılar olarak lanse edilen kazanımları! övünç kaynağı olarak önümüze sürmelerinin ardından, toplumun bu kazanımları sağlayanlara! karşı duyarlı davranılmasını ve bu kazanımları sağlayanların çizdiği rotaya karşı da kayıtsız ve şartsız teslimiyeti dayatılır. 

Bu dayatmanın en önemli ritüellerinden olan Merhum M. Akif Ersoy tarafından yazılan ve İstiklal Marşı olarak bestelenen şiiridir.  En küçük toplantıdan tutunda resmi veya gayri resmi tüm törenlere kadar ayağa kalkarak /kıyama kalkarak (Namazın Rükünlerinden) ibadet edasıyla okunan bu şiire/marşa Vatan için canını feda edenler de dile getirilerek birkaç dakikalık saygı duruşu (ibadet)  yaparlar.

Törenlere katılmayıp ya da katılanlarında ayağa kalkmayıp teslimiyet göstermeyenleri ise “ya sev ya terk et”  Rızık verenin/ekmek verenin Allah (cc)  olduğu unutularak “bu vatanın ekmeğini yiyorsun utan, utan” derler. Falanca olmasaydı adın bilmem ne olurdu gibi birçok ötekileştiren aşağılayıcı hakaretleri pervasızca dillendirirler. Sanki bu toplumda yaşayan insanların adının İslami isimler olması onları Allah’ın (cc) rızası için yeterli bir unsurmuş gibi.

Sanki işgalden kurtarılan bu ülke halkını işgalcilerin batıl yaşam tarzını/kanunlarını kendileri uygulamamış gibi. Aslında ağır olan da kendi insanımızın işgalcilerden daha zalim davranması ve kendi halkının her ne kadar hurafelerle kuşatılmış olsa dahi inançlarına top yekûn savaş açılmasıdır. İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların enerji deposu Ortadoğu’yu kendi emperyalist projelerini gerçekleştirmek için Yunanlıları ülkemize sokması ve daha sonra Yunanlıların yenilmesi sonrasında Ankara’ya getirilip Başbakan yapılan Şükrü Saraçoğlu’nun; dini (=İslamı) bir zehir olarak telakki etmesi ve onu temizlemek için otuz sene gereklidir demesi gibi. 

Hayata dair olan her ne varsa Yüce yaratıcıya göre inşa etmeyi kabullenmeyenlerin dayattığı bu laik/Kemalist argümanların cari olduğu anlayış, maalesef okullarımızı mevcut şirk sisteminin birer ibadethanesi/tapınağı haline getirilmiştir. Her şeyi yaratan Allah (cc) nun yüzde doksan dokuzunun müslümanım dediği okullarında Allah’ı (cc) hatırlatan bir cümle yoktur. Varsa yoksa M. Kemal’in fotoğrafları, söylemleri ve onun büstünün önünde eski cahiliyede olduğu gibi her sabah çocuklarımıza bu ibadet yaptırılması terörü.

 Saygı duruşu olarak adlandırılan bu ibadetin yapılmadığı hiç bir toplantı bırakılmadı. Halkımızın büyük bölümü bu saygı duruşunun namaz ibadetinin bir rüknü olduğundan, a’dan z’ ye her şeyimizi borçlu olduğumuz Allah’a (cc) ve Allah’tan (cc)  başka hiç kimseye yapılmaması gerektiğinden haberi bile yoktur. İstiklal marşı olarak adlandırılan şirin okunmaya başlamadan hemen önce hep birlikte hemen ibadete/ayağa kalkılır ve kılını kıpırdatmadan ibadet edasıyla başlanır ve hiçbir yanlış bir şey yapmamış gibi adeta namazda Fatiha ve küçük bir sure okunma zamanı kadar ibadet sonlandırılır. 

Saygı duymak ile saygı durmağı birbirine karıştırmamak gerekir. Müslüman Allah’ın (cc) onay verdiği şeylere saygı duyar ama Allah’tan (cc) başkasına eğilmediği gibi (rükû) O’nun dışındakilere vatan bayrak veya şehitte olsa asla saygı duRmaz, duRamaz. Çünkü bunun bir şirk göstergesi olduğunu şuurunda olmak zorundadır. Aksi takdirde Allah’a (cc) şirk koşmuş olur ve bunu yapan kişininde Müslümanlığı otomatikman düşer. Çünkü cehalet mazeret değildir. Tevbe etmediği sürece Allah’ın affına mazhar olamaz. (Nisa 16,48,116)

 Halkın bilerek veya bilmeyerek kullandığı bir sıfatta kutsallıktır. “Kutsalıma dokunma”, kutsal emanetler”, veya kutsal topraklar gibi birçok nesne veya mekân için kutsallıklar üretilir. Ancak aşağıda açıklandığı gibi kutsallık ancak ve ancak Allah’a ait bir sıfattır ve Allah’ın (cc) dışındakiler için asla kullanılamaz. 

KUDDÛS, KUTSALLIK;

Temiz, hiç bir lekesi olmayan, bütün eksiklik ve kusurlardan münezzeh olan, herhangi bir eksikliği kabul etmeyen, fazilet ve güzel sıfatlardan dolayı öğülen. Istılahta ise; Kuddûs denilince, Yüce Allah'ın isimlerinden birisi akla gelir ki, bu isme göre O, zatına yakışmayan her şeyden münezzeh, bütün vasıflarda en mükemmel, tahdîd ve tasvire sığmayan, öğülmeye lâyık kemâl, fazilet ve güzellik sıfatları kendisinde olandır.

Yüce Allah'ın bu ismi, O'nun, teşbîh ve tecsîmden, bir başka şeye benzemekten, beşerî sıfatlardan münezzeh olduğunu ifâde etmektedir. Nitekim Beyhakî, bu Kuddûs ismini, kendi yaptığı ayırıma göre, Allah'tan teşbîhi nefyeden isimler arasında saymaktadır (Beyhakî, el-Esmâ ve's-Sıfât, Beyrut ty s.38). (Şamilİ. A)

Görüleceği üzere Allah’tan (cc) başka hiçbir nesne veya mekân için kutsal sıfatı kullanılamaz. Kutsal olan yalnız Allah’tır. Peygamberimize ait olan eşyalar değerli eşyalardır ancak kutsal emanetler demek o değerli eşyalara Allah’ın (cc) sıfatını yakıştırılmış olunur ki bu anlayış şirktir. Hicaz bölgesi içinde kullanılan Kutsal Topraklar ifadesi de şirk unsuru taşır. O bölgeler Müslümanların gözbebeğidir ama kutsal değillerdir. Bazı kişiler kendi özelindeki bazı değerler içinde koyu bir cehalet örneği olarak. “Kutsalıma dokunma” gibi kutsal sıfatını pervasızca kullanırlar. 

Her ne kadar Taha Suresi 12. Ayeti kerimesinde” Kutsal Vadi Tuva” olarak geçmesi oranın Rabbimizin Musa (as) yanan çalıdan seslenmesi ile ilgilidir ve Rabbimizin Musa (as) vahyi ile sınırlıdır. Vahiy seansı bitimde ise o bölgenin kutsallığı da son bulmuştur. 

Sonuç olarak bir dini bozmak için yapılan en önemli dezenformasyondan birisi o dinin kavramlarının içini boşaltarak bu gün ülkemizde olduğu gibi kendi şirk sistemine uygun hale getirerek insanları kendi süfli amellerine alet etmekten geçtiğidir. Oynanan oyun tamı tamamına budur. Yapılacak tek yöntem ise gerçekten İman edip etmediğimizi anlamak için inançlarımızın tamamını Kur’ani Kerimle sağlamasını yapmaktır. Ondan başka hakem aramamaktır. (Enam 114) Sorunlarımızı her şeyin açıklandığı (Nahl 89) kitabımıza götürmekten geçmelidir. Hz. Ömer’in dediği “öküzüm kaybolsa kurana bakarım”
Ve oradan çıkan buyruğa canı gönülden teslimiyet göstererek. 


27.08.2012 Ankara  


Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2010-08-27 , Kategori: Kavram

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com