Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

NECM SURESİ 43-62. AYETLER (dördüncü ve son bölüm)

243'kez görüntülendi

NECM SURESİ: 43-62. AYETLER (Dördüncü ve son bölüm)

 

Rahman, Rahim Allah adıyla;

 

Surenin bir önceki bölümde yaratılış ilkelerine uygun davranmanın olmazsa olmaz koşulunun bir ayağı olan ekonomiden dem vurulmuş, sosyal dengesizliğe yol açan, Allah’a ve resule savaş açma olarak nitelendirilen, (Bakara 275-279) faizden kaçınarak (temeli faize dayanan ekonomiler, toplumları köleliğe mahkûm eden çok büyük ekonomik terör sistemidir.) ihtiyaç sahiplerine mutlaka bir pay ayırma zorunluluğu emredildiği belirtilmişti.

 

Zekâtın, yani günümüz deyimiyle verginin, kişilere verilemeyeceği, bireysel yardımların ise kişilerin kendi tercihi olduğu ve kişilere verilebileceği, (sadaka, infak vb.) ancak zekâtın yani doğrudan veya dolaylı yollardan alınan vergilerin sosyal zorunluluk olup devlet tarafından yasa altına alındığı bu yükümlülük yerine getirilmediğinde cezai karşılığı olduğu belirtilmekle beraber vergiler halk yararına adil kullanılması da dile getirilmişti.

 

Ayrıca hesabın görüleceği günde her insana ancak çalışmasının, emeğinin karşılığı verileceği, kimse kimsenin günah yükünü taşıyamayacağı gibi hiç kimsenin kimseye torpil yapıp cezadan kurtaramayacağı da Hz. Nuh’un oğlu ve eşi örneği verilerek açıklanmıştı.

 

43-49- Şurası muhakkak ki Şi’ra yıldızın Rabbi de odur. Erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti, embriyodan yaratan, Öldüren de dirilten ve bu yaratma ve öldürme sürecini tekrarlayan, ödüllendirende cezalandıranda rızkı genişletende daraltanda ancak Odur.

               

Cahiliyenin, Allaha ait sıfatlar olmasına rağmen insanı, bilinen bir süreçten yaratma, diriltme, canını alma, rızkı genişletme veya daraltma, cezalandırma veya ödüllendirme özelliklerinin, Şi’ra yıldızına (günümüzdeki ismi SİRİUS) verildiğini görmekteyiz.

 

Dün olduğu gibi cehaletin zirve yaptığı GÜNÜMÜZDE DE burçların ve yıldızların insanlar üzerinde etkisi olduğu, bazı gök cisimlerine olağan üstü özellikler atfederek fal bakmaları, kadın erkek arasındaki etkileşimden tutunda daha birçok yalanı inandırmak için yanlış yollara düştükleri, ancak yıldızların da batıp kaybolduğunu görmeleri gerektiği hususunu göz ardı ettikleri de ayrı bir açmazdır.

 

 Hz. İbrahim’in, Allah inancı konusunda kavmiyle tartışırken, yıldızları, ayı ve güneşi işaret ederek ve onların batması üzerine; “Ben böyle batıp gidenleri sevmem.” demesi bile onların küfründen dönüş yapmadıkları gibi bu tevhidi duruşundan taviz vermeyen Hz. İbrahim’i cezalandırmak istemeleri, halkın aydınlıktan uzak, akıl ve gönül kirliliğinin boyutlarının ne denli derin bir karanlığa gömüldüğünü göstermektedir. (Enam-76-78)

 

“Boşu boşuna yaratılmayan” (Enam-97) ne Kurani ne de bilimsel olarak hiçbir temeli olmadığı gibi insanlar üzerinde yaptırımı da bulunmayan Şi’ra (Sirius) yıldızının (Gökyüzünün en parlak yıldızı kabul edilen Şi‘râ güneşten yirmi üç kat daha parlak, elli kat daha büyüktür ve dünyadan 8,7 ışık yılı (41 trilyon km) uzaklıktadır. Bu mesafe dünya ile güneş arasındaki 149 milyon kilometrelik uzaklığın 1 milyon katıdır.) yaratılanların tümünün de Rabbi olan (Rabb= Allah’ın yöneticiliği, terbiye ediciliği, her şeyin sahibi ve maliki) Allah, küfür ehlinin bu yıldız da dahil olmak üzere diğer gök cisimlerine yükledikleri; yaratan, öldüren, dirilten, ceza ya da ödül verme, rızkın dağılımında söz sahibi gibi nitelemelerinden oldukça uzak olduğu zira onların da Allah tarafından yaratılmış olduğu belirtilmektedir.

 

Küfür ehlinin, yıldızları veya gök cisimlerini veyahut Allahtan başka velilere/evliyalara uymamaları uyarısına (Araf-3, Şura-9) rağmen onlara Rabb sıfatını yüklemekten çekinmemişlerdir. Onların bu zulümleri nedeniyle Allah’ın evrendeki yaratma yasasına muhalefet ederek hiçe saymalarının ağır faturasının bedeli aşağıdaki ayetlerde dile getirilmektedir.

 

50-55- Rabbinin nimetinden şüpheye düştüklerinden, daha önce çok zalim ve pek azgın olan Nuh’un kavminin, Âd kavminin, daha sonra Semûd kavminin şehirlerini altüst ederek hak ettikleri cezayı başlarına getiren O dur.

 

Rabbim, her topluma mutlaka uyarıcılar (Nahl-36, Rad-7) göndermiş Adem’den, son elçiye kadar, Allah katında tek din olan İslam (Ali İmran-19) nimetiyle (Nisa-69, Fatiha-7, Zuhruf-32) şereflenmelerini istemiştir. Nimet olarak nitelendirilen İslam’a mevcut kirli yapılarını, tevhide uygun düzeltmeleri için verilen süreyi de tanımadıkları gibi daha da aşırı giderek, yeryüzünü fesada boğmaları sonucu şiddetli bir şekilde yok edilmişlerdir. Onlar dünyada gördükleri azapla kalmayacak ebedi olarak cehennemde de ceza göreceklerdir. (Ahzap-65) Zira Allah, kullara asla zulmedici değildir.

 

56-58- Bela vaktinin yaklaştığı bu uyarıyı, önceki uyarı gibi başlatacak ancak Allah’tır.

 

Allah’ın yasalarını çiğnemeleri sonucu yok edilen toplumlar gibi günümüzde de suçluların cezalandırılabileceği bu nedenle, zulmü yaşam biçimi edinen her toplum, kendilerini güvende hissetmemeli kendilerine vahyi ölçülerle çeki düzen vermelidirler.Bugün dünyada hız kesmeden devam eden zulmü/terörü gördükçe, cezanın eli kulağında, her an kapıyı çalma noktaya geldiği düşünülmelidir.  Zira “bela yaklaştı” buyuruluyor.

 

59.62- Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyor gaflet içinde oyalanıyor, ağlanacak halinize gülüyorsunuz öylemi! Haydi Allah'a tam teslimiyetle kulluk edin.

 

Toplumun ileri gelenleri ve onlara tabi olanların gönderilen elçilere karşı insani ve ahlaki olmayan tavır sergilediklerini görüyoruz. Birçok ayette belirtildiği gibi elçiler hem dışlanmış hem de ölümle tehdit edilegelmişlerdir. Bazılarının kanını dökmüşler, bazılarını yurtlarından çıkarmışlardır.

 

Yukarıda yok edilen kavimlerin kendi içlerinden çıkan elçilerle alay ettikleri, ancak ıslah olup Allaha teslimiyet olasılığı da kalmadığından cezalandırıldığı görülür. Kendi içlerinden ve ancak onlar gibi bir insanı, (Kehf-110) Allah elçi olarak görevlendirilmesini hazmedememişlerdir. Bununla da kalmayıp deli, sapık, cinlenmiş gibi sıfatlar yükleyerek aşağılamış, gönderilen vahyi “sihirdir” (Müddesir-24) “insan sözüdür” (Müddesir-25) diyerek işlevsiz, elçileri ise toplum nazarında değersiz göstermeye çalışmışlardır.

 

İlginçtir ki günümüzde de vahyi/kurani çağrıyı ulaştırdığımız insanların çoğunluğu da geleneğe esir olmuş ataları gibi davranarak “bir sen mi biliyorsun bu kadar ileri gelen alimler varken” demeleri gerçekten acı vericidir. Ayrıca bismi rabbike safsatası, Muhammed’in uydurduğu veya gökten indiği sanılan dogma, beyni sulanmış hafızların dini diyen kişinin de çok büyük itibar gördüğü de unutulmamalıdır. (Kaynak; Habertürk TV.5 Mart 2019 Tarihin arka odası programı Tarihçi Murat bardakçı, Prof. Vahdettin Engin vd.)

"Kur'ân aramızdan ona mı indirilmiş?" dediler. Doğrusu onlar benim Kur’an’ımdan bir kuşku içindeler. Ve doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar. (Sad-8)

 

“Kendilerine hak geldiği zaman onlar: "Bu bir büyüdür doğrusu biz onu tanımıyoruz." dediler. Yine onlar: "Bu Kur'an, şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.” (Zuhruf 30-31)

 

“Sen Rabbinin nimetiyle deli değilsin” (Kalem-2)

 

Özetle; Ayetlerden de anlaşılacağı üzere şişkin egoları zirve yapmış insanların, günümüzde de olduğu gibi tarihin her döneminde vahye, kör ve sağır kesildikleri ancak vahiy dışı sözleri daha çok önemser olduğu görülmektedir. Dün, cezalandırılan toplumların başına gelenler günümüzde de gelmeyeceğinin garantisi yoktur.Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz” (Meariç 28) Her ne kadar büyük olmayan küçük boyutlu cezalandırma oluyorsa da bu Rabbimizin sonsuz merhameti ve toplumların düzelmeleri için verilen mühletin dolmaması sayesindedir.

“Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah'ın gâfil olduğunu sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler” (İbrahim-42)

A. Kerim Uludoğan

19 Temmuz 2020 Ankara.



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2020-07-19 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com