Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

TİN SURESİ

66'kez görüntülendi

TİN SURESİ: Rahman, Rahim, Allah adiyle.

Tin Suresi; Şems Suresinden sonra karanlığa gömülen insanlığın, aydınlığa ulaşması için Mekke’de Resule vahyedilmiş olup 8 ayettir. İlk ayette geçen Tin; sözcük olarak “incir” demek olup sureye de isim olmakla beraber bir bakıma şems suresinin devamı niteliğindedir.

Bu sureden önce vahyedilen Şems suresinde gökyüzü ve güneş sisteminin evreleri belirtilmiş, güneş sistemi içerisinde yer alan dünyaya ve onun içindeki insanların yaşamını ikame etmesi için her türlü imkânın sağlandığı ve yarattığı insana, iyiliği ve kötülüğü yükleyerek ona seçme özgürlüğü tanıyarak sınava tabi tutulduğu da belirtilmişti.

Vahiyde belirlenen iyilik ya da salih ameli (iyilik veya kötülük eylemi her sisteme/dine göre değişkenlik arz eder) tercih edenlerin ödüllendirileceği fakat bunun tersinde yer alan kötülüğü tercih edenlerin ise Hz. Salih’in kavmi olan Semud gibi cezalandırılacağı belirtilmişti. Bu cezalandırmanın sebebi de Allah’ın yasasına muhalif olarak, insanlar arasında hakkın ve adaletin işlevsiz hale getirilmesi ve toplumun bu ihlali gerçekleştiren dokuz kişilik çeteye karşı ses çıkarmadığı ve duyarsız kalması nedenliyle olduğu da vurgulanmıştı.

1- 6-Tine, Zeytine, Sina dağına ve bu güvenli beldeye yemin olsun ki biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da onu aşağıların aşağısına çevirdik. Ancak iman edip iyi işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.

Burada aşağıların aşağısına gömülen insanlar, vahyi güzelliğin tekrar tesisi için start verilen dört adet lokasyona yemin edildiği görülür. Her ne kadar ilk ayet, incir ve zeytin bitkilerinin ismiyle başlamış olsa da ayetin devamı bu iki yerinde vahiyle ilgili olduğu anlaşılır.

Vahyin, Rasüllere ulaştığı bahse konu bu dört yerden ilk üç yerle beraber dördüncü yere vurgu yapılarak yemin edilmesi aslında dördüncü yer olan Emin beldenin de diğerleri gibi aynı amaca yönelik olduğu ve bu nedenle Hz. Muhammed’in de türedi bir Rasül olmadığı anlamını taşımaktadır. (Ahkaf-9) Böylece “Hatemul Enbiya” yani son Rasülün yaşadığı Emin Belde olan ve koruma altına alınan Mekke bölgesi de (Kureyş-1-2, Fil-1-5) vahiy iletiminin son halkası olarak da tescil edildiği belirtilir.

Burada belirtilen, “İnsanı en güzel biçimde yarattık” sözü, fiziksel olarak yaratılmaktan öte insanın güzelliğe yani vahyi prensiplere/salata uyumlu olarak yaratılıp ve bu güzellikte uyumlu kalması için merhameti sınırsız Allah’ın, Resullere vahyettiği yola tam olarak teslimiyetini ifade eder. Yani insan, en güzel biçimde kalması ancak vahye teslimiyetiyle mümkün olacaktır. Oysaki insan daha evvel uyarıldığı halde uyarıya kulak tıkamış ve vahiyden uzaklaşarak kendi tercihiyle bu kuralı bozmuş, yoldaşlarının ve şeytanın da kışkırtmasıyla aşağıların aşağısına gömülerek sonuçlarına katlanmıştır.

“İnsanın en güzel biçimde yaratılması ve sonra da onu aşağıların aşağısına çevrilmesi” ifadesi, kullarına asla zulmetmeyen Allah’ın, (Ali İmran-182) haşa kullarına zulmettiği şeklinde bir anlam çıkarılmamalıdır. Zira sureye bütüncül olarak bakıldığında böyle bir anlayışın yanlışlığı anlaşılır.

 Ayrıca, “Sonra da onu aşağıların aşağısına çevirdik” ayetini, sure bütünlüğünden uzak tutarak suçsuz insanlarında cezalandırıldığı şeklinde değerlendirilmesi insafsızlık olur. Kaldı ki bu sureden önce vahyedilen “Şems” suresinde de insana yüklenen iyilik veya kötülüğün, insanın kendi tercihine bırakıldığını ve bu surenin bütünsel olarak bakıldığında da bu ayetin vahye uymayanların kendi seçimleri sonucu kötülüğe gömüldüğü ve aşağıların aşağısına çevrildiği anlaşılmalıdır. Zira insana gelen her iyilik Allah'tan, kötülük dokunursa kendindendir” (Nisa-79) buyurulur. Böylece insan, vahyi kılavuz dışındaki tüm sözde kılavuzlardan ayrılmadıkça cezai karşılıkla yüz yüze kalacağı açıkça bildirilmektedir.

“Ancak iman edip iyi işler (salih amel) yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.”

İman etmek; ayeti kerimede belirtildiği gibi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, resullerine” ve “ahiret gününe” (Bakara-177-286-62) “işittik ve itaat ettik” (Bakara-285) teslimiyetiyle koşulsuz iman etmenin yani bu değerlere bilinçli bir şekilde hak ve gerçek olduğundan “emin” olmanın olmazsa olmaz şartını ifade eder.

 İyilik ve kötülük, her dine/sisteme (İster ilahi olsun ister beşerî olsun tüm sistemler hayatı tanzim ettiğinden birer dindir) göre bazı noktaları örtüşse bile çoğu noktalarda değişkenlik arz eder. Dünden bugüne; “Allah katında geçerli tek din” (Ali İmran-19) olan İslam’da tevhidin(bütünsellik) esas olduğu bu nedenle Allah’ta kullarına ilettiği hükmüne kimseyi ortak etmediği (Kehf-26) ve Allah kullarına kâfi olduğu (Zümer-36) için diğer sistemlerden ödünç ilke alması söz konusu değildir.

İslam dininin sahibi Allah olduğundan iyilik (=salih amel) ve kötülük kriterlerinin belirleyicisi de şüphesiz Allah’tır. Bu noktadan hareketle Allah’tan başka hiç kimsenin insanların yaşamına dair; iyi, kötü, helal, haram, hak, batıl gibi kurallarla ilgili belirleyicilik hakkına sahip değillerdir. Ancak gelenekte, toplum tarafından kabul görmüş Kur’anı Kerim ile çelişmeyen tevhid akidesini bozmayan kuralların uygulanmasında bir mahsur olmaması gerekir.

 

Salih amel;

İman etmek ancak salih amele dönüşmesiyle yani salih amelle bütünleşmesiyle bir anlam kazanır. (söylem eylem tutarlılığı) Yani salih amelin zıttı olan, salih olmayan amelin terkiyle kabul görür ve değerlendirmeye tabii tutularak (ecir) ücretlendirilir. Kur’anı Kerim, bu davranışı özümsemeyi, “birr” ( الْبِرَّ) olmayı yani “aktif iyiyi/erdemli olmayı” işaret ederek Bakara-177 ayeti Kerimesinde şöyle tanımlar; 

Gerçek birr, (erdemlilik/iyilik) sevap ve hayra ulaşmak, yüzünüzü doğuya ve batıya çevirmenizle ilgili değildir. Ama gerçek hayra ulaşmak ve Allah'ı razı etmek; Allah'a ve ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanan; servetini kendisi için ne kadar kıymetli de olsa akrabasına, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yolculara, yardım isteyenlere ve insanları kölelikten kurtarmaya harcayan; namazında dikkatli ve devamlı olan ve arındırıcı mâlî yükümlülük olan zekâtı/vergiyi veren kişinin davranışıdır. Ve gerçek erdem sahipleri, söz verdiklerinde sözlerini tutan; felaket, zorluk ve sıkıntı anlarında sabredenlerdir. İşte sözüyle eylemi bir olanlar bunlardır. Gerçekten yollarını Allah’ın kitabıyla bulanlar da bunlardır.

 

Kesintisiz ecir/ödül ile mükafatlandırılmak, şüphesiz salih amel olarak değerlendirilen eylemlerin de kesintisiz olmasıyla mümkün olacaktır.

7- 8-Allah, hakimlerin hâkimi iken, O halde sana dini ne yalanlatan nedir?

Din ve hüküm; Din, insanların hayatını düzenleyen kurallar bütünüdür. Bu bağlamda her sistem birer din olarak nitelendirilir ve her din, kendi varlığını sürdürmek için belirlediği ilkeler doğrultusundaki hükümlerle hakimiyet alanını belirler. Bu hükümlerin uygulanması bağlamında tek yetkili amir niteliğindedir. Genel olarak da bu hükümlerin adına anayasa denilen en üst hüküm/yasalar belirlenerek diğer alt hukuk dallarının da belirleyicisi olurlar.

Özelde ise İslam da hükmetme/hakimiyet yetkisi sadece ve sadece Allah’a aittir ve “İslam, diğer tüm dinleri ve hem de doğal olarak da hükümlerini CAHİLİYE” olarak tanımlar ve uygulayıcılarını kafir, zalim ve fasık olarak nitelendirir. (Maide47-50) Müslümanım diyen yani Allaha teslim oldum diyerek Allah ile sözleşme yapan, erkek kadın her birey, Kuranı Kerim esas olmak üzere onunla örtüşmeyen hükümleri tümden reddederek hakimiyetin yalnız Allaha ait olduğunun şuurunda olmak zorundadır. Zira imanın somut olarak gereği bu teslimiyetten geçer. Aksi halde, haşa Allahtan başkasını ya da başkalarını Ondan daha iyi hüküm koyucu olarak benimsemiş olarak küfre düşmüş olacağı açıktır.

Yoksa cahiliye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir? (Maide-50)

Tapınmak ya da ibadet etmek, her insan için hava gibi su gibi doğal bir ihtiyaçtır. İslam’dan uzak olan insanlar bu ihtiyacını karşılamak için sayısız tapınma aracı olarak putlar edinirler. Bu putlara da kendi süfli emellerini gerçekleştirip insanlara hükmedebilsinler diye aşırı bir şekilde övgü düzerler ve övgüyle de kalmaz ve onlar için envaı çeşit sübjektif tanrısal sanal güç vehmederler.

Hiçbir insanın ya da insanların yani cumhur-un ya da latince demos-un Rahmani veya kurani olmayan kurallarla hükmetme yani hakimiyet hakkı yoktur. Ne yazık ki yahiy dışı hükümlerin uygulanması sonucunda dünyanın kan gölüne döndüğü ve yaşanmaz bir hal aldığı, dünden bugüne değin apaçık görülmekte ve tarihte buna şahitlik etmektedir. Bu nedenle insanlar için hükmetme/hakimiyet alanı ancak Allaha aittir ve asla Allah’tan başkasına bırakılacak alan değildir. (Yusuf-40, Enam-57)

Özetleyecek olursak; Allah’ın sonsuz merhameti gereği, insanları karanlıklardan aydınlığa ulaştırmak için Elçilere vahyettiği dört yere yemin ederek başlaması bu iletinin ciddiyetinin fark edilip teslimiyet gösterilmesi içindir. Kullarının kullara, kulluk yapmasına asla rızası olmayan Rabbimiz, kendi belirlediği ölçü dışında başka hiçbir ölçü tanımadığını ve kulluğun ancak kendisine yapılmasını istemektedir. Aklını kullanan her vicdanlı kişi de bilir ki Allah’ın dinin de ki hükümler tek yüce ve en mükemmel hükümler olduğudur ve Hakimiyetin ancak Allah’ın tekelinde olduğu bir yetki olduğu ve bu yetkinin hiç kimseye/kimselere devrilemeyeceğidir.  Vesselam…

 

A. Kerim Uludoğan

31.10.2020 Ankara



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2020-10-31 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com