Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

ABESE SURESİ

201'kez görüntülendi

ABESE SURESİ  Rahman, Rahim Allah adiyle; Abese Suresi, 42 ayet olup Mekki surelerin özelliğini taşımakta ve Necm Suresinden sonra indirilmiş olduğu belirtilmiştir. Abese fiili surat astı, surat ekşitti anlamına gelmektedir.

Dünden bugüne değin, insanlar içinde yaşadığı toplumdaki siyasal, ekonomik, kültürel ve askerî açıdan sosyal statüsü zirve yapmış şahıslara karşı, hayranlık duyduğu sosyolojik bir gerçektir. Onların şu ya da bu şekilde ünlü olmaları insanları cezbetmiş, çekici gelmiş ve çoğu insan da onlar gibi olmak için can atar olmuştur.

Halk içinde sosyal statüsü zirvede olan insanların büyük çoğunluğunun, egolarının da zirve yaptığını, halka tepeden baktığına da tanık oluyoruz ve bu kişilerin çoğunluğu da Allah bana yardım etmeseydi ben bu noktaya ulaşma imkânım olmazdı diyene de pek rastlanmaz.

Bu insanlar halk arasına karışmaz ve kendilerine özgü mekanlarda buluşur, avamdan veya ayak takımı diye aşağılayarak ötekileştirdikleri insanlardan uzak dururlardı.  Günümüz elitlerinin avamdan insanların gitme imkânı olmayan çok pahalı mekanlarda zaman geçirdikleri gibi.

“Kavminin ileri gelen kâfirlerden bir kısmı dedi ki: "Başka değil, sen de bizim gibi bir insansın.  Bakıyoruz ki bizim ayak takımımızdan başkası senin takipçilerin değiller. Sizin bizden fazla bir meziyetinizi de görmüyoruz. Aksine sizi yalancılar sanıyoruz” (Hud-27)

Aşağıdaki ayetlerde sosyal statüsü yüksek olan insanlara, vahyi iletmeye çalışan Resulün mevcut çarpık sosyal yapıdan, çoğu insanın etkilendiği gibi etkilenmiş olacak ki ileri gelenler hoşlanmayacak diye görme engellinin yanlarına gelmesinden pek memnun olmamış ve duygusal davranarak Allah’tan bu hatadan dolayı uyarı aldığını görüyoruz.

1-10- Görme engeli olan kişi, öğüt alıp ve bu öğütün kendisine fayda vereceğine inanarak sana gelince, suratını ekşittin ve ona yüzünü çevirdin. Ancak Allahtan korkarak ve can atarak sana gelen kişiyle ilgilenmen gerekirken, sen buna ihtiyaç hissetmeyene yöneldin. İyi bil ki insanların temizlenmek isteyip istememesinden sen sorumlu değilsin.

Anlaşılacağı üzere, insanlığa rahmeti/aydınlığı/hidayeti iletmekle görevli Resulullah, alt tabakadan ve ayak takımı diye aşağılanan insanları aralarında görmeye dahi tahammülleri olmayan, kadınları ve köleleri, devesinden bile aşağı gören Mekke’nin birçok ileri gelenlerine, kendisine iletilen vahyi, sunum yaptığı sırada, görme engellinin yanlarına gelişinden pek memnun olmadığı anlaşılmaktadır.

Bir insan* olarak Resulullah, bu ileri gelenlerin takipçileri veya onları benimseyenlerin üzerinde etkili olabileceği ve zulmü içselleştiren bu kişilerin iman etmesi durumda toplumda büyük yankı uyandıracak ve toplum, vahyi hızla kabullenir olması sağlanmış olacağı düşüncesindedir. Ancak canı gönülden, Allah’tan korkarak gelen görme engelli kişiyle ilgilenmesi gerekirken, vahye burun büken ve vahiyle temizlenmek istemeyen ileri gelenlere yönelmesi, eleştiriye tabi tutularak uyarıldığını görüyoruz.

*Şu hususu da burada ilave etmek gerekir ki Allah, “bizim gibi bir insan olan” (Kehf-110, İsra 93-94, Fussilet-6) “Resulü örnek almamızı istemiştir.” (Ahzap-21) Temiz akıl sahipleri bilir ki örnek gösterilenin, insanüstü bir özelliği olmamalıdır ki onu örnek almak isteyen insanlarda onu örnek alabilsin ve vahyi özümseyip hayatına aktarabilsin.  Zira aynı özelliği olan yaratılana da yine kendi benzeri bir yaratılanı elçi gönderirim buyuruyor. “Eğer yeryüzünde yürüyüp duran melekler olsaydı, elbette onlara peygamber olarak bir melek görevlendirirdik."(Isra-95)

Tevhidi, yani islami hükümlerin bölünmez bir bütün olduğunu ve bunun İslam’ın temeli olduğuna iman etmiş tüm Müslümanlar, bu olaydan ders almak zorundadır. Sosyal statünün Allah katında bir ölçü olmadığı bilakis samimiyetin/takvanın (Hucurat-13) ölçü olduğu bu ayetlerden anlaşıldığına göre bu ilahi uyarıya uygun davranarak hareket etmeli ve İslam’a canı gönülden yönelmek isteyenlere daima öncelik verilmelidir.

11-16-Hayır! Şüphesiz bu Kuran; değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle yüce ve tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış, öğüt almak isteyenin de ondan öğüt alabileceği şerefli bir kitaptır.

Necm Suresinde de ifade edildiği gibi vahyin, ilahi makamdan, güvenilir/emin elçi melekle, güvenilir/emin insan olan Hz. Muhammed’e indirildiği belirtilmişti. Vahyi, toplumda fazla bir sosyal statüsü olmayan ve yetim olarak büyüyen birinin, kendi sosyal statülerini yüksek görenlere sunarak onları hak yola davet etmesi, burnu büyük elitlerin birçoğuna oldukça ağır geldiği anlatılmaktadır.

“Kuran, kovulmuş şeytanın sözü değildir. İçinizden doğru yolda gitmek isteyen tüm insanlar için aydınlığın tek kaynağıdır. O halde, bu gidiş nereye?” (Tekvir-25-28)

Vahyin öğüt olup gönüllere işlemesi ve o gönüllerde taht kurması, ancak şirkten, fısktan arınmış temiz gönüllü şahsiyetlerde mümkündür. Zira o Kuran ancak; “temiz, yani şirkten uzak olanlara fayda verir, şirkten uzak olanlar ondan etkilenir, şirkten uzak olan onu rehber edinir” (Vakıa-79)

Şirki, küfrü yaşam biçimi, hayat tarzı edinenlerin bundan dönüş yapmadıkları gibi küfürde direnmeleri sonucu kalpleri katılaşmış, pas tutmuş tutkularını da tanrı edinmiş (Furkan-43) olduklarından, vahyi Allah onlara layık görmemiştir.

“Rabbinin ayetleriyle nasihat edildiği halde ondan yüz çeviren ve daha önce işlediği günahları unutandan daha zalim kim olabilir? Biz onların kalpleri üzerine (Kur'ân'ı) anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları doğru yola çağırsan da onlar asla hidayet yoluna uymazlar.” (Kehf -57

“Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azap onlaradır.” (Bakara 6-7) 

“Vahyi duyduğunda kaşlarını çatmış, suratını asmış ve bu bir insan sözüdür, olsa olsa sihirdir diyerek büyüklük taslamış ve arkasını dönüp gitmiştir.” (Müddesir18-25)

Demek oluyor ki hatasından dönmediği gibi tövbe etmeye veya özür dilemeye de yanaşmayan ve bunda da ayak direyen iblis (Araf-12-18) gibi insanlar, kendi ellerinin yaptıkları zulüm yüzünden, vahyi aydınlığa ulaşamazlar ve bu tip insanlar, kendi kendilerinin gönül gözünü imha ettiklerinden dolayı, insanı insan yapan ayetlere iman etmezler.

17-23-Ey insan! Sizi bir damla sudan güzel bir biçimde yaratan ve sonra doğum sürecini kolaylaştıran ve daha sonra da sizin canınızı alacak ve dilediği zaman diriltecek olan Allah’a karşı neden nankörlük (küfr) ediyor ve Allah’ın emrine tam olarak teslim olmuyorsunuz?

“O İnsanı güzel bir biçimde yarattı” (Ahseni takvim-Tin-4)

“Aklınızı kullanasınız diye O, sizi önce topraktan, sonra bir nufteden, sonra bir embriyodan, yarattı, sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyor, sonra kuvvetli çağa eresiniz diye sizi büyütüyor, sonra da ihtiyar olasınız diye, içinizden kimi de daha evvel vefat ettirilir, belirlenen bir ecele eresiniz diye.” (Mü’min-67)

Allah’ın yaratmış olduğu insan, her şeyini, varlığını ve geçimini O’nun sınırsız merhametine borçludur. Bu da demektir ki insan, yaşamının her alnında Allah’a karşı minnet besleme veya minnet duyma görevini üstlenmelidir. Nankör kişi, anılan hiçbir şey değilken Allah’ın lütfuna muhatap olduktan sonra davranışında minnettarlık ifadesi taşımayan ve hatta yaratıcısına karşı isyankâr davranan kişidir.

24-32-İnsan hele bir dikkat kesilip baksın bakalım yiyeceklerinin kaynağına; yağmuru nasıl gökten şırıl şırıl döktüğümüze, sonra bitkiler bitsin diye toprağı nasıl uygun hale getirdiğimize, orada tahıllar, taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırları yarattığımıza ki siz ve hayvanlarınızın faydalansın diye.

Bundan önceki ayet demetinde insanın yaratılma süreci konusunda hatırlatma yapılmış olup bu ayet demetinde ise insanın yaratılma sürecine paralellik arz eden bitkilerin yaratılma sürecinin anlatılıyor.

“O, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderendir. Ölü toprağı canlandıralım, yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik.” (Furkan-48-49)

Doğaya, akıl ve gönül gözünü idrak için yönelten her insan, doğanın bu muhteşem düzenine hayran kalmaması mümkün değildir. Tesadüfen var olması mümkün olmayan bu mükemmel düzeni/dengeyi sağlayanın çok mükemmel birisi olduğunu kavrayacağı ve ona teslimiyeti katbekat artacağı açıktır.

Rabbimiz, doğadaki bu muhteşem düzenin sağlayanın kim olduğunu insanlar sorgulasın ve kendisine yönelsin ve Ona teslim olsun ki cezai bir karşılık görmesinler diyedir. Çünkü ceza hükmü verildiğinde ceza hükmünün ertelenmesi mümkün olmayacaktır.

“Bunlara kendilerinden öncekilerin, Nuh, Ad ve Semud toplumlarının, İbrahim’in kavminin, Medyen halkının ve yıkılıp giden beldeler ahalisinin haberi gelmemiş miydi? Onlara resulleri apaçık delillerle geldiler. Demek ki Allah onlara zulmetmiş değildi, asıl onlar kendilerine zulmetmişlerdi. (Tevbe-70)

33- 42-Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde, onlardan her birinin o gün başından aşan işi olduğundan kişi kaçar, kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından.  Ancak bazı yüzler var ki aydınlıktır güler, sevinir.  Ancak bazı yüzlerde var ki o gün tozlanmış, onları karanlık bürümüş, işte onlar haktan sapan kâfirlerdir.

Hesap günü, din günü yani yargılama günü (Fatiha-4, Saffat-20) vuku bulduğunda insanların gerçek yüzü apaçık ortaya çıkacaktır. Sevdiklerinin saçının teline bile zarar gelmesini istemeyenler; canım, aşkım, bir tanem veya senin yolunda ölürüm diyenler, ilkelerine uydukları atasından/dedesinden/şeyhinden/liderinden kaçacağı o gün olacakları dramatik bir şekilde dile getiriliyor.

“O gün buyruk, yalnız Allah'ındır. Ve o gün kimsenin kimseye yardım edemeyeceği bir gündür!” (İnfitar-19)

“Birbirlerine gösterildikleri halde hiçbir candan dost, dostunun hâlini sormaz. Her suçlu o günkü azaptan kurtulmak için fidye olarak oğullarını, eşini, kardeşini, kendisine sahip çıkan sülalesini, hatta dünyada olanların tamamını verip de kurtulmak ister” (Meariç-10-14)

Dünün cahiliyesi; “insana şah damarından daha yakın olan” (Kaf-16) olan ve “dua edenin duasına karşılık veren” (Bakara-186) “dua edenin duasını kabul edip karşılık verecek olan (Rad-14) “Kişi ile kalbi arasına giren” (Enfal-24) Allah iken, Allah ile kul arasında ara olmamasına rağmen çeşitli isimler altında Allah ile yarattığı kulunun arasına torpilciler/kurtarıcılar yerleştirerek Allaha şirk koşmuşlardır.

Cahiliyenin bu şirki, Allah’ın merhametine güvenmemenin, aracı diye yerleştirdikleri şahısların/putların haşa Allahtan daha merhametli olduğu anlamına geldiğinden büyük bir zulüm niteliğindendir. Torpilci/kurtarıcı olarak Allah ile aralarına koydukları şeyler çok büyük şirktir yani Allah’a ortak koşmanın katmerlisidir.

Ne acıdır ki dünün cahiliyesindeki buna benzer şirk, günümüzde de hızını kesmeden devam etmektedir. “Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve yalnız senden dileriz yardımı, inayeti.” (Fatiha-5) Ayeti Kerimesini namazın her rekatında okunmasına, rağmen, şeyhlerini, türbeleri, hatta peygamberi de dahil ederek yüzü gözü hürmetine diyerek büyük bir şirk koşmaktadırlar.

Yukarıdaki ayetler net olarak anlatıyor ki kimse kimsenin kurtarıcısı olamayacak. “O gün buyruk, yalnız Allah'ın olacak. Ve o gün kimsenin kimseye yardım edemeyeceği bir gün olacak” (İnfitar-19) O halde bu kadar kesin bilgi verilirken, kadın erkek her insan, yüzlerinin aydınlık olması için düşünce, söylem ve eylemlerini Kur’an-ı Kerimin süzgecinden geçirip arınmalı, gereğini yerine getirmeli ve Allah’ın hükümlerine teslim olmalıdır.

Özetle; Vahiy (Kura’an-ı Kerim) aydınlığın ta kendisi olduğu, onun Resule indirilmesi sürecinde İlahi makam tarafından koruma altına alındığından asla şüpheye yer olmadığı, insanın yaratılma süreci ve bunu yaratana karşı nankörlük edilmemesi gerektiği, yeryüzünde yaşamının devam etmesi için hayvanları ve bitkilerin yaratılmasındaki hikmet hatırlatılırken, kıyamet saatinin mutlaka Allah’ın takdir ettiği bir günde mutlaka gerçekleşeceği, kimse kimsenin günah yükünü taşıyamayacağı gibi her insan hesap gününde en sevdiğinden bile kaçacağı ve bu nedenle kadın, erkek her insanın hayatının tamamını ölüm veya kıyamet gelip çatmadan, Kur’an-ı Kerime uygun hale getirmesi kendi yararına olacağı ifade edilmiştir. Vesselam…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

A. Kerim ULUDOĞAN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

02/08/2020 Ankara



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2020-08-02 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com