Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

KALEM SURESİ (1-16. AYETLER)

2670'kez görüntülendi
KALEM SURESİ (1-16. AYETLER)
Alak suresinde, Kerem sahibi yaratan Allah (cc) ile ve yaratılan insan arasında ki konum tespitinden sonra, gerek toplumun ve gerekse bireyin ahlaki kimliğinin sorgulamasının ardından elçinin ve bu davaya malı ve canı ile katkı sağlayanlara vahyi çerçevesi yalnız Rabbi tarafından çizilen ve O’nun adına yani onun kurallarıyla (vahiy=kuran) hareketinin meşru olduğu ( Furkan-52 Araf-3) belirtilmişti.

Zira diğer tüm yol göstericiliğe soyunanların tağut olduğu ve bunların tamamen reddedilmesi gerektiği çünkü Allah’tan (cc) başka hiç kimsenin böyle bir hakkı olmadığı gibi kısa ve doğru yolu da gösteremeyeceği, (Nahl-9, Leyl-12 Ali İmran-73) kur’an-i hareketin olmazsa olmaz koşullarındandı. (tevhid). Ayrıca bu yol göstericiliğe soyunanlara (tağut) itaat edilmeden kökten reddederek bunların her türlü engelleme ve karalama faaliyeti içerisinde olacağı hatırlatılarak rabbine teslimiyetin sürekli olması lazım geldiği emredilmişti.
Rabbimizin, peygamberimize vahyettiği bu ikinci surenin başlangıcındaki ”nun” harfinin ve 30 kadar surenin başlangıcındaki bu gibi harflerin, çoğu müfessir tarafından asli mecrasından kaydırılarak farklı anlamlar yüklendiği bilinmektedir. Bu harflerin, Allah (cc) ile peygamber arasında ilahi bir şifre olduğu şeklinde birçok indi görüşün, Kur’an-i Kerimin içeriği ile çatışmaktadır. Bu konuya yine Kur’an-i Kerimden ayetlerle, yani kur’an-ı, kur’an-la açıklama usulüyle açıklık getirmeye çalışalım; 1-Hâ, mim. 2- Apaçık (=Mübin) kitaba ant olsun ki. (Zuhruf 1-2) 1- Ta, Sin, Mim. 2- Bunlar sana apaçık (=Mübin) kitabın ayetleridir. ( Şuara 1-2)

Mübin kavramı, Allah’ın bir ikramı olan kerim kitabın apaçık ayetleri olarak ifade edilmiştir. Bu mübin olan yani apaçık olan kitaba, bunun dışında anlam yüklemek bu Mübin kitaba apaçık iftiradır. Şöyle ki eğer bu harfler bir şifre/denklem/muamma/bilinmez/v.s ise ikinci ayetteki mubin(=apaçık) kelimesiyle çelişmiş olmaz mı? Elbette çelişmiş olur. İlahi evrensel mesaj olan vahiy, çelişkilerden/şüphelerden (Bakara-2) uzak olduğuna göre o zaman bu harfler bir anlam taşımakta mıdır?

Harflere geçmeden önce Kur’an-ı Kerim ayetleri; muhkem ( مُّحْكَمَ )ve muteşabih ( مُتَشَابِهَا) olarak ikiye ayırır. Muhkem ayetler, apaçık hüküm bildiren ve kitabın anası olarak bildirilen (Ali İmran-7) ayetler olup muteşabih ayetler ise adı üstünde teşbih ile yani benzetme sanatı ile anlatılan ayetlerdir. Gayp ile ilgili yani kıyametin kopma esnasındaki olaylarla cennet ve cehennem ile ilgili ayetlerde bu gurubun içine yer alır. Muteşabih ayetlere bir iki örnek verirsek “ Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?” (Nebe-6) ifadesi “yeryüzünü bir beşiğe benzetilmesi”, kıyametin dehşetini anlatırken “çocukları ihtiyarlatan o günden kendinizi nasıl kurtaracaksanız?” (Müzzemmil-17) ayetindeki “çocukların ihtiyarlaması” gibi ifadelerin muteşabih olarak yani benzetme/teşbih olarak anlatılmıştır.

Bu tarzda ki yüzlerce ayetin tamamı teşbih/benzetme içinde yer alan ayetlerdir. Bu ayetlere her hangi bir gizem yüklemek, teviline yeltenmek (ne zaman gerçekleşeceğine) o kerim kitaba iftiradır. Bu ayetlere kur’an-i olmayan anlamlar yükleyenlerin ancak kalbinde hastalık olanların yaptığı girişimler olarak bildirilmiştir. (Ali İmran-7) Bu arada kelimenin ne anlama geldiğinin de bilinmesi gerekir; Türk Dil Kurumu kelimeyi; “Anlamlı ses veya ses birliği, söz, sözcük“ olarak tanımlamaktadır.

Bu tanımlamadan hareketle harflerin; ha, mim veya ta, sin, mim gibi sıralanması onları anlamlı kılmamaktadır. Kelimenin anlamlı olması için yukarıda da belirtildiği gibi ses birliğinin olması gerekir. Harflerde ses ve anlam birliği olmadığına göre surelerin başındaki harfler, bir anlam ve ses birliği taşımadığından onlara çeşitli anlamlar yüklemek insanı doğru bir yargıya ulaştırmaz. Doğru yargıya ulaşılmadığı zamanda kişileri sapkın bir sonuca ulaştıracağı açıktır.

O zaman şu tespiti yapabiliriz. Harfler anlamlı sözcükler değillerdir. Harfler ancak birleşerek anlamlı sözcükler olurlar ve o anlamlı sözcükler cümle/ayet içinde kullanıldığında ancak bir anlama gelirler O halde bu harfleri iyi analiz etmek için o günün toplumunda kullanılan dilin gramer yapısının iyi bilinmesinde yarar vardır.

Bilindiği gibi Türkçenin gramer yapısıyla Arapçanın gramer yapısı birbirlerinden farklı olup Türkçe Ural-Altay dil grubuna, Arapça ise Avrupa dil grubu içerisinde yer almaktadır. Ayrıca hiçbir dil diğer dili, kelimesi kelimesiyle (motamot) karşılamaz. Ancak tercüme edilerek anlaşılabilir hale getirilebilir. O günün Arap toplumunun şairleri, şiirlerinin başında bu harfleri kullandıkları rivayet edilmektedir. Bu harfler şairler tarafından kullanıldığı rivayeti doğru olmasa dahi zaten bu harfler sadece ve sadece harftirler. Aksi görüşler yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi mubin kitabı, gizemli/anlaşılmaz bir kitaba dönüştürür ki böyle bir anlayış mubin kitabın mubinliğine gölge düşürerek hayattan koparıp atılmasına neden olur.

Burada şunu da ilave etmek gerekir ki her dilde birçok kelimenin, birçok anlamı olabilir ve bu da gayet doğaldır. Ancak cümle/ayet içinde kullanıldığında sadece ve sadece bir anlamı vardır. Anlaşılması kolay olsun diye Türkçeden, “ağır” kelimesini örnek olarak verelim; “Bu çanta çok ağır.” denildiğinde “ağır” kelimesinin, bu cümlede aşağıdakilerden farklı anlam taşıdığı, “Babamın hastalığı ağırlaştı” denildiğinde “ağır” kelimesinin bu cümlede diğerlerinden farklı anlam taşıdığı, “Annesi çocuğuna ağır laflar etti “denildiğinde “ağır” kelimesinin bu cümlede diğerlerinden farklı anlam taşıdığı vs. gibi örnekleri çoğaltabiliriz.

Arapçada da tıpkı Türkçedeki “ağır” kelimesi gibi onlarca anlama gelebilen “zikr” kelimesini örnek olarak verecek olursak; “O kâfirler zikri (Kur'ân'ı) işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar. (Kalem-51) Ayetinde “zikir” kelimesinin Kur’an-ı Kerim olarak kullanıldığı, “Rabbinizden, size indirilene uyun ve O'ndan başka evliyaya uymayın. Ne kadar da az öğüt (tezekkerun) alıyorsunuz” (Araf-3) ayetindeki “zikrin çoğulu tezekkerun” kelimesi düşünmek ve öğüt almak anlamında kullanıldığı, “Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında (zikredildiğinde) ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar” (Furkan-73) ayetindeki “zikir” kelimesi hatırlama olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


1-Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun ki 2- Sen Rabbinin nimeti sayesinde mecnun değilsin. 3- Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var. 4- Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin. 5- Sen de göreceksin, onlar da görecek. 6- Hanginizde imiş o fitne ve cinnet. 7- Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O' dur. 8- O halde, yalanlayıcılara itaat etme. 9- Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar. 10- Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık, 11- Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren, 12- Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr, 13- Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı, 14- Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).15- Kendisine ayetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der. 16- Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız

T
oplumsal hayatın tüm noktasında çürüme hat safhaya ulaştığı bir zaman diliminde Yüce Rabbimiz, peygamber görevlendirerek bu çürümüş yapıyı, ilahi inkılap projesini uygulamaya sokarak start verdiğini, Alak suresinde açıklanmıştı. Bu kirli ve kokuşmuş yapı içerisinde sömürü çarkını döndüren bir avuç kodamanın (ülkemizin cumhuriyet tarihinde olduğu gibi bir avuç kodamanın halkımızı siyasi ve ekonomik olarak köleleştirdiği İslam’a karşı top yekûn savaş açıldığına da ne kadar beziyor.

Halk iradesinin/egemenliğinin esas alındığı iddiasındaki bu anlayış, halkın iradesini nasıl çiğnedikleri, milletvekillerini kendileri atadığı, bununla da kalmayıp yaptıkları idamlar, entrikalar su yüzüne çıkmasından anlaşılıyor ki Mekke cahiliyesiyle cumhuriyet cahiliyesi arasında bir fark olmadığı. Modern batıda aynı kirli anlayışa sahiptir. İslami değerlere sahip olanlara karşı hiçbir ahlaki kriteri gözetmeyerek kör ve sağır davrandıkları geçmişte olduğu gibi günümüzde de Mısırda ki Askeri bürokrasinin yaptığı darbenin neredeyse meşru olduğunu savunacaklar. Bunlarda bize gösteriyor ki küfür tek millettir. ) ahlaki yapısı dibe vurduğundan mevcut kirli yapı karşıtı olan Müslüman şahsiyetlere karşı adil olmaları beklenmez.

Tıpkı peygamberimize karşı adil olmadıkları gibi. Kırk yaşına kadar kendisine saygı duyulan, birçok konuda hakemliğine başvurulan, emin sıfatının verildiği ve hayırla yâd edilen bir kişi, nasıl oldu da insanlara rahmet reçetesi olan ilahi mesajı açıkladığında, hayırla yâd edilme yerine ötekileştirilerek mecnun/cinlenmiş olarak yâd edilir olmuştur. Peygamberimize yöneltilen bu karalama kampanyalarına karşı, Rabbimiz elçisine, bu hareketin ciddiyetine binaen Rabbine olan güveni pekiştirmek için kaleme ve yazdıklarına yemin ederek teselli etmiş ve moral vermiştir. Rabbinin nimeti (İslam/vahiy= Nisa-69) sayesinde mecnun yani cinlerle (ateşten yaratılan) irtibatlı ya da deli olmasının söz konusu olmadığı bildirilmiştir. (Müşrikler peygamberimizin Allah’tan (cc) vahiy almasını bir türlü kabullenemediklerinden onun cinlerle irtibatlı olduğu iftirasını atmışlardır. Vahiy zincirine cinlerin/şeytanların dahli mümkün değildir.

Tekvir 19-25 Vakıa 77-79 Abese 13-16) Rabbinin nimetinin (İslam’ın) insanların aklını yitirmesi için gelmediği aslında bunun tam tersi yani vahye karşı olanların (cahiliye cesareti) aklını yitirmiş oldukları bildirilirken, kodamanların ellerinde bulunan mal ve oğul gücünün (ekonomik ve askeri) onlara verdiği cesaretin sende oluşturacağı psikolojik baskısının altında ezilmemesi ve yıldırmaması gerektiği belirtilmiştir. Tepeden tırnağa insani/yaratılış özelliği kirlenmiş bulunan bu çete zihniyetli kodamanların, senin dinindeki tavizsiz direncin sonunda, sana yağcılık yaparak uzlaşı içerisine gireceklerinden onlarla uzlaşma.

Onlar bu kadar kirlenmişliklerini görmeyerek, küçük bir olayı büyüterek yani pireyi deve yapacaklarını bu konuda tamamen iyi niyetli olduklarını, seni inandırmak için sürekli yemin ederek senden taviz koparma yoluna girerek davanı kirleterek sekteye uğratacaklardır. Kesinlikle bu güruha itaat edilmeyerek red edilmesi elzem olduğu ifade edilmiştir. Zira dindeki taviz, başka tavizleri doğuracağından yada küçük bir tavizin diğer tavizleri tetikleyeceğinden (domino etkisi) böyle bir yaklaşımdan uzak durulması ifade edilmektedir. Diğer yandan sorunsuz yaşadığı bir toplumun ve özellikle elitlerden aldığı olağan üstü olumsuz tepkilerin peygamberimizi üzmemesi düşünülemez.

Ve peygamberimize bu olumsuz sıfatları yakıştıranların aslında aynaya bakarak kendi kirlenmiş ve karanlıklar bürümüş suratlarını görmeleri gerektiği ihtar ediliyor. Ve bu kirlenmiş ve karanlıklar bürümüş “burnu büyük” insanların o büyük burunlarına (fil hayvanın hortumuna kinaye) mühür vurularak cehenneme postalanacağı belirtiliyor. Bu kodamanlar kendi kirlenmiş yapılarına karşı olan ilahi projeden bir miktar haberdar oldukları da görülüyor. Vahyi; “eskilerin masalları” olarak ifade etmeleri bunu gösteriyor.

Sonuç olarak kalem suresinin bu on altı ayetlik bölümünde; hayatını ilahi proje standartlarına göre tavizsiz olarak şekillendirmek isteyenlerin arkasında Allah’ın (cc) olduğu ve bu ahlaki yapıyı (kurani bir yaşam ahlaklı bir yaşam demektir) sürdürmeleri durumunda büyük bir ecirle karşılık verileceği bunun karşısında olanların tepeden tırnağa kirli bir kişiliğe sahip oldukları ifade edilmiştir. Bu kişilerin tevhit erlerine ve ilahi mesaja karşı hiçbir etik kural tanımadıklarını, her türlü ahlaksız propaganda yapmaktan çekinmeyecekleri belirtilerek, bu davranışları onları cehenneme sürükleyeceği bildirilerek, Müslüman şahsiyetlerin onların bu tavırlarına karşı geri adım atmayarak taviz vermemeleri istenmektedir. Vesselam. Not: Allah (cc) izin verirse Kalem Suresinin devamı diğer bölümde olacak.

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-08-10 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com