Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

OKU (=İKRA) ALAK SURESİ-1

2446'kez görüntülendi
OKU! İKRA (DAVET ET, ÇAĞIR, İLET, DUYUR) YARATAN RABBİN ADINA; (ALAK SURESİ-1)
Peygamberimize Alak Suresi henüz vahyedilmeden önce o günkü dünyanın inanç sisteminin ve sosyal yapısının tevhidi inanç sistemi dışında olduğu, genelde pagan/putperest türü bir inanç sisteminin hâkim olduğu bilinmektedir. İlginçtir ki fiziksel yapısını beğenmeyen kızların, kendilerini putlara kurban etmeleri durumunda, daha güzel bir fizikle tekrar dünyaya gelecek inancıyla putlara kurban edilmek için onlarca bakire kızın sıraya girdikleri yapılan arkeolojik kazılardan çıkan kalıntılardan anlaşılmıştır. (tarih sitesi) Hicaz bölgesi ise kızların kurban edilmesinin yanlışlığına atfen kurban inancının insanla değil Allah’ın (cc) insanların emrine verdiği temiz hayvanlarla yapılması gerektiği İbrahim (as) ile gerçekleştirilmiştir.

Bu bölge ataları İbrahim’in (as) ve İsmail’in (as) tevhidi (hanif) inanç sisteminden sıyrılıp Tek Allah’a (cc) inanmakla birlikte O’na eşler/putlar/ortaklar (kendilerini Allah’a yaklaştırsınlar diyerek Zümer-3) isnat ederek şirk/ortak koşmuşlar ve sosyal hayatı da bu şirk düzenine göre şekillendirmişlerdi. Bilindiği üzere Mekke Site Devletinin yönetim şekli kabileler arası görev paylaşımından ibaretti. Her aşiretin belli sorumluluk alanları vardı. Genelde her kabilenin reisi bu sorumlulukta söz sahibiydi ve alınan kararlarda her reisin onayı söz konusuydu.
Ancak bazı kişiler aşiretlerinin gücünü ve Kâbe’nin imtiyazını suiistimal ederek, güçsüz gördüğü kişilerin mallarını gasp ettiği ve bu malı geri iade etmediğinden birçok mağduriyetin yaşandığı tam bir çete sistemi mevcuttu. Kadınların alınıp satıldığı, hatta miras olarak bırakıldığı, zina için çadırların kurulduğu, tefeciliğin hat safhaya ulaştığı ve bu nedenle fakir insanlar kızlarının tefecilerin elinde fuhuş için birer sermaye haline getirilmesinden korkulduğundan ve bu kızların hiçbir ekonomik değerin bulunmadığından! kızların daha küçükken diri diri toprağa gömdüğü, borcunu ödeyemeyen erkeklerinin ise köle yapılarak alınıp satıldığı, insan eliyle şekillenen putlara/ilahlara tapılarak onlardan yardım talep edildiği ve her türlü zulmü, yapanın yanına kar kaldığı, “ölürüz ve yaşarız bizi ancak zaman mahveder” (Casiye 24) dendiğinden ve öldükten sonra hesap verme (ahiret inancı) gibi bir anlayışın hakim olmadığı bir kaos ortamı geçerliydi.
İşte bu ekonomik, siyasi ve sosyal hayat, hiçbir hukuki normların bulunmadığı birer kölelik/kula kulluk düzenine, aslında düzensizliğine dönüşmüştü. Dönüşmüştü çünkü Ataları İbrahim (as) torunlarına böyle bir yaşam tarzı bırakmadığı gibi tek başına bir ümmet olarak, bu yaşam tarzına/dinine karşı, ateşe atılmak pahasına savaş açmıştı ve bu konuda neslini putlara tapmaktan koruması için Allah’a (cc) dua da etmişti.( İbrahim-35) Ancak Rabbimiz, dileyenin kendi yolu üzerinde yürüyeceğini ve iradelere zorlamada bulunmayacağını bildirmişti.
Hz. Muhammed’e (as) (henüz elçilik görevi verilmeden) bu kaos ortamına merhem olmak için bir çok temiz vicdanlılar gibi “hilful füdul” (faziletliler hareketi) örgütü içinde olduğu bilinmektedir. İşte tam bu zamanda Rabbimizin bu kaos/batıl ortamının yok olması için İlahi müdahale projesinin inkılabı sürecini, Alak suresinin ilk beş ayetini peygamberimize vahyederek başlatmıştır.

1-5) İnsanı alakadan yaratan, ona bilmediği şeyleri ve yazmayı öğreten, sınırsız ikram sahibi Rabbin adına davet et. 


Bu ayetlere geçmeden önce toplumda yaygın olarak kullanılan “ikra=oku” emrini, peygamberimize yazılı bir metin verilmiş gibi değerlendirildiği, birçok insanın okumanın faydalarını anlatmak için bu ayeti yanlış manada kullanarak anlamından uzaklaştırdığı, bazıları da okumanın sadece kitap okumak olmadığı ayrıca doğayı da evreni de canlı cansız her şeyi okumak lazım geldiği (bu anlayışlara da karşı olamayız - Ali İmran 191) şahit olmaktayız.

Ancak ikra=oku buyruğunu asli anlamından yani; “davet et, çağır, ilet, duyur (ve bu ilahi projeyi rabbin adına inşa etme sürecini başlat) yaratan Rabbin adına” anlamından kaydırılırsa mesajın içeriği kayar ve sure, farklı bir anlama dönüşür. Bu nedenle daveti bir görev bilen Müslüman şahsiyetler de gönderilen vahyi, inşa çalışmaları yaparken bunu nüzul sırasına göre ve kavramları yerli yerinde kullanarak yapmalıdır. Kendinden başlayarak yaptıkları çalışmaları mutlaka ilahi proje standartları (peygamberi metot=sünnet) çerçevesinde yapmaya özen gösterilmelidir.

Mahalle baskısı yüzünden ekleme ve eksiltme çabası içerisine de asla girmemelidir. Peygamberimiz dahi bu konuda şiddetli bir şekilde uyarıldığı da unutulmamalıdır. (Hakka 43-47) Davetçiler eğriliklerine meşruiyet kazandırmak adına, vahyi eğip bükerek yanlışlarını örtme anlayışında olamazlar. Aksi halde böyle bir davranış Rabbin Adına hareket edilmiş olmadığından, “ego” adına hareket edilmiş olur ki bunun adı Allah’a (cc) davet (Alak 1-Fussulet-33) değil de kendine davet ya da “egoya” veya “egolara” davet olur ki böyle bir davetinde ticari bir davet anlamına geldiği de açıktır.

O günkü sosyal, siyasi ve ekonomik hayatın bilinmemesi durumunda da vahyin evrenselliği iyi anlaşılmayacağından bu güne de ışık tutmayacak ve doğru bir sonuca da ulaşıtırmayacaktır. Çünkü bu günün sosyal, siyasi ve ekonomik hayatının o günküyle tıpa tıp örtüşmektedir. Zira insan vahiyden uzaklaştıkça kendini cahiliye pisliği içerisinde bulacağından ve ayrıca insanın değişmez özelliklerinin bulunduğu (beslenme, güvenlik, sağlık, yönetim v.d) için bu günün insanıyla o günün insanı arasında, fazlası var eksiği yoktur.
Şöyle ki; O günün tefecilik sistemini bu günkü bankalar üslenmekte, müşterilerinin hayrına tek kuruş dahi kasalarından çıkmamaktadır. Eğer çıkarılıyorsa dahi bu reklam amaçlı olmaktadır. Bankalar için söylenen yağmurlu havalarda kredi alanların ödeme zorluğu çektiği durumlarda) şemsiyeyi kapar, güneşli havalarda (sorunsuz durumlarda) şemsiyeyi açarlar. Ekonomik terör olan ve Allah’a ve Resulüne açılan bir savaş olarak bildirilen (Bakara-279) faizi uygulama noktasında oldukça mahirdirler.

Topladıkları faiz ve diğer gelirler (anapara diyelim), verdikleri kredilerin sadece yüzde on beşine denk gelmektedir. Yüzde seksen beş sanal parayı kredi olarak vermektedirler. Yani olmayan parayı kredi olarak vererek sömürü hortumunun çapı her geçen gün biraz daha genişlemektedir. Yanılıp kredi alan ve bunu ödeyemeyen insanlarında ailecek bu parayı ödemek için işverene çoğu asgari ücrete/kölelik ücreti denilen maaşa köle gibi çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Bu vahşi kapitalizme, yeşil (İslamcı) sermayede olarak adlandırılan sermaye grupları da dâhildir. Bazı ünvanlı fetvacılarda enflasyon miktarı kadar faiz alınabileceğini iddiasındalar.
Ancak hükümetin her aybaşı enflasyonu açıklaması demek, tedavüldeki paranın o kadar değerinin düşürülmesi yani hükümet eliyle sahtekârlık yapılması, bizatihi halkın parasını çalması, imkânı olan her üreticinin de bunu ürünlerine yansıtabileceği demektir ki fetvacı grup bu faiz terörü için verdikleri fetva nedeniyle büyük bir suça iştirak etmektedirler.
O gün aşağılanan/ezilen fakir kadınlar gibi bu günün çalışan kadınların büyük bir kısmı eşinin maaşının yetersizliği ve “ev kadınlığı” (ki aslında en zor ve en değerli iştir ve hiçbir erkek kadın kadar aileyi ayakta tutamaz) sıfatının kendileri için bir aşağılanma sebebi sayılması nedeniyle çalışmak zorunda kalmaktadır ki en çok ezilen de onlardır.

Çünkü toplumumuzun gelenekleri icabı ev işlerini de ekseriyetle kadınlar üslendiğinden (yüzde doksanlara varan oranlarda) ne kendilerine nede doğru dürüst ailesine zaman ayırmaktadır. Yedi-yirmi dört saat çalışmaya programlanmış bir makine konumunda olduklarından insanlıkları unutturulmuştur. Yani dün alınıp satılarak köle edinilen kadınlardan bu günkü köle gibi yedi yirmi dört çalışan kadınların arasında fazlaca bir farkları yoktur. Ayrıca fuhuş dâhil (bugün çadır kullanmadan alenen yapılıyor) zor şartlarda kazandıkları paralarının bir bölümünü güzel görünmek uğruna her türlü işkenceyi göze almaktadırlar (yazının başında güzel görünmek için gönüllü kurban olmak isteyen kızların durumuna ne kadar da benziyor öyle değil mi?) para dışında çok şeyini de (kişiliğini/insanlığını) feda ettikleri de ayrı bir açmazdır. 


Dünya ölçeğinde Birleşmiş Milletlerin emperyalist beş daimi üyesi/çetesi ve onların altıncısı olan İsrail ile Avrupa’nın birçok ülkesi dâhil istedikleri gibi emperyalist/sömürü/insan kanından beslenme düzenini gerçekleştirmektedirler. Diledikleri ülkelere özgürlük/demokrasi (ki zaten demokrasi ayrışmaya zemin hazırlar) getirme yalanlarıyla işgal edip sayısız insanın kanını döken bununla da kalmayıp orada çeşitli mezhepsel ve ya etnik çatışmalar çıkararak sömürü düzenini rahatça sürdürmektedirler. Onların şerrinden korkan ülkelerde yaptıkları zulme fazlaca ses çıkaramamaktadırlar.

Ülkemizin siyasal yapısı da birleşmiş milletlerden/zalimlerden bir farkları yoktur. Halka, birlik ve beraberliğin erdeminden söz eden parti başkanları insanların gözünün içine baka baka ve utanmadan partilere bölünmüş olan bu toplumu çatışmacı söylemleriyle (ki bu zulüm sisteminde siyasi olarak ayakta kalması için bu söylemi yapmaya mecburdurlar) bölücülük yapmaktadırlar. Bu baş aktörlere yakın olan güruhta (yalaka/yağcı) çıkarları zedelenmesin diye bunlara alkış tutmaktadır.

Hukuk sistemi hükümetten bağımsız olmadığı da ayrı bir garabettir. Her gelen iktidarın kendi düşünce tarzına uygun hukukçular aldığı alenen söylenmektedir.(Mehmet Moğultay örneğinde olduğu gibi) Dini konularda ise onun birinci ve korunan kaynağı (Hicr-9) Kur’an-ı Kerim denildi mi insanlar onu anlamak için uğraşmak yerine, müzikal tarzda Arapça okunması için yarışmalar düzenleyerek peygamberimizin yapmadığı şeyler yapılmaktadır. Bundan da sevap umacak kadar cehalet içindeler.

Peygamberimizin söylemesinin mümkün olmadığı söylemleri/hadisleri, hadis diye insanlara dayatmışlardır. Buna karşı çıkanları hadis (haşa) inkârcısı yapmaktadırlar. Bilmezler ki peygamberimizin hadislerinin kur’an-la çatışmayacağını eğer böyle bir durum söz konusuysa yani çatışma varsa o sözün veya sözlerin peygamberimize ait olmadığı gerçeğini. Şirk yuvası tasavvuf/tarikat ve cemaatlerin (ki hepsi birer ticari işletme halindeler) hüküm sürdüğü bir ayrı din inanışı içerisinde ifrat ve tefrik noktasında gidip gelmektedirler. Kur’an okumaları sadece nüfuzlarının/ticaretlerinin devamını sağlamaya yönelik bir bakıma göz boyamaktan ibaret olduğu her aklıselim Müslümanın aynel yakın gözlemlemiş olduğudur. (Devamı Allah (cc) izin verirse diğer bölümde olacak)

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-08-10 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com