Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Sosyal Medya

KARANLIKTA IŞIK OLMAK

2472'kez görüntülendi
İslam dinini kötülemek adına ortaya çıkartılan hezeyanların kara bulutlar gibi toplumu sarıp sarmaladığı zaman da ışığı (=Vahiy) temsil ediyor olmak, Müslüman şahsiyetler için onurlu bir görevdir.

Işık, zıttı olan karanlıkta daha belirgin olarak görülür ve değeri daha iyi anlaşılır. Karanlık, ışığın varlığıyla orantılıdır. Yani aydınlık yoğunsa ışık neredeyse görülmez olur. Karanlığın da dozu arttıkça ışık, daha belirgin görülür.

Çöktüğü zaman karanlığın şerri (Felak 3), insan düşünce sistemine nifak ve şirk tohumlarının yeşermesi için en uygun ortamı oluşturur. Kişi ilk olarak çöken karanlığı tanıdıktan sonra kendisine yapmış veya yapacağı tahribatın boyutunun farkına varması gerekir. Eğer kişi kendisinde oluşan tahribatın farkında değilse ve hatırlatıldığında da aydınlığa doğru değişim sergilemiyorsa artık tedavi yöntemlerinin kendisine fazla bir katkısı olmayacaktır. Bu gibi durumlarda karanlığın, insanı kuşatıp düşünce sistemine sızarak felç edeceğini anlatmaktan başka seçenek yoktur, çünkü İlahi talimatlar gereği “sen onların üzerine vekil değilsin” ( Zümer 41) yani “onların yaptıklarından sensorumlu değilsin” buyruğunun esas alınması gerekir.

Karanlığı tanımak için Nurun (ışığın/aydınlığın) anlaşılması, Nuru tanımak için de karanlığın (zulümatın) net bir şekilde anlaşılması gerekir.



‘Karanlık’(zulümat) kavramı; Arapça olan ve "Za-Le-Me" kökünden gelen bu kelimenin lügat manası: nur’un yok olması (karanlık)tır. Zulüm terimini; bir şeyi kendisine ait olan yerin dışına koymak, gerek eksiltmek, gerek çoğaltmak ve gerekse zaman ve yer bakımından saptırmak olarak tarif edilir

Yaratanın Tayin ettiği sınırın dışına taşmak zulümdür. Bazı lügat âlimleri zulüm terimini "hadde tecavüz ve eziyet etmekle" açıklanmıştır. İslâmî ıstılahta: "Bir eşyayı veya hadiseyi, şer’i hükmünden başka bir şekilde değerlendirmeye zulüm denir." şeklinde tarif edilmiştir. Yaygın olan tarif de budur.

Karanlığın kaynağı Tağuttur. Tağut; Azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, puthane, kâhin, sihirbaz. Allah'ın hükümlerine sırt çeviren kişi ve kuruluşların tümü. Arapça "Teğa" kökünden türetilmiş olup kelimenin mastarı olan "Tuğyan" Allah Teâlâ'ya isyan etmek anlamına gelmektedir. Allah'ın indirdiği hükümlere muhalif olan ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık tağuttur. (Şamil İslam Ansiklopedisi)

“Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar”. (Bakara 257)

‘Nur’ kavramı ise, Aydınlık, ışık, feyz, bereket, ihsan anlamlarına gelir ve kaynağını Yüce Yaratandan alır.

“Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir. Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir. (Nur 35)

Yürürlükteki şirk sisteminin ağababaları tarafından İslami değerler manzumesini bozmak, yani karanlığı hâkim kılmak için en şiddetli ve en kirli olarak yaptıkları operasyonlar, yine İslami olarak reklamı edilen gruplar(tasavvuf ve gelenekçiler) eliyle sürdürülmektedir. Bu gruplar kendilerini İslami sanmakta olup islama en çok zarar veren gruplardır.

İnsanların açık ve net olarak şirke düşüren imanını sıfırlayan küfürleri bile aklayan yukarıda adı geçen gruplar vahiy bütünlüğünden oldukça uzaktadırlar. Koptu kopacak kadar zayıf imanlılara “yüz kere şunu yaparsan şuna kavuşursun, bin kere şunu yaparsan cennete girersin” demek suretiyle piyangolar icat etmektedirler. Ancak bu gibi piyangoların mimarları, Kurani Kerimde yer almayan ücretleri/ecirleri belirlemenin Allah (cc)’nun yerine geçerek şirk koşmak olduğunun farkında bile değillerdir. Zira hiç kimse kendisini Allah (cc)’nun yerine koyarak ücret/ecir belirleme hakkına sahip değildir.

Tasavvuf ve gelenekçi grupların yapmış oldukları toplantılarda müzikal formatta okudukları Kuran Kerim, sadece Yasin ve tebareke (Mülk) surelerinin tekrarından ibarettir. Bu sureleri de zaten anlamadan okudukları gibi kendi küfürlerini örtmek için okurlar, yani dostlar bizi alışverişte görsün anlayışıyla. Geriye kalan 112 sureden haberleri yok gibidir. Karanlığın en önemli membaı da bu gruplardır. Çünkü bu gruplar pirincin içindeki beyaz taşlardır. Basın tarafından bu kişilerin sürekli olarak boy göstermelerine izin verilmesinin sebebi de bunlarla dalgalarını geçmek ve reyting kapmak içindir.

Görsel ve yazılı basının İslami değerler manzumesine ters olan tüm fuhşuyatı sanki normal bir davranışmış gibi insanların gözüne sokarcasına yayınlamaktadırlar. Bu anlayışın topluma sürekli olarak pompalanmasının; yani çoluk çocuk demeden insan öldürmenin, insanları dolandırmanın, ırkçılığın, halkı partilere ayırarak birbirine düşman etmenin, kafa kesmenin, gayri meşru ilişkileri ballandıra ballandıra görüntülemenin, zinanın her türlüsünün izletilmesinin, faizin, dini yayınlar ve kitaplar da dâhil bu türlü hizmetin parayla yapılır hale gelmesinin, insanların organlarının çalınmasının ve buna benzer her türlü karanlığın sıradanlaştırıldığı ve normal hale geldiği bir toplum doğmasına neden olmuştur.

Ayrıca Yürürlükteki şirk sisteminin olağan üstü yoğun baskısı nedeniyle sistemli olarak karartılan hayatlara çıkış kapısı olarak da ancak sistemden yana gözükme kapısı gösterilmektedir. Yani şöyle denmek istenmektedir. Mevcut sistemden yana olmayabilirsin ancak mevcut sistemden yana gözük ama bunu asla dile getirme denilmektedir. Korkutarak, vicdanı ve fikri hür olamayan kendi düşüncesini, kendi kimliğini gizleyen insanlar topluluğu oluşturulmuştur, yani iradesi birilerine bağlı sürüler üretilmiştir.

İşte Mustafa Kemal tarafından kurulan askeri diktatörlük rejiminin (Ahmet Altan 04.11.2010 Taraf) günümüze kadar uzanan baskı ve karanlık yapısının toplumu getirdiği noktanın görünümü.

Bu baskının ve zifiri karanlığın ortaya çıkardığı son tahlilde; toplumun büyük bölümünün zaman içerisinde yürürlükteki mevcut sisteme entegre edilerek barışık hale getirilmiştir. İslam ile mevcut sistemin bir birine taban tabana zıt olmasına rağmen Yüzde seksen beşe varan bir oranda halk sandığa giderek mevcut sistemle olan barışıklığını kanıtlamıştır. Zira sandığa gitmek demek, karanlığın temsilcisi mevcut sisteme biat etmekten başka bir anlam taşımamaktadır.

Allah (cc)’nun yasasında (sünnetullahi tebdilen – sünnetullahi tahvilen Fatır 43) bir değişikliğin ve bir başkalaşımın mümkün gözükmediğini, yine kulu ve elçisi Muhammed (a.s) vahyetmiş olan Yüce Rabbimiz, kurtuluşa eren Müslüman şahsiyetlerin hep aynı eylemlerle kurtuluşa erdiklerini ve helak edilen kâfirlerinde hep aynı eylemlerle helak edildiklerini belirtmiştir. Yani Rahmani sınırları ihlal edenlerle etmeyenlerin karşılaştıkları sonuç da, Sünnetullah gereği değişmediğinden hep aynı olmuştur. Yine Sünnetullah gereği bundan sonra da hep aynı olacaktır.

İşte yürürlükteki şirk sisteminin ortaya çıkardığı karanlık tablonun bertaraf edilmesi için tek ve son çare Yüce İslam dininin önerdiği ve insan kimyasıyla yüzde yüz uyumlu yan tesiri bulunmayan tamamen organik Tevhidi temel üzerine inşa edilen sosyal, siyasal ve ekonomik reçetedir.

“Ey insanlar, size Rabbinizden reddi mümkün olmayan bir delil gelmiştir ve size apaçık bir nur indirmişizdir. Allah'a iman edenler ve bu nura sımsıkı yapışanlar; işte Allah onları, kendinden gelen bir rahmete ve ihsana gark edecek ve kendisine varan dosdoğru yola iletecektir” .(Nisa 174-175)

Yukarıda verilen ayetlerde de belirtildiği gibi çöken karanlıktan kurtuluşun ancak reddi mümkün olmayan nura/aydınlığa sarılmakla mümkün olabileceği ve bunun tek adresi olarak da işaret edilen ve Rabbimiz tarafından indirilen vahye sımsıkı sarılmakla ve onu hayat düsturu yapmakla ulaşılır. Rabbimizin belirlenen nurun dışındaki hiçbir sistemin, insanları karanlıktan aydınlığa ulaştırması mümkün değildir.

Karanlığın günümüzde bu denli yoğun olması aslında ışıkların yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır her ne kadar kâinatın tüm karanlığı bir mum ışığını söndüremezse de.

Gökteki yıldızlar güneş ışığında pek fark edilmezler ancak geceleyin fark edilirler. Bu da güneşin yokluğundandır yani yıldızlar bir araya gelip güneş olamadıklarındandır. Burada şunu da unutmamak gerekir ki birliktelik küfre tavizi gerektirmemelidir. ‘Ne olursan ol gel mantığında’ olunmamalıdır.

Ayrılık bölünmeyi, bölünme ise bireyselliği getirir. Topluca Allahın ipine sarılmak gerekirken bireyselliği seçenler de geceleyin gökteki yıldızlar gibi karanlıklarla birlikte yaşamak zorunda kalırlar.

Sonuç olarak hayatı karanlıkta değil de düzgün ve doğru yaşamak yani nurda yaşamak isteyenlere önerimiz; size emanet olarak verilen hayatı ilahi aydınlığın içerisinde sürdürmek için vahye sımsıkı sarılın. İşte o zaman kainatın tüm karanlığı sizi söndüremez ve karanlıkta ışık olursunuz.

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-08-10 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com