Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

Yeter, Söz Her Zaman Yüce Allah'ın Olmalıdır!

1845'kez görüntülendi
“Yeter söz milletin olacak” sloganı,1950’ li yıllardaki ülkemiz insanlarında, demir perde olarak tarif edilen ülkelerde bile zor görülen faşist baskıyı , kendi halkına reva gören, çocukların dahi, köye gelen vergi tahsildarlardan korkarak, ahırların en karanlık köşesine saklanmasına varacak kadar korku bulutlarını yayan, kendi öz değerlerine karşı top yekun savaş açan, ülkenin zinde güçlerini halkı sindirmek için kullanan, devletin tüm kademeleri elinde olan CHP ye, ve onun zihniyetine karşı halk, bir can simidi olması ümidiyle bu sloganı üreten Demokrat Partiye teveccüh etmesi neticesi, oldukça ses getirmişti. Çünkü adı halk partisi olan bu siyasal anlayış, kendi halkına terör estirmiş, halkın inandığı değerleri ters yüz etmiş, halkı boğmak için köşeye sıkıştırmıştı. Halk, kendi tarlasına bile ekim yapmaktan korkuyor, ürettiği tahılın bir kısmını aç kalmak korkusuyla saklamak zorunda bırakılıyordu. Çünkü üretilen mahsulün çoğu, köylünün elinden alınıyor, fazlaca toplanan ürünler silolarda çürütülerek denize dökülüyordu

O günkü, çaresizliği, şiddet ve işkenceleri tüm çıplaklılığıyla özetleyen şair de, şiirinin bazı dizelerinde, şöyle dile getirmişti;

Ben, Anadolu’yum. Yıllar yılı susuz kaldım, yıllar yılı aç. Şükrederek kalktığım sofralarımda, ya soğan ekmek olurdu, yahut bulamaç. Gümrah ırmaklarım vardı, boşa akıp giden, birkaç adım ötede, toprağım kıraç. Hastalarım vardı ölüm döşeklerinde, ne doktor yüzü gördüm, nede bir ilaç. Devlet, denince hep vergi geldi aklıma, jandarma denince kırbaç. Ben Anadolu’yum, acılı mahzun. Bende bitmez tükenmez, dert kulaç kulaç. Ben Anadolu’yum toprağım, alın terine muhtaç. (Yavuz Bülent Bakiler)

“Yeter söz milletin olacak” sloganın sahiplerini de halk, kendilerine ait dini ve örfi değerlerine sahip çıkılacağı, devlette gördüğü asık ve küçümseyen suratların son bulacağı yani insan sınıfına koyulacağı beklentisiyle, oylarını bu partiye yönelterek, ezici çoğunlukla iktidar yapmıştı. Bilindiği gibi, bu sloganların sahiplerine verilen iktidarı, bir türlü hazmedemeyen eşkıya kişilikli, devleti kendilerinin tapulu malı gibi gören güruh ise, halkın seçtiği partinin başkanını ve iki bakanını çeşitli dalaverelerle, hayatlarının feci şekilde son bulmasına sebep olmuştu. Günümüzde de buna benzer sloganlar kullanılmaya başlandı. Gerçekten, sözün sahipleri olduğu iddia edilen milletin (millet kavramı ki bu kavram ulusalcı veya ırki değil, yüce Allah'ı birleyen dini bir birlikteliğin adıdır “Milleti İbrahim’e hanifen” Bakara 135) iradesinin dün olduğu gibi, bugün de geçersizliği var mı dır? Gerçekten bu slogan dan sonra iktidara gelenler, halkın iradesi doğrultusunda mı yönetim, (siyaset) icra edecekler? Yoksa, başka iradeler mi işin içine karıştırmak zorunda bırakılarak, halkın seçtiği bu iradeye hak tanımayacaklar? Bu sorulara cevap niteliği taşıması açısından, mevcut sistemin işleyişini iyi bilenler, ve ya bu konuda yeterli incelemeyi yapanlar, son tahlilde görecekler ki, bürokratik oligarşi, yerleşmiş statükonun değişmesine, devleti kendi tapulu malı görerek, “yeter söz milletin olacak” iddiasıyla oy talep edenlere karşı dün olduğu gibi bugünde kesinlikle hak tanımayacaklardır.

Devlet yapılanması dahil hiç kimse, baskı, şiddet veya terörle, insanlara kendi inançlarını, fikirlerini dayatama hakkına sahip değildirler. Eğer, baskı şiddet ve terörle bir sonuca ulaşılmış olunsaydı bunu, Sovyetler Birliği Devleti başarırdı. Ancak, milyonlarca insanı nahak yere katletmesine rağmen, bunda başarılı olamadılar. İnsanın doğasına, fıtratına aykırı olan böyle girişimleri İslam, “dinde zorlama yoktur” talimatıyla kesinlikle reddetmiştir.(Bakara 256) Ancak, çeteleşen islam dışı beyinlerde ki bu düstur, fazlaca bir önem arz etmemektedir. Yıllardır şiddeti ve terörü, ellerindeki siyasal erki kullanarak, ülkemizin mazlum halkına uygulamaktan çekinmeyen, sadist kişilikli insanlara, islamın emirleri hatırlatıldığında ; “dinde zorlama yoktur” ayetini karşımıza çıkarmakta, hiç utanmadan ve yüzleri kızarmadan, hiçbir islami emri yerine getirmedikleri halde kuru kuruya“biz de müslümanız” diyecek kadar pişkinlik gösterebilmektedirler. Batılı efendilerine şirin gözükmek için,“Kuranda geçen 236 adet ahkam ayetlerini attık, onun yerine, İsviçre’den, İtalya’dan ve Fransa’dan aldığımız kanunları yerleştirdik, ayrıca hakimiyeti gökten aldık yere verdik” ifadelerini kullanacak kadar büyüklenmişler, şeytan bile, bu kadar ileri gitmeyerek “ben Allah’tan korkarım” demesine rağmen, şeytanın bile yapmaktan çekindiği fiilleri yapmışlar, Yüce Allah’a resmen kafa tutmakta bir beis görmemişlerdir.

Partiler, sistemin vazgeçilmez unsurlarıdır dedikleri halde, halkın teveccüh ettiği bir çok partiyi de kendi dar kalıplarına uymadığı gerekçeyle, sudan bahaneler üreterek kapatmayı da marifet bilmişlerdir. Bundan korkan siyasi parti yöneticileri de; “iktidara talip olanların iki gömleği vardır, biri normal giyindiği gömlek, diğeri ise idam gömleğidir” diyerek, korkularını ifade etmek zorunda kalmışlardır.

Peki, bu korkutucu durumdan haberdar olacak bir şekilde, sözün millete ait olduğunu iddia ederek yönetime talip olanlar, neden esip gürlemektedirler, İktidar olup da, muktedir olmayacağını bildikleri halde, neden bu halkla oyun oynamaktadırlar? Bu oyunun farkında olanlar, neden bu oyuna katılıma devam etmektedirler? Bu soruya cevap olarak iki söz söylenebilir; birincisi, iktidar olma hırsının insanların ferasetini bağlayıp, kalp ve akıl gözünü ne kadar kör ettiğinden, ikincisi ise, akıllarını ve yüreklerini vahyin istediği doğrultu da kullanmadıklarındandır elbette. Çünkü, Müslüman olduklarını iddia edenler, vahyi gerçekleri yegane kılavuz (Bakara 2) edinmediklerinden dolayı yönetimde bulunanlar insanları kandırırlarken, idare edilenler de bu oyuna ve yalana alet olmaktadırlar. Zira, vahiy dışı kılavuz edinenler, ne yapacaklarını bilmez bir şekilde sürekli bir kaos(anarşi) ve bunalım içerisindedirler. Nitekim Rabbimiz, vahyin dışında rehberler edinenlerin içerisinde bulundukları bozulmuş psikolojiyi şöyle bildirmektedir.

“Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler.” (Kaf, 5)

“İnsanların elleriyle kazandıkları (günâhları) yüzünden, karada ve denizde fesat çıktı. Belki

dönerler diye, (Allâh) onlara, yaptıklarının bir kısmını taddırıyor.” (Rum, 41)

Şu bir gerçektir ki, herkes kendi karakterine göre hareket edecektir. Ve sonuçta herkes kendi kaderini kendisi belirlemiş olacaklardır.İman edenler, iman ettikleri esaslara, kâfirler de kendi küfürlerine göre hareket edeceklerdir. Şüphesiz, yüce Allah (cc) kullarına asla zulmedici değildir. Ayrıca, kulların oluşturdukları kurallardan, yani yüce Allah'ın yaratıklarından icazetli bir siyaset şekli, Rabbimizin asla onay vermediği bir siyaset şeklidir. Çünkü, kullardan icazetli bir siyaset şekli, Yüce Allah’a şirk koşmak anlamına geldiğinden büyük bir zulüm niteliği taşımaktadır. Zira zalimler, bu yaptıkları zulüm/şirk yüzünden tevbe etmedikleri takdirde asla iflah olamayacaklar.

Rabbimizin merhameti gereği (Bakara 38) insanların yaşamını tüm alanlarını ilkelendirmek için göndermiş olduğu Vahyi gerçekler, gerçekten insanların yaşamını belirleme de tek ölçüdür ve şüphesiz en mükemmel olandır. Çünkü bu gerçeklerde her şey, en ince teferruatına kadar belirtilmiş ve insanların buna uymaları halinde kurtuluşa erecekleri bildirilmiştir.

“Biz bu kitap ta insanların düşünüp öğüt almaları için her türlü misali anlattık. (Zümer 27)

Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, (onlar da) sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra (onlar), Rableri(nin huzûru)na toplanacaklardır.” (En’am, 38)

Ayeti kerimelerde belirlendiği gibi vahiy, insanların hayatındaki alanlarda yeterli donanıma sahip olduğu görülmektedir. İnsanlara dilediği gibi, özgürce hayat yaşamaları için her türlü hükmü veremeyecekleri belirtilerek (Kalem 39, Şura 21) meşru görülmemiştir. Ayrıca Yüce Allah, kulların siyasal alan dahil kulların (demos=halkın) kullara olan belirleyiciliğini/kulluğunu reddederek insanların ve cinlerin yalnız kendisine kulluk etmesini, insanların ve cinlerin kulluğu/belirleyiciliği yalnız Yüce Allah’ a (Zariyat 56) tahsis edilmesi gerektiği belirtilmiş, başka yönelimlere kesinlikle izin verilmemiştir. Emrolunduğun gibi dosdoğru olma şartı (Şura 15) esas olarak belirlendiği için, hedefe ulaşmak için her yol mubah (meşru) görülmemiştir. Bu nedenle, aklı selim sahibi olan(vahye teslim olan akıl) ve pisliğe (şirke) bulaşmamış her insan için Vahiy; insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaracak tek kılavuzdur. Çünkü aydınlığı vahye borçlu olunduğu anlayışında olan tüm insanlar, Yüce Yaratıcıya olan bağımlılığı A dan Z ye kadar her şeyde olduğunun farkındadırlar.

“O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. - İnsana bilmediği şeyleri öğretti.” Kesinlikle insan azar. Kendisini yeterli gördüğünde. (Alak 7,8)

Allah (cc) nu, düşüncelerimizde, söylemlerimizde ve eylemlerimizde hesaba katmanın gerekliliği, ve zorunluluğu, insanların yaşamında ki belirleme yetkisinin ne anlama geldiği, şüphesiz yukarıda ki ayeti kerimelerde net bir şekilde ifade edilmektedir. İnsanların kendisine ait hiçbir şeyi yokken, hiçbir şeye malik değilken, ikram edilen sayısız nimetlerin ve bilgilendirilmenin, Yaratıcıya isyan için kullanılıyor olunması, gerçekten Yüce Allah’a yapılmış çok büyük bir ihanetin ve nankörlüğün apaçık göstergesidir.

O halde, her şeyi yaratma gücünün, kendisine ait bir güç olan (El Halik) yüce Rabbimiz, kullarının hayatlarının tüm alanlarında emir vermede de yegane söz sahibidir. Her insan da bu kurala teslim olmak zorundadır. Bu yaklaşım da bize gösteriyor ki. Allah (cc) dışındakilere verilebilecek belirleyicilik yetkisi, insanın azmasına neden olacaktır. Bu küfür (=gerçeği örtme) hareketi, diğer bir ifadeyle insanların şeytanlaşması anlamına geldiği apaçık ortadadır. Çünkü, şeytanda Rabbine karşı pek nankördür. Zira, şeytanda kendisi ile insan arasındaki, ilişkide Yüce Allah’a ait olan belirleyicilik rolünü tanımayarak büyüklenmişti.(Araf 12) Zaten, sözün/emirin, yegane, yani tek bilen olan Allah (cc)’na bırakılmaması, bugünkü anarşinin, terörün canlı bombaların kol gezerek haksız yere dökülen kanın, ana kaynağıdır.

Siyaset (=yönetim), iğneden ipliğe her şeyde vardır. Birileri çıkıp da “siyasetten ve şeytandan Allah’a sığınırım” demesi, gerçekten kendisinin çok büyük bir yanılgı içerisinde olmasının ifadesidir. Siyasetin uygulanmasındaki yanlışlıklar, siyasetin kendi anlamsal tanımı gereği, gayri meşru olduğu anlayışını, asla taşımaz. Çünkü, omlet yapmak bile, bir siyasetin ürünüdür. Zira, bu basit yemeğin yapılmasında bile, yönetimi(=siyaseti=komuta etmeyi) gerektirir. Hiç kimse, yumurtayı tava ve yağ kullanmadan ocağın üstüne kırarak daha sonra tavaya alıp, sonra da yağ ve tuz ilave etmemektedir. Ancak, şu söylenebilir; falanca kişiler, kendi çıkarları için İslamı, siyasetlerine alet ediyorlar. Evet bu gerekçe, doğru bir gözlemdir Ülkemizdeki siyasal arenada, kendilerine islami parti süsü vererek, mevcut sisteme biat eden bir çok parti bulunmaktadır. Bazıları çıkıp da (batılılar dahil) bu partiler siyasal islamı temsil ediyorlar demesi onları islami parti yapmaz .Çünkü yukarıda da açıklamaya çalıştığımız gibi refaransını yüzde yüz vahiyden almayan hiçbir siyasal hareket, siyasal islamı temsil etme hakkına sahip değildir.Zira islam, vahyi bütünlüğün ifadesidir. İslam’ın küfrü/tağutu tanıması ve ondan icazet alması kesinlikle düşünülemez.

O halde sonuç olarak şunu söylemeliyiz;”YETER, DÜŞÜNCELERİMİZDE SÖZLERİMİZDE VE EYLEMLERİMİZDE KISACA SİYASETİMİZDE DE SÖZ/EMİR, ALLAH’IN OLMALIDIR”. Yani biz, Allah içiniz ve Müslüman’ız ve kayıtsız ve şartsız her şeyimizle yaratana teslim olanlardanız, denmelidir. Çünkü yoktur bundan başka, herhangi bir çıkar yol.

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-08-10 , Kategori: Makale

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. 2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. 3- İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Zümer 1-3)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com