Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

DEMOKRASİNİN KULLARI

2248'kez görüntülendi
İnsanlar, kendi yaşam ilkelerini batıl da olsa belirleme yetisine sahip, dünyadaki tek canlı türüdür. Kendisine yüklenen iyiliği ve kötülüğü kullanmak (Şems-8-9) için lutfedilen özgür irade sayesinde, kişi kendini her türlü fikirsel akım içerisinde tanımlayabilir ve kendini o akımın değerleriyle açıkladığı gibi inandığı değerleri eyleme de dökebilir. Eylemini gerçekleştirmek istediğinde ise meşruiyet zeminini yani Kurani talimatlara uygunluğunu da gözetmeyebilir. Ancak meşruiyet zemini Kurani talimatlarda aranmadığı zaman, zulum ortaya çıkacağı için hak ihlali olacağından çatışma da kaçınılmaz olacaktır.

Bu nedenledir ki insanlık tarihinin başlangıcı olan âdemden/insandan bu güne değin, hak ve batıl kutuplar arasında çatışmaların sürekli tekrarlanır olması nedeniyledir ki “tarih tekerrürden ibarettir” denilmiştir.

İnsanı inşa eden vahiy dokusundan uzaklaşan kimselerin vahiy dışı eylemlerinin sonucunda, kendi hemcinsinin kurdu olma noktasına getirdiği görülür. Bu tür insanların insani yapısı erozyana uğradığından ” insan insanın kurdudur” hayvani söylemini benimserler yani İslamın ahlak yapısından uzaklaşan bu tür insanlar, kurani ifadeyle köpeklerden daha aşağı konuma düşerler. (Araf-176)



İslami özellikleri aşınarak dibe vuran kişilerin diğer bir değişle takvadan eser kalmayanların takvalılara yapmış olduğu zulme, hangi nedenle nasıl düştüğü Kuranı Kerimde Âdemin iki oğlunun hikâyesinde somutlaştırıldığını aşağıdaki Ayeti Kerimede görmekteyiz.

“Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyla oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine):" Seni öldüreceğim" demişti. Diğeri ise şöyle demişti: "Allah, yalnız takvalılardan/muttakilerden kabul eder".(Maide-27)

Rabbimiz, dün olduğu gibi bugün içerisinde yaşadığımız zaman dilimini ve kıyamete kadar geçecek zaman dilimini de kapsayacak şekilde, âdemin çocukları arasında geçenve geçecek husumetin yok olması için şeytani ya da insani metotlar yerine evrendeki dengeyi vahyi metotla nasıl düzene koymuş ise Âdeme ve onun çocuklarının da sorunlarını Rahmani bir metotla çözülmesini emretmiştir. (Ala 1-3) Ancak Rabbimizin bu emri; (Yaratma ve emir ancak Allah’a aittir.” Araf- 54) yeterli bilgi sahibi olmamalarına rağmen Melekleri kaygılandırmış olmalı ki “yeryüzünde kan döken ve bozgunculuk yapan birisini mi halife atayacaksın” (Bakara-30) itirazına neden olmuştur. Ancak tüm insanları kapsayacak genellemeyi yapan meleklerin yeterli bilgi sahibi olmadan böyle bir yargıya varmalarının hatalı olduğu hatırlatıldığında Melekler hatalarını anlamışlar ve şeytan dışında hepsi Âdemi halife atadığı için Allah’a, (cc) secde etmişlerdir. (Bakara-34)

Rabbimizin Rahmani metoduna, şeytan gibi kibirlenerek kulak asmayan ve onu yetersiz bilgilerine rağmen kısmi de olsa reddeden insanların, şeytani oyunları sayesinde yeryüzünde kan dökülmeye ve bozgunculuk yapılmaya hız kesilmeden devam edilmektedir. Yani eşkıya/şeytan, Müslümanların “sizin ümmetiniz tek bir ümmettir”(Enbiya-92) birlikteliğinden uzak olması sonucu dünyaya hükümdar olmuştur. “Topluca Allahın ipine yapışılması” gerekirken (Ali İmran 103) İslami birliktelikten uzak, milyonlarca hacı Mekkede Hac görevi sırasında hep bir ağızdan “emret” (lebbeyk Allahumme lebbeyk ) Allah’ım emret” demelerine rağmen pratikte hiç bir somut adım atılmıyor. Zira siyasi ayağı yok edilmiş bir hac farizasının kimse kusura bakmasın ama turistlik gezi ve biraz manevi haz dışında hacılara ve dünyadaki ezilenlere pek bir katkısı olmuyor.

Eşkıyalığı yapan malum çete devletleri, sömürülerini devam ettirmek için kendileri gibi zalim ve halkından Müslüman olan ülkelerde yoldaşları olan yöneticileri bertaraf etmek amacıyla mazlumların kanını dökmek pahasına adalet getireceklerini iddia ederler.

Bilindiği üzere adalet İslami bir kavramdır. Zalimler, İslam coğrafyasını kan dökerek, terör estirerek yaptıkları işgali kendilerince meşru bir zemine taşımak için adaleti getirme iddiasının propagandasını yaparlar. İşgali,talanı ve katliamı gerçekleştirirken de bunu demokrasi (kendi dinini ve kendi ilahını atama sistemi) kılıfıyla süsledikleri oldukça dikkat çekicidir ki kaynakların çalınması kolaylaşsın ve zenginlikleri biraz daha artsın . Zira dünyanın en zengin yüzde birlik kısmı, dünyadaki hâsılanın neredeyse yüzde kırkını, demokrasi kılıfı altında ellerinde tutan, demokrasi havarisi emperyalist ülkelerdir.

Demokrasi havarileri A.B.D. ve Avrupa şu andaki refahını demokrasi kılıfı altında işgal ettikleri ya da dolaylı olarak sömürdükleri ülkelerden gerçekleştirmiş olmaları ve bunu adaleti gerçekleştirme adına yaptıkları da ayrı bir gerçektir. Her ne kadar ekonomileri bugünlerde bozulmaya başlamış olsa da.

Ülkemiz doksanlı yıllara kadar batı emperyalizmi (A.B.D ve A.B) ile doğu emperyalizmi (Rusya, Çin) arasında çatışma arenası olmuş ve binlerce insanımız bu nedenle biri birilerine öldürtülmüştür. Ancak doğu bloğunun (Sovyetler Birliği) yıkılmasıyla, dünya tek kutuplu batı emperyalizme teslim olmuş ve sömürü düzeni ivme kazanmıştır.

Gelişmekte olan ülkemizde, batının şerrinden korunmak için ikili/ikiyüzlü bir politika takip etmektedir. Birinci olarak demokrasi ve laiklik havarisi kesilmek ve gerektiğinde bunu diğer islam coğrafyasına taşımak, ikincisi ise onlar gibi emperyalist emellerini gerçekleştirmek. (muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak ), yani bir koyup üç almak. (T.Özal’ın 1. Irak savaşındaki meşhur sözü) Ancak bu oranın tersi bile elde edilemedi, her ne kadar bir koyup üç alınmış olunsaydı dahi mazlumun kanı pahasına elde edilmiş olacaktı ki mazlumun kanı üzerinden edinilen servet, kesinlikle haramdır ve bu şekilde davranan hiç kimse ihya olmamıştır.

Bugünün emperyalistleri, ataları Firavun ve Kaarun gibi demokrattırlar. Çünkü Firavun, Musa (a.s) ile tartışmasında kendisinin mi yoksa Musa’nın mı daha hayırlı olduğunu (Zuhruf -52) günümüz demokratları gibi güya halka değer vermiş görünme adına birkaç şeyi halka sormayı ihmal etmemişti. Kaarun ise de emperyalist olan bu günkü torunları gibi kendisine ikram edilen çok büyük (hazinelerinin sadece anahtarlarını bir bölük insan zor taşıyordu) servet içinde yoksulların hakkını gözetmek yerine, doymak nedir bilmeyen maymunlaşan ve domuzlaşan iştahı için daha çok biriktirmeyi tercih etmişti.

Bugünün Emperyalistlerine ilham kaynağı olan ve siyasal otoritesini silahlı gücün temsilcisi Heman (günümüzde NATO) ile gerçekleştiren dünün Fravunu ve Kaarunu, ekonomide, siyasette ve sosyal alanda da adalet ve ahlak telakkileri olmamıştır. Firavunun güçlü siyasal otoritesi, Kaarun’un, kendisine ikram edilen büyük orandaki servete, kendi şahıslarındaki bilgi sayesinde ulaştıklarını sanmışlardı. Hâlbuki kendilerine ikram edilen siyasal gücü ve serveti, Allah’ın (cc) emrettiği adaleti temin etmek için ihtiyaç sahiplerinin hakkını gözetmek yerine, kendi hevalarını ilahlaştırmak için kullanmış ve yaptıklarının zulüm olduğu uyarısında bulunanlara da kibirli davranarak kulak asmamışlardır. Ancak bu kibirli davranışları onların ve onlarla beraber olanların servetlerinin, siyasal güçlerinin ve hayatlarının sonu olmuştur. (Kasas 76-83)

Peki, bu demokrasi denen sistem, ne menem bir sistemdir ki (hadi emperyalist çeteleri geçtik de) İslamcılar (İslami söylemleri kullanarak siyasal nüfuz ve para kazanma aracı yapanlar) ve buna A.K.P. liler de dâhil olmak üzere dört elle sarılmakta, yani demokrasiye tapmaktadırlar? Yoksa onlar, mürşitleri Erbakan’ın ve birçok popüler şeyhin/ hoca efendilerin anlayışında olduğu gibi takiyye yaparak Hakka, batıl yolla ulaşabileceklerini mi sanıyorlar? Ya da Hakkı getirmek için batıl yolu kullanmanın Vahyi bir onayı mı bulunmaktadır? Bu sorulara verilecek cevapta, elbette ki hayırdır. Çünkü emrolunan şeyi (vahyi) bir bütün olarak apaçık söylemek ve bu izzetli duruşu sergilerken de ortak koşanlardan da yüz çevirmek, “ben ancak Müslümanlardanım” diyenlere, Kendisinden başka hiç kimseye ait olmayan kısa ve doğru yolu gösterme yetkisi sahibi, (Nahl-9) Yüce Allah’ın (cc) talimatı gereğidir.(Hicr-94)

Ben ancak Müslümanlardanım demek ; (Fussulet-33) Allah’a (cc) peygamberi bir şekilde teslim olanlar, (Enam162) hayata dair ne varsa onu peygamberi dozda (sünnet) Kuranı Kerimde arayan ve oradan çıkan buyruğa içinde bir sıkıntı duymaksızın teslim olan kişi demektir. (Nisa 59)

“Allah, size Kitab'ı (Kur'ân'ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur'ân'ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma.”(Enam-114)

Diğer bir ifadeyle kendine; “ben ancak Müslümanlardanım” diyen kişi “sağ gösterip sol vuran” kişi değildir. Dolayısıyla hedefe ulaşmak için her yolu mubah göremez.

Bugünkü siyasal iktidarın yapmış olduğu icraatlara baktığımız da, hedefe ulaşmak için her yolu mubah görme taktiğini,(sözüm ona İslamı getirecekler ya!) alttan alta halka yansıtarak böyle bir izlenim oluşturma taktiğidir.( AKP’ye oy veren İslamcılarda bu zokayı yutuyorlar ya da işlerine öyle geliyor). Ancak demokratik ya da Kemalist sistemin elitleri tarafından tuzak olarak hazırlanarak yürürlüğe konan sisteme sağ gösterilip sol vurdurma taktiğini bilinçli olarak görmemezlikten gelmişlerdir. Bu sayede Kemalist elitler, İslamcıları tuzağa düşürerek sinsi bir taktik izlemişlerdir. Kemalistlerde; bir kez taviz almak, diğer tavizleri getireceğini bildiklerinden, karşı tarafın zamanla kendilerinin isteği kıvama geleceğini çok iyi bilirler. Görüldüğü üzere bu taktik, AKP’ lileri ve İslamcıları sistem içerisinde eritmeye, daha sonra da demokratik/Kemalist sistemin koruyucusu ve kollayıcısı olmaya itecektir ve maalesef itmiştir de. (Stockholm sendromu ya da cellât’ına âşık olan kişi misali.)

Yani AKP deki bu anlayış İslam’ın kendilerinde kalan bir miktar tevhit ilkesinden de sıyrılıp demokrasiye/Kemalizm tapma anlayışı olmuştur. A.K.P. Kemalizm’in zulmünden kurtulmak için yaptıkları Kemalist politikalar iktidar olduktan sonra Kemalizm gibi batıl olan demokrasiye yönelmeleri sanki Samirinin anlayışını andırıyor.

Sahi, Samiri denen Musa (as) kavminden biri olan bu adam, kendi halkının (İsrail oğulları) erkeklerini kesip kadınlarını sağ bırakarak soy kırım yapan (Kasas 4) Firavunun zulmünden, Allah’ın (cc) yardımıyla kurtulmasına rağmen, Fravun ve ona tabi olanların inanç sistemine dönerek, tapınmak için bir buzağı yaptığını İslamcılar neden dikkate almazlar?

Samiri’nin yaptıkları, günümüzde de laik, demokrat ve kemalist sistemin gelişmesi için canla başla çalışan, mozole karşısında tapınan daha evvel halka, kendilerine ve dolayısıyla partilerine zulüm üzerine zulüm edilerek kapatılan AKP’ ye ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun başında olduğu C.H.P.’ye (Dersim katliamında olduğu gibi) ne kadar da benziyor, öyle değil mi? Geçmişte ki akrabalarına soy kırım uygulayan, Kemalistlerin izlediği politika gibi Kemalist politikayı benimseyen, Kemal Kılıçdaroğlu, için “kendi cellâdına âşık olmak demek” herhalde bu olsa gerek.

Kemalistler tarafından halka yapılan zorbalıkları ve katliamları temize çıkarma kılıfı hemen de hazırdır. Diyorlar ki o dönemde Hitler, Mussolini, Stalin gibi haksız yere kan döken faşist yöneticiler vardı o günün şartları öyleydi. Zulmü meşru göstermek adına örnek verdikleri kişiler, herhalde Cumhuriyetin kurucularının yaptığı gibi devrim adı altında kendi halkının inançlarını kan dökerek zulüm yaparak değiştirme politikası izlemede bu kadar ileri gitmemişlerdir.

Halkın tamamını Türk addedip “Türkün dini Kemalizm’dir” (1945 tarihli sözlüğün “DİN” kelimesinin karşılığı) “ Ey karaya Samsundan çıkan ilah merhaba” (Behçet Kemal Çağlar Atatürk Mevlidi adlı şiirinden) diyerek, M.Kemal’ ilah kabul edip ona kul olmayı dayatmışlar ve “Atatürk’ü sevmek ibadettir” sözünü dillendirmekten de çekinmemişlerdir.(C.Bayar, İ.S. Çağlayangil)

İlköğretimde her sabah çocuklarımıza törenle Allah’a (cc) yapılması gereken hamd (övülmeye layık olan) etmeyi M.Kemal için yaptırılmaktadır. Bugünde, 2. Atatürk diyerek Başbakan “R.Tayyip Erdoğan’a dokunmak ibadettir” sözünün dillendirilen bu ülkede ki insanların çoğunluğunun İslam’dan ne kadar uzak olduğu anlaşılmaktadır. (Basından 21.07.2011AKP M.V. Hüseyin Şahin)

Bazılarının akıllarına demokrasi ya da Kemalizm, İlah mıdır ki ona tapılsın diye bir soru takılabilir. Evet, “Yaratma ve emir ancak Allah’a aittir” (Araf- 54) buyruğuna rağmen her şeyi halka (demosa/cumhura ya da insana) göre şekillendirerek inşa etmek,(bu iddiaları da kuyruklu bir yalandır), ona tapınmak, diğer bir değişle kula kulluk etmek, dolayısıyla demokrasiye/kemalizme tapınarak ona kulluk etmek demektir.

Bir insan hayatını kime göre şekillendirip inşa ediyorsa, o insanın dini, şekillendirdiği sisteme göre tanımlanır ve o sistemin koyucusunu ilah, o ilahın buyruklarını da din edinmiş olur. Kısaca edindiği dine göre tapınmış olur. Öyleyse mevcut sisteme oy kullanarak biat etmek o sisteme tapınmak demektir, kulluk etmek demektir. Her ne kadar iyi niyetle, “İslam gelecek” diyerek oy verenler ile İslam’da yönetim şekli yoktur diyerek Demokratik sistemi meşrulaştırma çabasındaki Prof. Dr. Hayrettin Karaman ve bunun gibiler bunu tapınma olarak kabul etmeseler dahi.

Bir insanın iyi niyetli olmasına kimsenin bir sözü olmaz, ancak niyetin iyi olması (kurani), eyleminde iyi (kurani) olmasını sağlıyorsa burada bir sorun yoktur. Eğer, niyet iyi (kurani), eylem iyi (kurani) değilse, insan istediği kadar iyi niyetli olursa olsun yapılan eylem yanlış olması nedeniyle eylemin boyutuna göre de insanı sorumluluk altına sokar. (Şeriat somut verilere göre karar verir) Her ne kadar Peygamberimizin “Ameller niyete göredir” hadisini çarpıtarak önümüze sürmüş olsalar bile.

Anlaşılacağı üzere Demokrasiye/Kemalizm’e göre yaşamı şekillendirmek ona tapınarak, kulluk etmek demektir. Allah’ı (cc) bırakıp demokrasiye kulluk yapanların Allah (cc) ile iman bağı kalmaz. İslam hanif (Allah’ı birleyen) bir din, bir sistem olduğundan, diğer sistemlerin (her sistem, aynı zamanda bir dindir) varlığına tahammül etmez ve onları meşru görmez. Çünkü Âdem’den (as) kıyamete kadar “Allah katında tek din İslam’dır.” (Ali İmran-19) Allah (cc) katında İslamdan başka hiç bir sistemin demokraside dahil olmak üzere meşruiyetinden söz edilemez. Biraz ondan birazda bundan olsun anlayışı tevhidi, tefrik ettiğinden kişi İslam dininden çıkarak küfre düşer ve kişi sonuçta kâfir olur.

Dün İslam’ı Hıristiyanlaştıranlar İsa’yı (a.s), Yahudileştirenler, Üzeyr’i (as) Allah’ın (cc) oğlu diyerek ilahlaştırdıkları gibi (Tevbe-30) Bu gün de İslam’ı demokrasi içerisinde törpüleyerek Hazreti insan modu içerisinde insanı veya insanları ilahlaştırarak ona kulluk ettirmektedirler.

“Bunun üzerine, onlar arasından kendilerine, "Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik.” ( Mü’minun 32)

Tevhidi olarak (bir bütün olarak yani paket program tarzında) Allah’ı (cc) ve onun dinini bırakıp demokrasiye/insana kul olanlar yeryüzünde bozgunculuk yapan ve kan döken insanlardır. Bunlara destek vererek azgınlaşmalarını sağlayanlar bu zulüm de pay sahibidirler. Beşer kaynaklı olan demokrasi adındaki zulüm düzeninin kalkması ve adaletin sağlanmasını isteyenler için tevhidi hareketten başka bir reçete bulunmayacaktır.

İnsanlara ve İslam’a kenarından köşesinden tutunanlara önerimiz şudur: Gelin beşeri sistemleri bırakarak rabbinizden size indirilene, bütünleyerek uyun, onun şeriatını hukuk sistemi yapın ki eşkıyaların dünyadaki hükümdarlığı son bulsun ve dünyaya adalet ve huzur gelsin.

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-08-10 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. 2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. 3- İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Zümer 1-3)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com