Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

ŞEMS SURESİ

117'kez görüntülendi

 ŞEMS SURESİ: Rahman, Rahim, Allah adiyle…

Şems Suresi; Kadr Suresinden sonra Mekke’de Resule lütfedilmiş olup 15 ayettir. İlk ayette geçen Şems; sözcük olarak “güneş” demek olup sureye de isim olmuştur.

Şems suresinden önce vahyedilen Kadr suresinde halkın çoğunluğunun geceye yoğunlaştığı/yoğunlaştırıldığı anlayışların/eylemlerin yanlışlığı vurgulanmış, aslolanın o gecede inzal edilen vahye odaklanmak olduğu ve onun prensiplerine uygun olarak hayatı tanzim etmek gerektiği ve ona uygun yaşamanın farz olduğu dile getirilmişti.

Bu surenin ilk demetinde ise aklı başında her insanın gözlemleyebileceği şeylere dikkat çekilerek yemin edilmiş, sınava tabi tutulan (Bakara-214 Akebut-2-3) insana, takva ve fücur (iyilik ve kötülük)yüklenerek, her iki yolu da seçme özgürlüğü tanınmış, akletme ve düşünme ufkunu bu yöne odaklanması istenmiştir.

1-10-Güneşe ve sabahın aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona iyilik ve kötülükleri yükleyene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.

İnsan, anılan hiçbir şey değilken yeryüzünü onların yaşamını devam ettirmesi için sayısız nimetlerle donatan, (Bakara-29) güneş sistemine ve yeryüzüne de değişmez kurallar koyarak insanlar için döşedikçe döşeyen, (Ankebut-20, Zariyat-47-49) (sünnetullah) ve bu kuralları mükemmelce tıkır tıkır işleten Allah, (Mü’minun-115) insanı boş yere yaratmamış onu düzenlemiş ve hedefini de göstermiştir. (Ala-2,3)

İnsanlara belirlenen hedef ise adı sıratı müstakim olarak tanımlanan ve kendisine tam teslimiyetle kulluk yapılması (Zariyat-56) şeklindedir.  Bu kulluk için gerekli donelerin nasıl yerine getirileceği evrenin işleyişindeki mükemmel düzenle örneklendirilmiştir. Şöyle ki nasıl ki yerküre ve evren, onun koyduğu değişmez kurallara tam teslimiyet göstererek boyun eğmişse, yarattığı insanlarında aynı şekilde kendisinin belirlediği kurallara tam teslimiyet göstererek boyun eğmesini beklemektedir.

Bu kulluğu gerçekleştirirken yarattıklarını veya nefisleri veya O’ndan başka velileri (Zümer-3, Ankebut-41) ilah edinerek kendisine ortak koşulmasına da asla rızası yoktur. Allah’ın en çok kızdığı ve af kapsamı dışında tuttuğu işte bu şirk anlayışı/eylemidir.

Nasıl ki yerküreye yüklenen değişmez kuralları ihlal edenleri bir müddet sonra kendi ellerinin yaptığı bu “tercihten” dolayı can ve mal kaybı olarak başlarına gelmişse ilahi mesaja sırt dönenlerde er geç bu bela başlarına gelerek ceza göreceği örneği, cezalandırılan kavimlerden görülebilir. Tabi ki insan, yaptığı “yanlış tercihin” sonucuna istemese de katlanmak zorundadır.

Bilinmelidir ki insan, Allah’ın yol göstermesine muhtaçtır. Bu bölümde anılan şeylere Allah’ın yemin etmesi kendisinin ne kadar ciddi olduğunu ve insanı başıboş bırakmayacak kadarda merhamet timsali olduğu ifade edilir.

 

Peki ya eğer Allah’ın insanlara yol göstermesi olmasaydı yeryüzünde neler olurdu? Bu durumda her insan kendine sınırsız yetkilendirerek ve elindeki güç oranında diğerlerine nefsi ilkeler koyarak terör estirecek ve şeytanın bile çekindiği zulmü yapacak hale gelirdi.

Üzücüdür ki Allah her millete görevlendirdiği elçiler kanalıyla dosdoğru yolu göstermesine rağmen (Nahl-36, Yunus-47) bazı insanların/devletlerin/yapıların kendilerini çoğu zaman çeşitli sanal sıfatlarla tanımlayarak (Allah kullara zulmedici olmamasına rağmen) kendilerini Tanrının kılıcı, Tanrının gölgesi, Tanrının halifesi. vb. gibi sıfatlar yükleyerek dünyayı yaşanmaz hale getirerek kan gölüne döndürdüğü tarihsel bir gerçek olmakla birlikte ne acıdır ki günümüzde de bu zulüm hala devam etmektedir.

Görülüyor ki Allah yarattığı insanların birbirilerinin kanını dökmemesi için yönetimini kendi seçtiği Resule tabi olunmasını istemekte, kendi buyruklarından bağımsız ya da kıyısından köşesinden tutan insanlara bırakmak istememektedir. Elçi ve onun takipçileri de ancak onun ayetlerine/talimatlarına uygun hareket etmekle sorumlu tutulup yargılanacaklardır.

İnsana yüklenen iyilik yapma potansiyelini “kurtuluşa ermek için” aktif hale getirerek “nefisleri kötülüklerden arındırmakla” mümkün olacağı açıktır. Şüphesiz kötülüklerden arınmak kolay bir iş değildir. Zira gösterilen hedefte şeytan dahil birçok engellemeler/tuzaklar vardır. Ancak bu tuzaklara rağmen bu kutlu yolda yılmadan yürümek azmi ve kararlılığı sonucunda verilen emeğin karşılığı olarak Allah’ın bu yolu kolaylaştıracağı müjdesini vermiştir. (Leyl-7) Bu sınavı başarıyla geçenlere ödül olarak da cennet vaadedilmiştir. (Ankebut-2-3, Tevbe-111, Bakara-214)

“Kendini kötülüklere gömen de ziyan etmiştir” ayetinde ifade edilen kendine ziyan eden kişi veya kavimlerin akıbeti aşağıdaki ayet demetinde bir örnekte ifade edilmiştir. Bu ziyan, bazı tarihsel veya günümüzdeki kişilerde öyle ileri gitmiştir ki şeytan dahi bu noktaya gelmekten “ben Allah’tan korkarım” (Haşr-16) diye çekindiği halde bu tip insanlar bundan çekinmemiştir.

Toplumum kötülüklerden arınması için bireysel çabalar, şüphesiz çok değerli olmakla birlikte, toplumun arınmasına pek faydası olmadığını aşağıdaki ayette geçen İlahi uyarıyı dikkate almayanların “en azgınlarına” engel olmadıklarının sonucun da uyarıcılar dışında halkın toptan cezalandırıldığı görülür.

11-15-Semûd kavmi azgınlığı yüzünden (Allah'ın elçisini) yalanladı. Onların en eşkıyası (deveyi kesmek için) atıldığında, Allah'ın Resulü onlara: «Allah'ın devesine ve onun su içme hakkına dokunmayın!» dedi. Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felâket gönderdi de hepsini helâk etti. (Allah, bu şekilde azap etmenin) sonucundan korkacak değil ya!

Toplumsal refleks; beraber yaşamın olmazsa olmaz ölçüsüdür. Bu ölçünün göstergesi ise gelişen olaylar karşısında hakkın ve adaletin uygulanması noktasında gösterilen tavırlarla ancak bir anlam kazanır. Bu bağlamda toplumsal kirlenmenin öznesi olan “neme lazımcılık” veya “bana değmeyen yılan bin yaşasın” duyarsızlığı er geç bu tavırları sergileyenleri de toptan kuşatacağı açıktır. (Enfal-25)

Hak olanı savunmak gerekirken sessiz kalmak, tabiri caizse üç maymunu oynamak aynı zamanda batılın yanında yer almak demektir. “Toplumsal duyarsızlığın” sembollerinden biri de “Allah inancı” da olan (Neml-48) Semud kavmidir. Bu kavmi uyarılmak için görevlendirilen ve hem de kendisinden “ümit de besledikleri” (Hud-62) Salih peygamberin sonuçsuz kalan Hakka tam dönüş çağrısını reddetmiş olmaları, onların toptan cezalandırılmasıyla örneklendirilmesi bizim için de büyük bir uyarı niteliğindedir.

Toplumların denge üzeri olması için “hakkı ve adaleti” canlı tutmanın olamazsa olmaz kriterleri vardır. Bu kriterler şüphesiz İlahi proje odaklı olmakla mümkündür. Ancak Semud kavmi, adil paylaşımın ve adaletin sembolü olan ilahi projeyi uygulaması için görevlendirilen Salih peygamberi takip etmek yerine, ölçüsüzce davranan, fesat çıkararak bozgunculuk yapan 9 kişilik mafya (çete) yapılanmasına uydular. (Şuara-151-152)

Şurası bir gerçektir ki Semud Kavmi gibi kirlenen her toplum, bozukta olsa alışageldiği düzenden kolay kolay vazgeçme iradesini gösteremezler. Bunun sebebi ise çete grubunun gayrimeşru yolla elde ettikleri ekonomik güçle satın alarak beslediği iş adamı, askeri güç ve medya kanalıyla halkı mevcut yapının mükemmel bir düzen ya da din olduğu propagandasını illüzyonist bir beceriyle yapmalarıdır. (Mü’min-26) (Fravun, Haman, Kaarun ve büyücüler/medyadan oluşan dörtlü çete, birleştirilmemiş milletlerin, birleşmiş ülkeleri olan beşli çetesi gibi)

Bir sembol olarak verilen dişi deve, bardağı taşıran son damla misali bu bölümde nihai sınav olarak verilmiştir. Deveye dahi su içme hakkı tanımayanların nasıl bir zulmün içinde oldukları açıktır. Devenin su içme hakkı için tanınan üç günlük süreye dahi tahammül edemeyerek kesilmesinin sonucunda bu zalim kavim yıldırımla cezalandırılarak yok edilmiştir.

Özetle; Allah’ı gereği gibi takdir edemeyenler, dünyanın kan gölüne döndürmekten çekinmezler. Bu nedenle yeryüzünde düzenin sağlanması için mü’min şahsiyetlerin elindeki imkanlarla ve hep birlikte (Ali İmran-103) İnsanlara terör estirerek, asıp keserek değil Salih peygamber gibi vahyi metotla hareket etmesi her müslümane farzı ayndır.  Hakkı ayakta tutmanın yolu şüphesiz Hakkın belirlediği ve onay verdiği metotla mümkün olacaktır. Aksi bir tutum ve davranış, kişisel heva ve heves kapsamında değerlendirileceğinden ilahi makamdan onay alamayacağı bilinmelidir. Pek tabi ki verilecek mücadelenin sonucunun belirleyicisi de şüphesiz Allah olacaktır. Mü’min şahsiyetler yapılan mücadelenin sonucunun olumlu ya da olumsuz olacağını düşünmez çünkü bilir ki inananlar her iki sonuçta da kazanmış olacaktır. (Ali İmran-139) Vesselam…

 

A. Kerim Uludoğan

28.09.2020 Ankara



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2020-09-28 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com