Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

MÜDDESİR SURESİ (TAMAMI)

1629'kez görüntülendi

MÜDDESİR SURESİ Hiçbir dini altyapısının bulunmadığı gibi, (ümmi) her hangi bir yazı yazmayan, bu konuda da her hangi bir kitapta okumayan (Ankebut-48) elçi, Alak, Kalem ve Müzzemmil sureleriyle (ki ağır bir yük ve ağır bir sorumluluk) kendini donatarak, vahiy ile olan rehabilitesi/teslimiyeti tamamlanmış ve bu sureyle en zorlu adımlardan ikincisini atarak, ilahi inkılap projesini gerçekleştirmek için halkı, (Kur’an-la Furkan-52, Enbiya-45)) uyarma görevine başlaması emredilmektedir.

        بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ  1- Ey örtüsüne bürünen! 2- Kalk artık uyar.

Atılması gereken ikinci adım olan halkı uyarı eylemine geçme vaktinin geldiği ancak bundan evvel de çok önemli olan kişisel ahlaki donanımı da (takva elbisesinden) kuşanması istenmektedir. Ve tebliğ görevinde gözetilmesi gereken en önemli ilkelerden diğeri de bu görevi yaparken şirkten (= pislikten) uzak durulması emredilmektedir.

                 بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ    3- Sadece Rabbini büyük tanı.   4-5 Elbiseni temizle ve Pislikten sakın. 6- İyilik yapmayı kazanç kapısı haline getirme 7- Rabbin için sabret.

"Sadece Rabbini büyük tanı demek; O’nun sözünün yanına başka sözlere yer verme ve O’nun büyüklüğüne teslim ol ve O’ndan başka, kim ne derse desin hiçbir büyük tanıma demektir. Yani hayatını O, büyüğün buyruklarına göre inşa etmelisin demektir.

İslam coğrafyasında her gün okunan beş vakit ezanın içerisinde sürekli “Allah’u Ekber” yani “Allah en büyüktür” nidaları yankılanırken, hayatın içerisinde maalesef bunun hiç böyle olmadığına tanık olmaktayız. Ezanda, namazda, tesbihatta ve diğer birçok durumda sözel olarak; “Allah’u Ekber” sözlerini içtenlikle haykıranların ezici çoğunluğu, bu söze inandıkları halde yaşadıkları hayata yansıtmadıkları acı gerçeğiyle (Fasık) karşı karşıya kalmaktayız. (Tevbe 24)

İnsan hayatının tamamını (tevhid) Allah’a (cc) göre yani “en büyüğe göre” şekillendirilmesi gerekirken “birileri; “güneş gibi ol, toprak gibi ol, laik ol şu ol, bu ol” v.s gibi diyenlerin yanında saf tutarak, bir bütün olarak “Allah’a göre ol”mayarak büyük bir şirk üzere oldukları görülmektedir.

İşin en acı yanlarından birisi de “Allah’u Ekber” diye namaz kılan tevhitten habersiz kitlelerin İlke ve inkılaplara, başbuğlara, şeyhlere, efendilere, üstatlara, evliya olarak bilinen ölü kimseleri büyük görerek onların görüşlerine göre hayatını şekillendirenlerin (Rab edinerek) Kur’an-ı Kerimin ; ”Onlar, Allah’tan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler” (Tevbe-31 Araf-3) ayetinin tanımladığı kişi konumunda olduklarının şuurunda değillerdir. “Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuştu” (Tevbe-31)

“Sadece Rabbini büyük tanı” demek, aynı zamanda “Mekke site devletinin başkanı ve büyüğü olan Ebu Süfyan’dan izin ve icazet almadan kalk uyar” ve “yalnız Rabbinden emir al” yani “bu kur’an-la onlara karşı mücahede et” (Furkan-52) demektir. Mekke yönetimin tamamı müşrik (=Allah’a ortaklar koşarak inanalar) olduklarından ki “şirk koşanların birer necis” (=pislik) olduğu, (Tevbe-28) onlarla Allah’ın (cc) büyüklüğüne halel getirecek, “Rabbinin buyruğunu çiğneyecek bir tutum içerisine, her ne olursa olsun sakın girme” anlamına da gelmektedir.

Günümüzde, “Allah’u Ekber” (Allah en büyüktür) diyerek tevhitten söz eden birçok oluşumun (dernek, vakıf, parti) Allah’ı (cc) hakkıyla büyük tanımayarak, şirk sisteminden izin ve icazet alarak tebliğ/davet/yardım/siyaset çalışmaları yapmaktadırlar. Allah’ı (cc) tevhidi olarak büyük tanımadan şirk sisteminden izin ve icazet alarak yaptıkları bu davet/tebliğ/siyaset/yardım çalışmaları büyük bir şirk olduğunu, kendilerine hatırlatmak isteriz.

Bu şirkten tevbe edip vazgeçmeleri kendi yararlarına olacaktır. Çünkü Hem Allah’ı büyüklemek, hem de şirk sistemini büyüklemek, imana şirk bulaştırdığı için küfürdür ve kesinlikle doğru değildir. Bu anlayış aynı zamanda şu anlama gelmektedir; kusura bakma “Allah’ım, hem sen büyüksün, hem de şirk sistemi büyüktür.” (haşa!)

Ancak bu pislikten/şirkten kaçınmadan/onu tanımadan davet/tebliğ/yardım/siyaset yapmanın insanın kendini kandırmak olduğundan, Allah (cc) katında bunun hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Elektrik, su gibi abonelikleri davet/tebliğ göreviyle aynı kefeye koyarak bununla özleştirenler, büyük bir yanılgı içerisindedirler.

“Elbiseni temizle ve pislikten sakın” emri ilahisi, giydiği elbiselerden ve fiziksel kirlilikten öte, “ahlaki kimliğini şirkten/pislikten uzak tut” demektir. Binaenaleyh, aslolan “takva elbisesi” (Araf-26)   olduğu yani kişiliğin/ahlakın tamı tamamına Kur’an-i olması demektir.                   

   بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ    6-7 İyilik yapmayı kazanç kapısı haline getirme ve Rabbin için sabret.

Günümüzün en feci yanlışlardan birisidir, İslam’ı kazanç kapısı haline getirmek. Maalesef kendilerini Müslüman olarak tanıtan çoğu grubun bu yanlışa düştüğüne tanık olmaktayız. Bir Müslüman, daveti meşru hangi araçla yaparsa yapsın bu çalışmasından dolayı muhataplarından asla ücret talep edemediği gibi nüfuz elde etmek içinde yapamaz. Bu çalışmayı Müslüman olmayan ihtiyaç sahibi birisine de Müslüman olsun diye yardım yapılması Müslümana yakışmaz. Çünkü “Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. “Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz." (İnsan-8-9) Ayeti Kerimesi Müslümanın ahlakıdır ve kimsenin inançlarını sorgulamadan yardım yapılmalı ve sabırla bu konumunu devam ettirmek durumundadır. Muhtaç insanlara yardım yaparak onları kendimize itaat etmesini isteme hakkımız yoktur Çünkü ihtiyaç sahiplerine yardımı O, Büyüğün sözüne istinaden yapıyor olmak gerekir.

      بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ  8-9-10- O sûra üflendiği zaman, İşte o gün pek zorlu bir gündür. Kâfirler için hiç kolay değildir.

Kalk borusu (sur) çalarak, kıyametin (dirilerek ayağa kalkış ve din günü yani hesap verme günü) geldiği vakit, kayıt altına alınmayan hiçbir eylemin ve söylemin olmadığı zaman, kâfirler için hiç kolay olmadığı ifade edilmektedir.

“Amel defterler açılıp” (Tekvir-10) Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde, O gün kişi kaçar, kardeşinden anasından, babasından, eşinden ve oğullarından, onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır. Yüzler var ki, o gün parıl parıl, güler, sevinir. Yüzler de var ki, o gün tozlanmış, Onları karanlık bürümüş, İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar. (Abese 33-42)

Kişinin yıllar yılı birlikte hayat sürdüğü, acı günde tatlı günde hep beraber olduğu, ağladığında gözyaşını silen, başını dayadığı yakınlarını bile görmeye tahammül edemeyerek kaçacak olacağı, gerçekten insana acı veren bir durumdur. Böyle bir kaçışın olmaması için vahyi bilgiye sahip olup bunu onlara iletmeyenlerinde işi çok zor olacak demektir. O gün bu kahredici durumla yüz yüze gelmeden hemen şimdi tevbe edip Kur’an-i bir kişiliği kuşanmak, kur’an-i bilgisi olanlarda bu bilgiyi hemen yakınlarına aktarmak suretiyle her halde en doğru bir hareketi gerçekleştirmiş olacaktır. Vahye bugün tepki koyan yakınların, o gün insana tepki koymasından kuşkusuz davetçi için hayırlı olacaktır.

 

       بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ  11- Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.

 12- Hem ona bol servet verdim. 13- Hem göz önünde oğullar verdim.

14- Hem ona büyük imkânlar sağladım.

15- Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım.

16- Hayır, çünkü o bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.

17- Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.

18- Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti. 19- Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.

20- Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti.  21- Sonra baktı. 22- Sonra kaşını çattı, surat astı.

23- Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.

24- "Bu, dedi, başka değil öğretile gelen bir sihirdir." (eskilerin masalları)

25- "Bu, sadece bir insan sözüdür."26- Ben onu Sekar'a sokacağım.

27- Bilir misin sen, nedir o sekar? 28- Ne geriye bir şey kor, ne bırakır.

29- Durmadan derileri kavurur. 30- Üzerinde on dokuz vardır.

31- Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir

Hayatları boyunca Allah’a (cc) şirk koşmayı bir hayat biçimi olarak kanıksayan Mekke elitlerinin, katmerli kirliliği, vicdanlarının tamamen kararmış olması, elçinin getirdiği mesaja karşı olumlu bakmalarını engellemiştir. (neden- sonuç ilişkisi). Yapayalnız olarak yaratılmasına rağmen etrafında sayısız kölelerin bulunduğu ve bu köleler tarafından her türlü istediğinin yerine getirildiği, onları öldürme dâhil her türlü insanlık dışı uygulama yapılmasının suç olmadığı, refahın, zenginliğin ve emre amade oğulların varlığı kendilerini aşırı derece şımarttığından alçak dağları ben yarattım havalarına girmiş ve tek olarak yaratıldığını unutmuştur. Ve kendisine cömertçe ikram edilen bu ihtişamın daha da artırılmasını istemekle ne kadar aç gözü ve sınırsız iştaha sahip olduklarının ispatıdır.

Hep hesap soran, ancak kimseye hesap vermeyen müşrik elitlerin, kölelerle eşitlenmesini, onlarla din kardeşi olup aynı sofrada yemeğini paylaşmasını isteyen bir dinin benimsemesi beklenemez. Bu konuda Ebu Leheb’in; “bir köleyle beni eşit sayan bir dini asla kabul etmem” sözü, bu duruma en çarpıcı bir örneklerden birisidir. İlginçtir ki ülkemizin Cumhurbaşkanları da vatana ihanet! dışında yargılanmaktan muaf tutuluyor her nedense.

Cahiliyenin, yukarıda kendilerine lütfedilen dünyalığın, İlahi usullere ters davranmaları nedeniyle aslında kendileri için cehennemin kapılarını ardına kadar açmasına yaramıştır. Gücün ve servetin şımarttığı bu müşrik kodamanlar, vahye karşı aklıselime yanaşmamışlardır. Ölçme ve değerlendirme usulleri tapındıkları nefis ve şeytan ile paralellik arz etmiştir. Bilindiği gibi şeytan mevcut konumunu İlahi buyruğa rağmen değiştirmeyerek Allah’a (cc) şirk koşmuştu.

Vahye karşı ölçme ve değerlendirmeyi büyüklük taslayarak “bir insan sözüdür“ sonucunu çıkarmaları onların tepeden tırnağa kirlenmiş olduğunun göstergesidir. Ayetler için “bu bir insan sözüdür” iddiasında olanlara şu soruyu sormak gerekir; “Haydi bunun gibi bir ayette siz getirin” (Tur-34) madem bu bir insan sözüdür o zaman herkes bunu söyleyebilir, haydi sizde böyle sözler getirin eğer iddianızda sadıksanız. Muhammed (as) uydurdu diyenler, o günden bu güne kadar bu iddialarını gerçekleştirememişlerdir. Ve asla da gerçekleştiremeyeceklerdir. Ancak bunu gerçekleştiremeyenler, bunun yerine tapındıkları kişilerin nutuklarını/kitaplarını vahyin yerine koymaya çalışmış lakin bu girişimleri de sonuçsuz kalmıştır. Bu tavırları devam ederken tevbe etmeden ölmeleri durumunda onların Allah’ın buyruğundan asla çıkmayan meleklerin gözetiminde “sekar” olarak tanımlanan derileri kavuran ve çok şiddetli bir ateşin/cehennemin müdavimi yapacaktır.

Günümüzde on dokuz sayısına kafayı takanların bulunduğu gibi vahyi matematiksel, (ebced) bir alana çekerek kendileri gibi insanları da saptırmak isteyen kalbi/algısı hastalıklı şahıslar vardır. İman eden şahsiyetler kalbi ve algısı hastalıklı olanlara aldanmazlar ve on dokuz sayısının verildiği bu ayete, hepsi Rabbimizdendir, “işittik ve itaat ettik” (Bakara-285) diyerek onu sağa sola çekerek teviline yanaşmazlar.

                                       بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ  

32- Hayır, ant olsun aya, 33- Döndüğü an o geceye, 34- Ve açtığı sıra o sabaha.

35- Kuşkusuz o Sekar, büyük belalardan biridir. 36- Uyarmak için insanları.

37- İçinizden ileri gitmek veya geri kalmak isteyen kimseleri..

38- Her nefis kendi kazancına bağlıdır. 39- Ancak amel defterleri sağından verilenler hariç.

40- Onlar cennettedirler, sorup dururlar. 41- Suçluların durumunu.

42- "Nedir sizi Sekar'a sokan?" diye. 43- Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik."

44- "Yoksula da yedirmezdik." 45- "Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik."

46- "Ceza gününü yalanlardık." 47- "Nihayet bize ölüm gelip çattı."

48- Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda vermez.

49- Şimdi o Kur’an’dan yüz çevirirlerken ne mazeretleri var?

50- Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri. 51- Aslandan kaçmaktalar.

52- Hayır, onlardan her kişi kendisine açılmış sayfalar verilmesini istiyor.

53- Yok, yok onlar ahiretten korkmuyorlar. 54- Hayır, hayır, O Kur’an kuşkusuz bir öğüttür.

55. Dileyen onu düşünür. 56-Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da o’dur, bağışlayacak da.

Aya, geceye ve sabaha yemin edilmesi, Rabbimizin “Sekar” konusundaki ciddiyetinin ifadesidir. Bilindiği gibi bir konuda yemin edilmesi, olayın yüzde yüz doğruluğu için yapılır. Bu nedenle sekar olarak tanımlanan o çok yakıcı ve alçaltıcı ateşe girenlerin, artık oradan çıkamayacakları için Rabbimiz sınırsız merhameti gereği kullarına bu uyarıyı ölüm gelip çatmadan şimdiden yapmaktadır ki kâfir olarak ölürseniz durumunuz bu olacaktır ayağınızı denk alın diye.

Sekarı hak edenlerin orada kendi ağızlarından suçlarını itiraf ettikleri, hangi buyrukların yerine getirilmediği takdirde bu acı sonla yüz yüze geldikleri bildirilmektedir. Hayatlarını fıtrat dini olan İslam’ın dışında tüketenlere bir uyarı olan bu ayetler mü’minler içinde bir uyarıdır. Zira yarım yamalak teslimiyette bir işe yaramayacaktır.

İlahi mesaja uygun yaşamayan ancak insanlara da kötü davranmayan yukarıdaki ayetlerde suçlarını itiraf eden (İslam’a sırt dönmüş ancak kimseye de bir kötülüğü dokunmamış)  kâfirlerin dünyada ki iyi hallerinden etkilenen mü’minler, onların iyi hallerini Rabbimize sunarak şefaat/torpil isteyerek tanıklık etmek istemeleri de (Müslüman değildi ama bize de karışmazdı ve bize de bir kötülükleri dokunmadı dinimizi özgür bir şekilde yaşardık gibi) sonuçsuz kalacağı ifade edilmektedir.

Yaşamları boyunca vahyi duyar duymaz vahşi hayvanların can korkusu nedeniyle kaçmaları gibi kaçanlara, vahyin bir öğüt olduğu, “bunu dileyenin, isterse öğüt alacağı” (Müzzemmil 19, İbrahim-52, Sad-28) ancak buna rağmen Allah (cc) dilemedikçe onların öğüt almasının imkânsız olduğu vurgulanmaktadır. Zira tepeden tırnağa kirlenmiş, sayısız günah işleyen insanların kolay kolay vahye dönmeleri zor göründüğü bildirilmektedir.

 

Abdulkerim ULUDOĞAN

22.09.2013 Ankara

 

.

 



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-09-22 , Kategori: Makale

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com