Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Sosyal Medya

SABIR, DİRENÇLİ KALMAKTIR

2040'kez görüntülendi
Sabır; sözlükte göğüs germek, karşı koymak, di­renmek, sebat etmek, dayanmak anlamındadır. Ancak sabır, Kur'âni Kerimde daha çok, zorluklar karşısında Allah’ın (cc) rızasını gözete­rek yılgınlığa düşmeden direnç göstermek şeklinde açıklanır.

Yoksa her kötülüğe katlanmak, her zillete boyun eğmek, pislikler içine dü­şüp de her ne pahasına olursa olsun oradan çıkmaya, kurtulmaya çalışmamak, çabalamamak, batıl­da, kötülükte saplanıp kalmak ve şerre rıza demek olan atalet, tem­bellik, meskenet ile sükûttan ibaret olan duygusuzluk sabır değildir. Çünkü şerre ve küfre rıza küfürdür.

Sabır, acıya katlanmak, onu geçirmek için sebat ve mukave­met etmektir. Her ferahlığın, her başarının anahtarıdır. Sabırsız ne­fisler her zaman darlık içindedir. Sabırlı olmak kemale ermenin en önemli adımlarındandır. Sabır, Müslüman’da ki imanın diri ve canlı kalması için bir besin kaynağıdır ve imanın sağlıklı kalması için en önemli faktörlerdendir.

İslâmî literatürde "sabr", günahlardan kaçınarak, nefsin arzu ve isteklerini vahyin onayı doğrultusunda yerine getirmektir. Kur'ân, sabredip, salih amel işlemekten, cihad edip takva sahibi olmaktan söz eder ve bu gibi vasıflara sahip olan insanları över. Ancak toplumun duyarsız kalışına kızarak bulunduğu bölgeyi terk etmenin de yanlış bir davranış olacağı, daha yolun başında (peygamberimize ikinci olarak vahyedilen Kalem suresinde) vurgulanır ki Yunus’un (as) yaptığı yanlışa hem peygamber ve onun şahsında Müslümanlar da düşmesin.

“Sen Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah'a) seslenmişti. Rabbinden ona bir nimet erişmiş olmasaydı, kınanmış olarak çıplak bir yere atılacaktı.” (Kalem-48,49)

"Sabır", câhiliyede, sadece zorluklar karşısında dayanıp direnmek, sebat etmek anlamına gelirken, İslâmî devirde, musibetlere, zorluklara ve İslâm'ın ibadet olarak emrettiği şeylerde kullanılmaya başlamış ve Kur'ân'da çokça "sabr" tavsiye edilmiştir.

İnsanı topraktan yaratarak ona süreli ömür kredisini, bir ikram olarak tahsis eden ve insan yaşamını vahyi programda belirttiği esaslara göre inşa edilmesini buyuran yüce Rabbimiz, Müslümanların yeryüzünde ki sınav sürecinde (Mülk-2) sabırlı olmasını emretmektedir. Bu sürecin zorluklarla, engellerle dolu olduğu, karanlığın mimarları olan küfür cephesi tarafından sürekli kuşatma altında tutulacağını belirtilmektedir. Bu kuşatmadan etkilemeden, alnının akıyla çıkmak için de kişinin vahyi refleksi sabırla kullanması gerektiği de ifade edilirken sabrı, suskunluk olarak da görmemek gerekir.

“Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah'ın vaadi haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler” (Rum-60)

İslami esasların, insanların hayatını şekillendirmesini bir engel olarak görerek kabul etmeyen çevreler, Allah, (cc) için ram edilmesi gereken ömür kredisini (Enam-162, Bakara 156) kendi amaçları için kullanılmasını istemektedir. Bu ayartıcıların başını şeytan aleyhinalet çekmektedir. Şeytanın ve güdümündeki karanlık güçler ve onların ülkemizdeki işbirlikçileri, İslami inanç sisteminden taviz vermeyen Müslümanlara karşı apaçık düşmanlık yapacakları birçok ayeti kerimede ikaz edilerek, bu dış tehditlere karşı, Müslümanların mallarını ve aile bireylerini onlara kaptırmamaya karşı sabrederek dirençli kalmaları önerilmektedir.

“Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'tan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.” (Ali İmran 186)

Karanlık güçler, Müslümanların Rablerinden gelen ayetlere, şirkten uzak tevhidi olarak inanmalarından rahatsız olurlar ve her türlü tuzağı kurmaktan da çekinmezler. Karanlık güçlerden gelebilecek iftira, kırıcı, incitici sözler ve öldürülmekte dâhil olmak üzere intikam da alabilecekleri için Müslümanların imanlı kalmayı, her türlü zorluğa tercih etmeleri lazım geldiği öğütlenir. Vakitleri belirlenmiş olarak Müslümanlara farz kılınan (Nisa-103) Namazı, eda etmenin de dirençli kalmayı sağlayan koruyucu ve düzeltici bir etkisinin bulunduğu bildirilir. Sürekli dirençli kalmak için de Allah’ın (cc) yardımına muhtaç olduğumuzun bilincine varılması ifade edilir.

Sabret, sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir ve onlar için üzülme, kurdukları tuzaktan dolayı telaş da etme!(Nahl-127)

“Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tespih et” (Kaf-39)

“Sen ancak Rabbimizin ayetleri bize gelince onlara inandık diye bizden intikam alıyorsun. 'Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak al canımızı." (Araf-126)

Şirk batağına gömülmüş, kendini Müslüman olarak gören günümüzün zavallı insanları, tavizsiz imana sahip olan Müslümanları dün olduğu gibi bu günde hor ve hakir görüp küçümsemişlerdir. Çeşitli adlar altında örgütlenen ve Allah’a (cc) şirk koşarak yaşamayı mubah gören günümüz insanları, (İslami duyarlılığı olduğu iddiasındaki parti, dernek vakıf, tasavvuf) Kuranı Kerimi, ölülerin ruhlarına birer Fatiha okumaktan ibaret olarak görürler. Anlamadan yüzünden okuyup da sağa sola üfürmeyi sevap sanarak, 23 yıla yakın bir zamanda insanların hayatının tümüne ilahi reçete olarak inzal edilen Kur’anı Kerimi, hatim üzerine hatim indirmek şeklinde anlarlar ve bunu da Kur’an Kerimi okumak sanırlar.

Bu şekilde anlamadan sadece yüzünden okumanın ve okuduklarını da ölülerin ruhuna bağışlamanın ne ölülere nede diri insanlara bir fayda sağlamadığını, Kur’anı Kerimin, yaşayan insanı ve onun hayatının tüm alanlarını hem soyut hem de somut olarak düzenlediği, (Yasin-70) kendilerine hatırlatıldığında, rahatsız olurlar ve siz kimsiniz, kaç kişisiniz? Kime bağlısınız? Sizden başka bu ülkede Müslüman yok mu? Siz, Kur’anı Kerimi anlayamazsınız, anlamanız için şu kadar ilim talim etmeniz gerekir. Bir sürü âlim var ama kimse sizin gibi söylemiyor, diyerek büyüklenirler.

Bu sözlü ve incitici tavırlar karşısında Müslümanlar yılgınlığa düşmemelidir. Acaba insanların çoğu doğru düşünüyor da bir avuç biz Müslümanlar mı yanlış düşünüyoruz? şeklinde akıllara gelebilecek şeytani sözlere ve dürtülere kulak asmamak aşağıdaki ayeti kerimeyi hatırlamak gerekir.

Eğer yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar; Onlar zandan başka bir şeye uymazlar ve onlar sadece yalan uydururlar. (Enam-116) ( “Müslüman demokratlar ki bir insanın kendini bu şekilde sentezleyerek tanımlaması küfürdür, bu ayete ne diyecekler?.)

Yukarıda ki ayette çoğunluğa göre değil hakka uygun davranan atamız İbrahim (as) gibi. Bilindiği gibi İbrahim, (as) küfür içerisinde ki çoğunluğun isteklerine göre değil de tek başına ateşe atılmayı göze alarak ve Allah’ı (cc) birleyerek Rabbinin hükmüne de sabrederek imanlı kalmaya tercih etmişti.

“Öyleyse, Rabbinin hükmüne sabır göster Onlardan günahkâr veya nankör olana itaat etme” (İnsan-24)

“Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz Tevekkül edenler Allah'a tevekkül etmelidirler " (İbrahim-12)

İbrahim (as), kâfirlerin ve özellikle babası Azer’in yoğun baskısından etkilenmeyerek şirk koşmamış ve tek başına bir ümmet olmuştu. (Nahl-120) Bu arada İbrahim’e (as) atamız dedim. Bilindiği üzere küfür de tek millettir, iman da tek millettir. Müslümanların ataları ise, kavimden/ırktan öte din bağı ile bağlı, iman da tek millet olarak bütünleşen; peygamberler, salihler, sıddıklar ve şehitlerdir ve ancak onları ata olarak kabul ederler ve ancak onların izinden yürürler. (Nisa-69)

Yukarıda bahsi geçen Kur’anı Kerimi anlamaktan öte, müzikal bir formatta okuyan ve dinleyenler, Kur’anı Kerimi anlayarak okudukları zaman o hidayet ve rahmet rehberinde şu gerçeklerle karşılaşacaklardır. Kur’anı Kerimin hiçbir ayetinde, onu anlamak için başka ilim talim etmemiz istenmemiş, tam aksine, Kur’anı Kerimin apaçık olduğu, (Zuhruf-2) düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırıldığı, (Kamer-17) Müslümanlar için biricik doğru yol rehberi olduğu,(Bakara -2), Düşünüp öğüt alınması için her türlü misalin anlatıldığı, (Zümer-27) sadece Kur’an ile hareket etmemiz gerektiği (Furkan-52) istenmiştir. Ayrıca “sünnet” kavramından da Peygamberimizin Kuranı Kerimin hayata tatbiki olarak anlamalıyız.

Bu arada bazıları şu soruyu yöneltirler; Sadece Kuran Kerim diyorsunuz peki peygamberimizin hadislerini çöpe mi atacağız? Hâşâ, elbette atmayacağız. Peygamberimizin ahlakı Kur’anı Kerimle örtüştüğüne göre, Kur’anı Kerimle çelişmeyen hadisleri Peygamberimize ait sözlerdir diye alacağız, örtüşmeyerek bize hadis kılıfıyla yansıyan sözleri de peygamberimizin hadisidir diyerek itibar etmeyeceğiz. Bu arada Kemalist sistemim kuklası durumunda ki diyanet teşkilatı da uygun görmediği hadis külliyatındaki 204 bin hadisi ayıkladığını açıklamıştır. (Basından) Hadisi, hadisle değerlendiren diyanet teşkilatı, hadis ayıklamasını Kur’anı Kerimle yapmış olsaydı asıl doğru bir iş yapmış olurdu. Demek ki bizlere yansıtılan hadislerde çürüklerin çok olduğunu nihayet diyanet teşkilatı da anladı.

Siz, herkesi kâfir olarak görüyorsunuz, sadece siz mi Müslümansınız? sözünü söyleyenlere karşı, tevdidi ilkeleri esas alan Müslümanlar; “Şeriat; zahire göre, (yani somut verilere göre) karar verir” düsturu gereğince, gerek içinde yaşadığı ülkedeki ve gerekse dünyadaki insanları değerlendirirken, insanların kalplerinden geçenlere göre değil, apaçık ve görerek tanık olduğu eylemlere göre değerlendirme yaparak kanaatini söylerler. Eğer eylemler de şirk veya küfür içeren unsurlar bulunursa, bunu da ifade etmekten çekinmezler. İnsanların apaçık küfrüne, küfür denmesi insanlara aslında kendilerini düzeltmeleri için bir merhamet nişanesi ve Müslümanları da rahmet erleri olarak görmeleri gerekir.

Müslümanlar bilir ki kalpler ancak Allah’ın (cc) elindedir. Kalplerden geçenleri Allah’tan (cc) başka bilenin mümkün olmadığı için kalpten geçenlerle ilgili olarak Müslümanlar tarafından yargılama yapılması da asla söz konusu değildir. Ayrıca Müslümanlar fasık bir kişinin getirdiği haberlerle ilgili araştırma yapmaksızın da yargıda bulunmamaları için uyarılmış, (Hucurat-6) ve ayrıca bir kavme olan kininiz sizi adaletten ayırmasın, emri de verilmiştir. (Maide -2) Yani, Hitler gibi Stalin gibi milyonların kanına giren eşkıyalara bile yapmadıkları bir eylemle suçlamamak demektir.

Görüldüğü üzere her gün iç içe olduğumuz vahyi bilmeyen ya da kenarından köşesinden yüzeysel olarak bilen insanlar tarafından bizlere yöneltilen;” herkesi kâfir olarak görüyorsunuz” ithamına karşılık biz Müslümanlar, kimseyi kâfir olarak görmekten asla memnun olmadığımız halde,“herkesi kâfir de sadece siz mi Müslümansınız? diyerek suçlarlar. Yani üstü örtülü olarak herkesi Müslüman görseniz, ne olur demeye getirirler. İşte bu gibi “Küfrü (=kâfir= fasık = münafık = müşrik ki bu grupta olanların tamamı dinden çıkanlardır, yani Müslüman değillerdir. ) hoşgörün. Onlar; la ilahe illallah’ın sadece “ la” sını, ölüm anın da bile ifade etseler de imanlı sayın” baskısına karşı da sabır göstererek dirençli kalmamız ve yılgınlığa düşmememiz gerekir. Bizden önceki elçi ve davetçilerin sabrettikleri gibi.

“Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı; onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler .. (Enam-34)

Sabrederek dirençli kalmanın gerekli olduğu yerlerden bir diğeri de iç düşman olarak göreceğimiz insanın kendi nefsi tarafından, kendine yapılan şeytani ayartmalardır. Zora düştüğümüz zaman dinen illegal sayılacak söylemleri ve eylemleri kendimiz için mubah görmememiz gerekir. Zira zora düştüğümüzde sabretmez, nefsimizin istediği gibi davranış sergilersek, hem Allah (cc) katında, hem de insanlar nazarında güvenilirliğimiz kalmayacaktır.

“Ne yapayım mecbur kaldım” şeklinde gerekçe üretmememiz, imanımızın sağlam ve dirençli kalmasını sağlayacaktır. Nefsimizi, Kur’ani donanım içerisinde zapturapt altına alırsak, bizim şeytani arzulara yenik düşme olasılığını, Allah’ın (cc) yardımıyla aşabiliriz. Tıpkı Yusuf ‘un (as) aştığı gibi.

Bilindiği gibi Yusuf, (as) sarayın hanımının ona meylettiği gibi oda ona meylettiği halde (Yusuf-24) Allah’ın (cc) yardımıyla malum çirkin fiili işlemeyerek bu badireyi zindana atılmak pahasına aşmış, ancak bu düşüncesinden dolayı kendi nefsini temize çıkarmamış ve Rabbinden af dilemiştir.

“Bununla birlikte nefsimi aklamak, onu masum göstermek istemiyorum. Çünkü Rabbimin rahmeti ile korudukları dışındaki tüm nefisler, insanı ısrarla kötülüğe kışkırtırlar. Hiç şüphesiz Rabbim affedicidir, merhametlidir.” (Yusuf-53)

Zora düştüğümüz, darda kaldığımız, gücümüzün tükendiğini sandığımız durumlarda, nefsimizin şeytani isteklerine esir olmamak için her zaman yapmamız gerektiği gibi, Allah’ı (cc) dua ederek yani Allah’ın (cc) çözmesi için sorunumuza davet ederek zikretmemiz gerekir. Bilmemiz gerekir ki bozulan düşünce ve gönül balansının ayarı için gerekli olan tedavi, ancak Rabbimizin belirlediği ilahi rahmet reçetesinde/vahiyde yazılıdır, aşağıda ki ayette belirtildiği gibi.

“Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüt, kalplerdeki hastalıklara bir şifa, inananlara yol gösterici ve rahmet gelmiştir.” (Yunus-57)

İman edenlerin kalpleri Allah’ın zikriyle (Kur’anı’yla) huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalpler ancak Allah’ın zikri ile huzura kavuşur. (Rad-28)

“Sabır ve namazla yardım dileyin Bu, şüphesiz, huşu duyanların dışındakiler için ağır (bir yük) dır” (Bakara-45)

“Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir (Bakara-153)

Sabrın diğer bir boyutu da aile içerisindeki eşler ve çocukların, aile reisine ve aile içerisindeki diğer üyelere karşı düşmanlığa varacak kadar olumsuz tavırlar sergilenilebileceğidir. Rabbimiz bu konuda da, eşler ve çocuklarla ilgili bizleri uyararak onların agresif/saldırgan davranışlarına karşı, baldan tatlı olan öfkemizi kontrol altında tutarak sabırlı olmamız buyrulmaktadır. Yani çıkan krizleri imtihan vesilesi olarak görerek, sabırlı bir şekilde iyi yönetmemiz istenmektedir. Çıkabilecek krizlerin imtihanın özüne uygun olarak verilmesi durumu da bizlere ecir kazanma vesilesi olacağı da unutulmamalıdır. Aşağıda ki ayeti Kerimede de bu noktaya dikkat çekilmektedir.

“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının. Eğer, affeder, kusurlarını bakmaz ve bağışlarsanız; Allah da bağışlar ve merhamet eder. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah'ın yanındadır.” (Tegabün 14-15)

Bize ikram edilen malların kullanılması konusu da yine vahyi esaslara uygun olarak yapılması istenir. Yani ne israf edilmeli, nede cimrilik edilmelidir. Malların dengeli ve düzenli bir şekilde kullanımı, sabrı gerekli kılar. (Isra 26-27) Çünkü nefsin doymak bilmeyen ve karşılanması mümkün olmayan istekleri vardır. Bu istekler helal olsa bile tamamını karşılamak imkânsız olduğu için kanaat edip, elimize var olanlarla yani rızık miktarını Allah’ın (cc) belirlediği için sabırla, bu duruma katlanmak gerekir.

“Yeryüzünde hareket eden her canlının rızkı Allah’a aittir. Onun yerleştiği yeri de ayrıldığı yeri de bilir. Hepsi açıklanmış bir kitaptadır.” (Hud-6)

Müslüman dünya hayatını ilahi reçeteye uygun olarak tavizsiz geçirmek, bu süreç, zorluklarla engellerle karşılaşmak olduğu gerçeğinden hareketle havlu atıp, pes etmemek zorundadır. Zira bu dirençli ve onurlu davranış, anlamsız olan hayata anlam katmak, değer katmak demektir. Ebedi hayatı kazanmak demektir.

Eğer bir insan, yaşamına anlam katmak ve onu değerli kılarak ölümsüzleştirmek istiyorsa, vahyin ikliminde ki renklerle yani ayetlerle kucaklaşmalıdır. Vahyin aydınlığında yaşamayan insanlar, ömürleri ne kadar uzun olursa olsun doğduğu gün ölen insanlardır. Bu gibi insanlar, Yüce yaratıcının bahşettiği güzellikleri, tüm güçleriyle örtmüş (küfür) ve yerine kötülükler dikmişlerdir. Kötülük dikip bunu pazarlayanların yaşamları uzun olsa bile anlamsızdır, değersizdir. Çünkü insanın bu dünyadaki yaşam süresi bir gün veya bir günün bir miktarı kadar azdır, diğer bir değişle göz açıp kapamak kadar kısacıktır.

“Aralarındaki konuşmaları biz herkesten iyi biliriz. Bu arada en isabetli görüşlüleri «Siz dünyada sadece bir gün kaldınız» derler.”(Taha-104)

Göz açıp kapamak kadar kısa olan ve imtihan vesilesi olarak bize ikram edilen hayatımızı, tevhidi temel üzerine, diğer ibadetleri de inşa etmemiz durumunda (aşağıdaki ayette bir bakıma paket program şeklinde) Rabbimiz bizim günahlarımızı bağışlayarak ebedi cennet yurduna koymasını umuyoruz.

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahitleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır) İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.”(Bakara-177)

Sabrı/dirençli kalmayı, izzetin kaynağı olan Allah’ın (cc) istediği yerde ve istediği şekilde kullanmamız, yani imanımızın canlı kalmasını sağlayanlardan olan bu besin kaynağını, ebedi hayatı kazanmamız için büyük bir nimet olarak görmeliyiz. Bu nimetin ödülü, bedeliyle ölçülmeyecek kadar büyük olduğunu da unutmamalıyız.

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-08-10 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com