Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Sosyal Medya

FİTNE (DEMOKRASİ ) ADAM ÖLDÜRMEKTEN KÖTÜDÜR

2569'kez görüntülendi

                        

 

 

   FİTNE (=DEMOKRASİ) ÖLDÜRMEKTEN DE KÖTÜDÜR!

 

FİTNE-(ÇOĞULU=FİTEN)  Azgınlık; sapıklık; azap; fikir karışıklığı, ayrılığı. Bir şeye tutkunluk, günah, küfür, rüsvalık, mal ve evlat. Fiten, fitnenin çoğulu. Fitne, ilk önce imtihan, deneme ve sınama anlamında kullanılmış, daha sonra kapsamı genişlemiştir. Fitne kelimesi fetene-yeftinu'den mastar. Kur'an-ı Kerim’de altmış kadar ayette bu kelime ve türevleri çeşitli anlamlarda kullanılır.

 

1) Fitnenin küfür boyutundan birisi, demokratik siyasal sistemdir.

 

Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur'ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, her biriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir (Maide 49)

 

İnsanları kuşatarak küfre düşürmede en önemli paya sahip olan günümüzün fitnesi, dünya genelinde ve özellikle İslam coğrafyasında sürekli dillendirilmesi nedeniyle ülke halklarını İslam dininin birleştirme özelliği çiğnenerek etnik ve mezhepsel fırkalara ayrıştıran ve bu ayrışmaları kurumsallaştırarak fitneye meşruiyet kazandıran demokratik sistemdir diyebiliriz. Demokratik fitne sistemi; insan hayatın tamamına yakın bölümünü İslam’dan bağımsız olarak dünyevileştirmesi  (seküler) sonucunda her türlü ahlaksızlık ve fitne tohumları demokraside filizlenmiş ve demokraside vücut bulmuş ve yasalar çıkartılarak meşrutiyet kazandırılmıştır.

 

İnsanları bireyselleştirerek kardeşlik anlayışından uzaklaştıran Demokratik sistem, fitnenin anasıdır. Demokratik fitne sistemi, İslam’ın emrettiği insanın tabiatına yani yaratılış özelliğine uygun olan güzel ahlakın yerine insan tabiatını tahrip ederek insan, hayvan karışımı yaratığa dönüştürerek ahlaksızlığın her türlüsünün yeşermesine onay veren ve toplumun İslami ahlak anlayışının sıfırlanmasına neden olan zulüm sistemidir. İslam inancını yok eden kitle imha silahı niteliği taşıyan ve birçok kötülüğün kaynağı olan demokratik fitne sistemi, insanları özellikle medya afyonuyla uyuşturarak duyarsızlaştırmış ve girdabına düşürdüğü insanları, kurduğu tuzaklarla şeytanın kardeşleri haline getirmiştir. Şeytanın kardeşi olmak, küfürle eşdeğer olduğundan öldürmekten daha beterdir.

 

Bu nedenle içinde yaşadığımız çağın popüler rejimi olan demokrasi, şeytani eğilimlere kucak aşması nedeniyle İslam Dininin en önemli düşmanı konumundadır. Demokratik fitne sisteminin tuzağına ancak vahiyden uzak insanlar düşer ve ancak vahiyden uzak olan insanların kimyasına kolayca fitneler ekerek, doğasının bozulmasına neden olur. Demokrasi fitnesinin herkesi kuşatacak sinsiliği nedeniyle olağanüstü temkinli davranmak, ben ancak Müslümanlardanım (Fussilet 33) diyen her şahsiyet için hayati öneme, daha doğrusu akidevi bir öneme haizdir. O halde demokratik fitne sistemine sempati ile bakılmadığı gibi meyil de duyulmamalıdır. Çünkü demokrasiye meyletmek, zamanla insanı demokrasinin kucağına iterek İslam’dan uzaklaştıracaktır. Müslümanlık iddiasında olup da kendilerini Demokrat olarak tanımlayanlar,  yaşamlarının tamamını Yüce Allah’ın ilkelerine göre değil de demokratik ilkelere, yani insanların ilkelerine göre tanzim ettiklerinden yaşamlarının bir kısmını Yüce Allah’ın ilkelerine göre düzenleseler dahi Müslümanlıktan otomatikman düşerler. Yani bir insan aynı anda hem Müslüman hem de demokrat olamaz. İki otorite, (İlahi otorite veya beşeri otorite) aynı sinede, aynı anda yer alamaz.

 

Onlar, o kimselerdir ki dünya hayatını ahirete tercih ederler, (insanları) Allah'ın yolundan çevirirler ve onun eğrilmesini isterler. İşte bunlar, çok büyük bir sapıklık içindedirler. (İbrahim 3)

 

O halde insanları dünyadan tamamen soyutlamadan ahiret odaklı yaşamı öneren İslam dininin yerine insanları tamamen dünyaya odaklı yaşamı(sekülerizm) empoze eden demokratik küfür sisteminden ilahi sisteme yönelmek isteyenler, bir an evvel demokratik küfür yapılanması/sistemi içerisinden ayrılarak varlığıyla karanlığı yok ederek, aydınlığı temsil eden Kur’ani ilkeleri esas alacak bir toplum yapılanması içerisinde yer almak durumundadırlar. Bu yapılanmaya maddi ve manevi katkı sağlayacak insanlar, öncelikle bu yüce davaya hazır olduğunun şuurunda olması gerekir. Gerçekten vahyin çizdiği yol haritasında belirlenen rotaya kendini hazır hissetmesi durumunda bu yoldan geri dönüşün olamayacağına da iman etmekle birlikte şunlara da iman ederek yerine getirmesi gerekir;

 

Allah’a, peygamberlere, kitaplara, meleklere ve ahiret gününe iman etmeyi, şirk koşmamayı, kasten adam öldürmemeyi, gücü ölçüsünde kazancından yetimlere, yoksullara ihtiyaç Asahiplerine pay ayıracağını, Darul Erkamda (Peygamberimizin (sa) kuran eğitimi verdiği Hz. Erkam’ın evi)olduğu gibi Kuran öğretimi ve eğitimi çalışmalarına birinci önceliğe alarak katılmayı ve bilgisi dâhilinde en yakın akrabalardan başlamak üzere tebliğ çalışmaları yapmayı, annesine babasına öf bile dememeyi, yalan söylememeyi, iftira etmemeyi, zanla hareket etmemeyi, yetimlerin malına gayri meşru yaklaşmamayı, faiz yememeyi, zina yapmamayı, demokratik dinin/sistemin omurgası olarak bu sistemi ayakta tutan partilerde yer alınmadığı gibi bu sisteme biat etmemeyi yani oy kullanmamayı, İslam adına çıktığı iddiasında ki şirk yuvaları olan vakıf ve derneklerde yer almamayı, hiç kimse hakkında yargısız infazda bulunmamayı, Müslüman kardeşlerini kendi nefsine tercih etmesi gerektiği, yapmadığı şeyleri başkalarına önermemeyi, emrolunduğu gibi dosdoğru hareket etmeyi, kâfirlere boyun eğmemeyi ve kısaca her hareketinin Kur’ani olmasına özen göstermelidir

 

 Ayrıca günümüzün en büyük siyasal fitnesi olarak tanımlayabileceğimiz demokrasi cephesine karşı Kur’ani Mücahedeyle çıkanlar şunu da bilmeleri gerekir ki tarihin her döneminde olduğu gibi bugünde Vahyi, toplum geneline yayma girişimlerinde bulunan Müslüman şahsiyetleri öldürmek dâhil her türlü engellemeye çalışan din düşmanları bulunmaktadır.

Ülkemizde ise bu engellemeyi İslami sistemin düşmanı Kemalist/demokrat fitne sisteminin elitleri tarafından fitne/demokrasi silahını kullanarak yaptıkları görülmektedir. Hem de hiçbir etik kural tanımadan ahlaksızca ve kalleşçe.

Bu engellemeyi yapan demokratik fitnecilerin sığındığı tek söylem ise Kemalist demokrasidir. İşte bu Kemalist demokratik fitneciler, İslami açıdan hiçbir meşruiyeti olmayan birçok toplumsal siyasal ve ekonomik politikaları üreterek şu savunmayı her zaman yaptıkları görülür ve şunu söylerler; “Demokrasi var kardeşim, dileyen dilediği şeyi kanunlar çerçevesinde söyler ve yapar.” Ancak ileri sürerek önemsediklerini iddia ettikleri kanunları, kendi heva ve hevesleri için uydurduklarını hatırlamak istemezler.

 

Çünkü küfürlerine kendi zanlarınca yasalar çıkartarak meşru kılıflar bulmuşlardır. Diğer yandan heva ve heves tutsakları olan bu demokratik fitneci güruh, İslami esaslara ise son derece katı ve baskıcı yanaşmakla kalmaz, Taliban anlayışı ya da Vahhabilik anlayışı diyerek kırıcı ve aşağılayıcı davranmaktan da geri kalmazlar. Müslümanları ayak takımı görerek ötekileştirmekten de zevk alırlar. Yüce Allah’ın yarattığı arzda, O’nun ilkelerine karşı hem kör ve sağır olurlar hem de Müslüman gibi görünerek kendine İslam süsü veren particiler, vakıfçılar, dernekçiler, tasavvufçular ve Diyanet İşleri Başkanlığı dâhil birçoğundan da sadece din edebiyatı yaparak demokratik fitne sistemine destek alırlar. Bu desteği de genelde ilahiyat desenli şovmenlere yaptırırlar. İlahiyat desenli bu gibi şovmenler İslam’ın siyasi amacının bulunmadığını demokratik sistem adına oluşan meclisin halkın yaşamına kurallar koyabileceğini, sosyal, siyasal ve ekonomik politikalar üretebileceği iddiasında bulunurlar.(Z.Beyaz, Y.N.Öztürk )

 

Oysaki Yüce Allah’tan başka hiç bir kimse veya kimseler, insanlar üzerine halk adına da olsa kural koyamaz. İnsanların üzerine İslam dışı Sosyal, siyasal ve ekonomik politikalar öneremez. Çünkü insanlar üzerine ilahi/vahyi onay olmadan kurallar koymak, sosyal, siyasal ve ekonomik politikalar üretmek, aslında insanlar üzerinde ilahlık iddiasında bulunmak demektir. Bu eylemin adı ise Yüce Allah’a karşı şirk koşmaktır ve şirkte çok büyük bir zulümdür.(Lokman 13)

 

Hayatın tamamına vahiyle bakma gayreti içinde ki Müslümanlar olarak, insani görevimizi yerine getirmek için günümüzün en önemli fitnesi olan demokrasiyi ve onu ayakta tutan İslami oldukları iddiasında ki oluşumlar (partiler, dernekler vakıflar) içinde yer tutan insanları,  Kâinatın tek sahibi ve yöneticisi olan Yüce Allah’ın sözleriyle vahiyle (Enbiya 45) uyarmaya devam edeceğiz, tabiî ki kendimizi unutmadan ve kendimize teğet geçirmeden.  Yani, Vahyin emrederek yapmamız gereken salih amelleri, yerine getirdikten sonra ancak başkalarına yapmalarını önererek.


2)”Fitnenin sıcak savaş boyutu;

 

”Fitne tamamen yok oluncaya kadar kâfirlerle savaşın!” (Bakara 193)

 

İnsanlar genelde, toplumsal yaşam içerinde kalmayı tercih ederler. Özelde ise Müslümanlar toplumsal yaşam içerisinde kalmaları imani bir zorunluluktur. Bu toplumsal yaşam içerisinde bulunan Müslümanların da olmazsa olmaz denilebilecek yükümlülükleri vardır. Yani yeri geldiğinde bu yükümlülüklere boyun eğmesi, karşı çıkmaması gerekir. Sıcak savaşa katılmakta bu yükümlülüklerden birisidir. Allah (cc) yolunda savaşmak üzere geçerli bir mazereti olmayanlar (sıcak savaşta yer alamayacak kadar özürlü olanlar, çocuklar ve yaşlılar) dışında her Müslüman’a savaşa katılmak farzdır. Savaşa katılmamak için yalan beyanda bulunanların fitneye düşeceği ve bu eylemleri onları küfre düşürerek cehennemlik edeceği ifade edilmektedir.

 

Kâfirler yapıları gereği her dönemde olduğu gibi günümüzde de sömürü düzenlerini sürdürmeleri için Müslümanların tevhidi bütünlüğünü yok etmek suretiyle zayıflatmak amacı güderler.  A.B.D ve yandaşlarının Afganistan’a ve Irak’a, İsrail’in ise Filistin’e girmek için çıkarmış oldukları fitnenin adı “böl, parçala, yut” politikası olmuş ve maalesef bu politikalarında da başarılı olmuşlardır.

 

Günümüz dünyasının sömürü çarkının lokomotifi olan A.B.D, arkasına taktığı bazı birleşmiş eşkıya devletleriyle hedefindeki ülkelerin bütünlüğünü zayıflatmak ve ya yok etmek için etnik veya mezhepsel ayrıştırma politikası içerisindedirler. İşgal edilecek ülkelere ilk önce dost görünme taktiği güderler. Daha sonraki taktikleri ise halkları birbirine düşürmek ve

dolayısıyla fitne çıkararak komşularıyla savaştırarak zayıflatmak, sudan bahanelerle Irak’a yaptığı gibi daha sonra kendisi işgal etmektir.

 İşgal gerekçesi ise daha evvel İran için kullanmaları için verilen Kimyasal silahlar örneğinde olduğu gibi. Ancak A.B.D tarafından Irak’a verilen kimyasal silahları halkı Şii ve Kürt olan Irak’ın bir şehri Halep’çe de kullandırılmış beş bin masum insanın katledilmesinin üstü örtülerek ses çıkarılmamıştır.

 İşgal sebebi olarak sayılan kimyasal silahlar da bir türlü bulunamamıştır. Çünkü verilen kimyasal silahların tamamını Saddam yönetimi tarafından kendi halkına ve İran’a karşı kullanmıştır. En önemlisi de Irak’a yapılan bu demokratik! İşgal, milyona yakın insanın canına mal olmuştur ve hâlâ da devam etmektedir. Ayrıca Demokrasi getirme iddiasının açtığı en önemli sonuçlardan birisi de Irak halkının birbirine düşman edilmesidir. Anlaşılacağı üzere demokrasi adı altında büyük bir fitne çıkartılarak insanlar mezhepsel ve etnik ayrıştırmalarla birbirlerine düşman edilmiş ve kısa zamanda kolay kolay kapanmayacak demokrasi kılıfı içerisinde büyük bir fitne tohumları ekilmiştir.

 

Görünen odur ki İslam coğrafyasında kendilerine İslam süsü verilen yöneticilerinin Yüce Allah’ın Müslümanlar için buyurduğu topluca Allah’ın ipine sarılmalarını beklemek safdillik olur. Topluca Allah’ın ipine sarılmaları mümkün olmayan bu yöneticilerin, sadece kendi nefislerini düşünmeleri nedeniyle fitnenin İslam coğrafyasına girerek yaygınlaşmasına neden olmuştur. Halkından bir kısım insanların Müslüman olduğu devletlerin yöneticilerin “fitne kalmayıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar savaşmaları” (Bakara 193) beklenemeyeceği gibi zalimlere de zulümlerinden dolayı dur deme basiretini de göstermeleri beklenemez. Batının Kuklası durumundaki İslam coğrafyası yöneticilerinin bu duyarsız tutumları,  Davos şehrinde Başbakan R.Tayip Erdoğan’ın“one minute” diyerek çıkış yapması dahi küfrün önderlerinin cesaretini kıramamış ve küfrün önderleri de İslam coğrafyasına fitne üzerine fitne ekmeye devam etmektedir. Ekilen bu bölücü fitne tohumları insanların birliğini parçalayarak yok ettiğinden Filistinde ki; El Fetih, Filistin Kurtuluş Örgütü, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin İslami Cihad ve Hamas yapılanmalarında olduğu gibi beşe bölündüğünden Filistinlilerin zulme karşı dirençleri de bazı başarılar elde etmelerine rağmen kırılmıştır. Filistinliler hem örgütlerin birbirleriyle çatışmaya girerek birlik olamadıkları ve hem de toprak bütünlüklerini de kaybettikleri için zalim İsrail’de zulüm üzerine zulüm yapmaya devam etmektedir. Bu zulüm de kurtulmanın ölçüsü şu ayeti kerime de dile getirilmektedir.

 

Ayrıca Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal 46) ve ayrıca;

 

Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir. (Ali İmran 139)

 

3) Fitnenin soğuk savaş boyutu

 

Şu anda ülkemiz darul harp olmadığından sıcak savaş yaşanmamaktadır. Sıcak savaş (darul harp), küfürle mücadele şeklinin yalnızca bir bölümüdür. Vahyin, insanlara tebliğ edilmesi de mücadele şeklinin (soğuk savaşta diyebiliriz) en önemli unsurlarından birisidir. Müslümanlar, insanları fitneye düşüren demokratik sistem karşısında sessiz kalamazlar. Güçlerinin yettiği kadar mücadele vermek zorundadırlar. Bu mücadele şekli peygamberi kıvamda ve dozda olmasına Vahyi İlahi gereği azami ölçüde dikkat edilerek yapılması gerekmektedir.  Bu tutum, Müslüman şahsiyetler için imanı bir zorunluluk olmakla birlikte, imanlarının sağlıklı kalmasına da yarayacağından, demokratik sistemi tarafından kurulacak fitneye düşülmemesine de büyük bir engel teşkil edecektir.

 

Müslüman’ın bundan önce de kişisel olarak bazı adımlar atması gerekir. Asr suresinde belirlendiği gibi ilk adım olarak iman etmede belirlenen şartlardaki gibi iman ettiğini test ederek vahiyle örtüşür hale getirmesi lazım gelir. İkinci adım, Salih amelde bulunmak, üçüncü adım hakkın tavsiyesi ve dördüncü adım ise bu aşamalardan geçerken zorluklara direnç göstererek sabretmek olmalıdır. Bu şekilde kendisini vahiyle uyumlu hale getirerek yani kendisinin düşünce söylem ve eylemi bazında vahyin istediği kıvamda değiştirerek aydınlandıktan sonra çevresini de vahiyle aydınlatma çalışmaları yapması gerekir. Suya atılan taşın oluşturduğu haleler gibi,

 

 Kişi, kendi imanını vahyin belirlediği kıvamda olgunlaştırarak hayırda yarışılması sonucunda da İlahi rahmet gereği Yüce Allah, (cc) Müslümanları aynı ilahi frekans üzerinde bir araya getirecektir. (Bakara 148)Aynı frekans üzerinde bir araya gelen Müslüman şahsiyetler de güçleri ölçüsünde hareket ederek Demokratik fitne sistemiyle mücadele edecektir.

 

Kâfirler de aslında birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdırlar. Eğer siz de öyle yapmazsanız, (sizde birbirinizin dostu olmazsanız)yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat çıkar.(Enfal 73)

 

Yeryüzünü fesada verenlere karşı Müslümanım diyen her şahsın, imanını Kur’ani Kerim süzgecinden geçirerek atılması gereken yanlışları atarak ve eksiklerini, yine Kurani Kerimden tamamlayıp vahdeti sağlayarak tevhid bayrağının altında toplanması gerekir. Ancak bu şekilde vahdet sağlandığı zaman yeryüzünün birleşmiş fesatçılarına karşı birleşerek mücadeleye girişilebilir ve fitne ve fesat yok edilebilir.

 

4) Açılımlar İlahi olmazsa Toplumda Fitne oluşur.  

 

Ülkemizde uygulanmakta olan Demokratik/Kemalist fitne sistemi öyle büyük fitneleri yeşertmiştir ki nereden tutulursa tutulsun insanın elinde kalmaktadır. Güncel olması nedeniyle bu fitnelerin bir tanesi de Hükümetin “demokratik açılım veya Kürt açılımı” adı altında çalışma başlatmış ve tartışmaya açmıştır.

Bu açılımın içeriği tam olarak şekillenmese de Demokratik dinin çözüm olarak sunulması insanları kandırmamalıdır. Demokratik açılım altında ülkemizde ki tüm etnik ve dini kimliğe sahip olan insanlara çeşitli haklar tanınmasına hiçbir Müslüman’ın engel olması veya karşı çıkması düşünülemez.  Eğer açılım sadece Kürt açılımı olacaksa yanlış olan budur, itirazımız da bunadır. Çünkü bu ülkede sadece Türkler ve Kürtler yaşamamaktadır. Diğer 35 adet etnik kimliği sahip olan insanlar ne olacak? Nüfusu yoğun olan bu iki ırkın dışındaki ırkların nüfusları az olduğu için önemsememek mi gerekir? Gürcüler, Araplar, Arnavutlar, Çerkezler ve diğerlerine de açılımlar düzenlenecek mi? Düzenlense bile barışa ulaşılacak mıdır? Bu tarz bir açılımla yani sadece Kürtleri kapsayan bir açılımla  istenilen barışa asla ulaşılamayacaktır, Çünkü her ırk, mevcut sistemin İslam düşmanlık temeli üzerine kurulan siyasi yapısı gereği İslami bakış açından uzak olarak meseleye bakacaklarından kendi ırkına diğerlerinden daha fazla hak isteyecek, bozgunculuk, anarşi bölücülük çıkacak ve fitne ateşin yakılmış olacak dır. Ya da Kürt açılımı meselesini Cahiliye Hizip Partisi Genel Başkanı D.Baykal gibi bulandıracaktır. 

 

CHP’ nin eski Genel Başkanı D.Baykal 37 adet etnik kimliğin tamamını Türk Milleti olarak değerlendirmesi kendisinin Cahiliye Hizip Partisinin(C.H.P) başkanı olduğunu ispat etmektedir. Hiçbir sosyolojik temele dayanmayan bu kadar cahilane bir söylemi ancak D. Baykal gibi cahillere yakışır. Nasıl ki Kürt, bir ırkın adıysa Türk de bir ırkın adıdır. O halde göz göre göre meseleleri çarpıtmanın, sap ile samanı birbirine karıştırmanın hiç lüzumu yoktur.

 

Tüm kavimleri Yüce Allah (cc) birer ayet olarak tanışasınız diye yarattığını birinin diğerine üstünlüğünün söz konusu olmadığı bildirilmesine rağmen Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca Türk ırkından başka ırkları yok saymakla kalmamış aşağılamıştır da.  Ne mutlu Türküm diyene, bir Türk dünyaya bedeldir gibi birçok deyimler üretilerek, Yüce Allah’ın (cc) birer ayet olarak yarattığını buyurduğu (Hucurat 13) diğer kavimlere büyük bir zulüm yapılarak fitne çıkartılmıştır. Şimdide tabiri caizse Kürtlerin sesi fazla çıktığından Hükümet, günah çıkarma açılımlarına girişmiştir.

Hiçbir insan, kendi ırkını seçme hakkına sahip değildir. Bu Yüce Allah’ın (cc) takdiridir. Yüce Allah (cc) beni Türk kavminden yaratması benim için değiştirilmesi veya inkâr edilmesi mümkün olmayan bir kaderdir. Bu nedenle her bir Müslüman kendi kaderine (hangi ırktan/kavimden yaratılmasına)iman etmek zorundadır. Ayrıca eskilerin deyimiyle; “aslını inkâr eden haramzadedir”

 

Aşağıdaki Hadisi Şeriflerde Hükümetin Gündeme taşıdığı Kürt açılımı sadece Kürtleri kapsayacaksa, uyanık olan fitnenin daha da uyanmasına neden olacak ve bu fitne ateşinin ülkemiz coğrafyasının tüm bölgelerini yakmasıyla sonuçlanabilecektir.

 

Hükümete ve Muhalefete sesleniyoruz; neden Âlemlere Rahmet olarak gönderilen İslam dininin kıyısına kenarına dokunmak yerine bir bütün olarak sarılmıyorsunuz? Sizleri korkutan nedir? Eğer bir güçten korkuyorsanız, korkulması gereken en üstün güç Yüce Allah (cc) değimlidir? Tabiî ki Yüce Allah (cc) diyeceksiniz. O halde halkımızın yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğunu söylediğiniz bir ülkede, İslami açılımdan daha iyi, daha barışçıl, daha adil, bir açılım olabilir mi? Elbette olmayacaktır. Çünkü İslami bir açılım, nüfusumuzun yüzde yüzünü kucaklayarak barış getireceğinden üniter devlet yapısı da bozulmayacak, gücümüze güç katacaktır. Ayrıca diğer dinin mensuplarını yok saymayı, onlara baskı yapmayı, öncelikle Yüce Rabbimiz yasaklamaktadır. Gayri Müslimler fitne çıkarmadıkları sürece dün olduğu gibi bu günde,  bizim vatandaşlarımız olmaya ve İslam’i bir yapılanmadan sonra huzur içerisinde yaşamaya devam edeceklerdir.

  

3) Sözde Hadis adı altında fitne çıkarmak

 

Bunun üzerine o zulme devam edenler sözü değiştirdiler, onu kendilerine söylenildiğinden başka bir şekle soktular. Biz de kötülük yaptıkları için o zalimlere murdar bir azap indirdik.(Bakara 59)

 

İslam dinine en çok yapılan fitnelerden birisi de Hz. Muhammed’in (a.s) söylemesinin mümkün olmadığı sözleri hadis adı altında yayma girişimleridir. Fitne organizatörleri gece gündüz demeden yalan ve küfür içeren sözleri albenili yaparak peygamberimize ait olması mümkün olmayan hadisler uydurmuşlar ve toplumu kandırmışlardır. Maalesef okuma ve araştırma özürlü olan halkımızda uydurma hadis organizatörlerinin tuzağına düşüvermişlerdir. Kitaba İman ettikleri iddiasında olan halkımız, Kur’ani Kerimi kendi anlayacağı dilde okuma ve araştırma zahmetinde bulunmuş olsalardı bu fitneye düşmezlerdi.  Çünkü Kurani Kerim; muttakiler (Yüce Allah’a kayıtsız ve şartsız teslim olanlar) için yegâne aydınlık yolun parametrelerini veya ilkelerini tastamam vermektedir.

 

Şüphesiz, Peygamberimizin (a.s) ahlakı, 23 yıla yakın zamanda indirilen, hayata dair tüm problemlere ışık tutan, yaşamımızın yegane iksiri Kurani Kerimdi. Bu nedenle vahiy penceresinden bakan her Müslüman, peygamberin ahlakının Kurani Kerim olduğunu anlamış olacaklarından hadis adı altında söylenen sözlerin hangisinin peygamberin (s.a) ait hadis olacağını, hangisinin olmayacağını vahiy penceresinden bakarak anlamış olacaklardır. Bu nedenle de fitneye düşme riski ortadan kalktığından bu alandaki imtihanı kazanmış olacaklardır.

 

Böylece vahiy penceresinden bakma ölçüsünü benimseyen Müslümanlar, hem peygamberimize ait olan hadisleri bilecek hem de fitnecilerin Miraç diye yanlış isim taktığını anlayacak, doğrusu olan İsra ve Necm suresindeki ayetleri Kur’ani Kerimin verdiği kadarıyla yetinmiş olacaklardır.

Miraçla ilgili ileri sürülen; peygamberimizin (s.a) Yüce Allah ile yüz yüze görüştüğü, her katta bir peygamberle hasbıhal ettiği ve bazı peygamberlerden tüyolar aldığı, güya 50 vakit olarak buyrulan namazın ümmetin taşıyamayacağı nedeniyle vakitlerinin düşürülmesini isteyerek Yüce Allah (cc) ile pazarlık yaptığıyla ilgili içi küfür, dışı hadis diye ambalajlanmış fitneye düşmeyerek bu noktada da imanlarını kurtarmış olacaklardır.

 

Diğer yandan bu şekilde girişimler içinde ki yalan hadis fitnecileri Peygamberimizi yüceltme adına ona ilahi sıfatlar yükleyerek örnek/model vasfının görülmesine engel olmaktadır. Bu fitne, Yüce dinimiz İslam’ın artık bu devirde yaşanılamaz olduğu intibaı uyandırmakta ve halkın İslam’a olan teveccühünü azaltmaktadır. De ki: "Ben, ancak sizin misli bir beşerim.” (Kehf 110) Ayeti Kerimesi, peygamberimize ilahi sıfatlar atfederek İslam dinini sosyal hayattan soyutlamak suretiyle mistik bir kılıf giydiren yalan hadis simsarlarına tokat gibi bir cevaptır. Tabiî ki bu ayeti kerime, peygamberimize hakaret niteliği taşıması söz konusu değildir.

 

Vahiy penceresinden bakarak vahiyle hadis kriteri yapmak yerine peygamberimize ait oluğu söylenen doğru ve ya yanlış olan hadislerin tamamını almakta fitneye düşmenin nedenlerindendir. O halde hadisleri vahiy ölçüsünden geçirerek vahiyle çelişenleri ayıklamak, Müslüman şahsiyetleri fitneye düşmekten koruyacaktır. Çünkü peygamberimizin sözleriyle vahiy birbirleriyle çelişmesi söz konusu değildir.

 

4) Mallarla ve çocuklarla imtihan(fitne)

 

Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir fitne (imtihan)dır. Büyük mükâfat ise Allah katındadır.(Tegabün 15)

İnsanların yaratılış gayesi, yaracı olan Yüce Allah’a ve yine Yüce Allah’ın belirlediği kriterlere göre kulluk etmektir. Allah (cc), kendisine kulluk sürecinde insanları imtihana tabi tuttuğunu ve bu imtihanın bazıları da mallarımızı,  çocuklarımızı da kapsadığı belirtilmektedir.

Bize lütfedilen mallarımızdan bir bölümünü Allah (cc)yolunda yetimlere, yoksullara ve zekât olarak verilerek nefsimizi cimrilikten kurtardığımızdan dolayı bu sınavı geçmiş ve fitneyi aşmış oluruz. Aksi bir davranış şekli insanı Kaarunlaşma eğilimine sürükleyeceğinden tabi tutulan İlahi sınavı Kaarun gibi kaybederek kâfirler güruhunda yer alınmış olacaktır. Ayeti Kerimelerde (Kasas 76–83)geçtiği gibi Kaarun, hem Yüce Allah (cc) tarafından verilen mülkü kendisinden bilerek kibirlendi hem de fakirlerin hakkını vermeyerek cimrilik yaparak kâfirlerden oldu. Kendisine verilen ve bir grup insanın taşımada zorlandığı hazinesi de onu küfürden kurtaramadı.

 

Ve onlar ki: "Ey Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl" derler.(Furkan 74)

 

Müslüman şahsiyetler evlilik yaptığı zaman yukarıdaki Ayeti Kerimede ifade edilen gözler ve gönüller sevinci eşler ve zürriyetler bağışlanması talebi Yüce Allah’tan istemekle birlikte takvanın öncüleri olması talebi de bulunmaktadır. Müslüman şahsiyetlerin takva sahiplerine öncü olma talebi aynı zamanda oluşacak aile ocağının da takvalı olması için yeterince çaba harcanacağına da söz verilmektedir. Baba, aile ocağının hem önderi hem de reisi olduğundan takva sahibi ailesinin takva önderi konumunda olduğu anlamına gelmektedir.

 

Baba, ailenin reisi olması nedeniyle aile fertlerini gücü ölçüsünce küfür ve fitne girdabından uzak tutmakla yükümlüdür. Aile ocağında Kur’an eğitimi savsaklanmamalı periyodik olarak tefsir çalışmaları yapılmalıdır.  Müslüman şahsiyetlerin aile yuvaları vahyin aydınlığıyla doldurulmalıdır. Aile reisinin yükümlülüğü çocuklar reşit oluncaya kadardır. Bizim kültürümüzde çocuklar evleninceye kadar, baba/ana evinde olduğundan çocukların yükümlülüğü de evden ayrılıncaya kadardır. Evlendikten sonrada ilgilenmeye devam edilmeli, kuran /tevsir çalışmaları yapmaları istenmelidir.

 

Müslüman bir şahsiyet ister kadın isterse erkek olsun küfrü somut olarak belli olan bir eş ile evli kalması söz konusu değildir. İmana karşı küfrü tercih eden eşe karşı Müslüman şahsiyetin evlilik akdine tek taraflı da olsa son vermek durumundadır. Ben onu çok seviyorum ona aşığım küfür içinde de olsa ben onu terk edemem çoluk çocuğum var şeklinde bir yaklaşımı tercih eden birisinin Yüce Allah (cc) ile bir bağı kalmayacaktır. Nuh (as) ile Lut (a.s) eşleri son anda ihanet ettiklerinden bahse konunun dışındadırlar. Yoksa peygamberlerin kâfir bir kadınla evli kalması mümkün değildir. İman eden Firavunun karısı ise sarayı terk edecek bir güce sahip olmadığından, Firavunla bir müddet kalmak zorunda kalmıştır. Yüce Allah’a (cc) Firavundan kurtulmak için dua etmiş, (Tahrim 11)  zaten bir müddet sonrada Firavun boğularak kâfir olarak ölmüştür.

Aile reisi olan baba, demokrasinin kurduğu fitnelere düşürmemek için kendi ailesini imani zindelikte tutmak zorundadır. Bunun içinde sorumlu olduğu ailesini vahiy kandiliyle aydınlatmaya devam etmelidir. Çünkü Vahiyle aydınlanan bir ailede karanlıklar/fitneler yeşermesi çok zor olacaktır.

 

5) Zulme ses çıkarılmadığında fitne herkesi kapsar.

 

Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz.(topunuza dokunur) Ve bilin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.(Enfal 25)

 

Müslüman bir şahsiyet, bilinçli ve duyarlı bir kişiliğe sahip olan birisidir. Tabiri caizse ot gibi değildir.

Çevresinde gelişen olaylara karşı duyarsız olarak tepkisiz kalması söz konusu değildir.

 

 “Bir kötülük gördüğünüz zaman o kötülüğü elinizle düzeltin ona gücünüz yetmezse dilinizle düzeltin, ona da gücünüz yetmezse buğzedin. Çünkü bundan öte iman yoktur.”

 

 Hadisi Şerifinde anlatılmak istenen şey nemelazımcılığın Müslümanların yanına yaklaşmasına bile müsaade edilmesinin söz konusu olamayacağıdır. Çağımızın vebası olan demokratik fitne sistemine karşı topyekûn mücadele etmek, her Müslüman’ın yapması gereken önceliklerden olmalıdır. Zulmün kaynağı olması nedeniyle demokratik fitne sistemiyle mücadele edilmelidir. Sessiz kalmak zulmün her yeri kuşatacak olacağından tüm insanları helake sürükleyecektir. Yani kurunun yanında duyarsız olan yaşlarda yanacaktır. Ayrıca

 

Sakın zalimlere en ufak bir meyil duymayın yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dosttunuz yoktur. Sonra size yardım da edilmez”. ( Hud 113) 

 

Zalimlere en küçük bir meyil/sempati duyulması halinde, duyulan bu sempatinin insana ateş dokunmasına neden olacaktır. Bugün hükümet üyelerinin bazıların eşlerinin başları kapalı ve kendilerinin namaz kılıyor olmaları, onlara namazlı abdestli diyerek sempatiyle bakmak, insanın fitneye düşmesine neden olabileceğinden, bu anlayıştan şiddetle kaçınılmalıdır. Çünkü hükümet merciinde olan kimseler eğer kendilerini Müslüman görüyorlarsa, Allah’ın şeriatıyla hükmetmek zorundadırlar. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen bu yöneticiler, Allah’ın indirdiği(şeriat) ile hükmetmediklerinden kâfir, fasık ve zalim konumunda olduklarından

 Maide Suresindeki 44,45,47.Ayeti Kerimleri gereği bu kimselere Müslüman denmesi mümkün değildir.

 

Hükümet üyelerinin kendilerine Müslüman süsü vermeleri aslında çok büyük fitneye sebep olmaktadır. Çünkü cahilleştirilmiş halk kitleleri Hükümet üyelerini Müslüman görerek yanılmaktadırlar. Bu şahıslar “İslam ile demokrasi uyum içerisindedir, aralarında çatışma yoktur” yanılgısına düştükleri gibi bunlara oy verenleri de yanıltarak fitneye düşmelerine neden teşkil etmektedirler.


”Fitne bid’at, sapıklık, küfür yayıldığı zaman, hakikati, doğruyu bilen, imkânı nispetinde, söz ile yazı ile medya = gazete, dergi, radyo, tv ile başkalarına mümkün olan her yere ve herkese bildirsin, imkânı var iken, bir engel de yok iken bildirmezse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun! [Deylemi]


Demokratik fitne sisteminin taraftarları dünyada yaptıkları fitneleri, kendilerini İslam dışına savurduğu için ahirette azap içerisinde kalmalarına neden olacaklardır. Yani dünyada ektiklerini(küfrü) ahirette (kendilerini sarıp sarmalayacak ateş) olarak biçmiş olacaklardır.

 

Ey benim halkım, size rahmet olan vahye, lütfen sırtınızı dönmeyiniz. Sizleri rahmetiyle kuşatacak olan vahye, yüzünüzü değil de sırtınızı dönmeniz, insan öldürmekten daha kötü olduğunu biliniz. Bizden söylemesi.

 

                                                                              Abdulkerim ULUDOĞAN

                                                                               27.08.2009 ANKARA

 

 

 

 



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: , Kategori: Kavram

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. 2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. 3- İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Zümer 1-3)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com