Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

Putlaşan Özgürlük

1777'kez görüntülendi
İnsan hayatı, hem bir ırmağın kendi yatağında ki akışına paralellik arz eder, hem de dünyanın kendisine belirlenen yörüngesinde yüzmesine. Kendi mecrasında, kendine çizilen rotaya sadık kalarak, sınırları ihlal etmeden, tam bir teslimiyet içerisinde... Ne zaman ki ırmağın, yatağını taşıran olaylar vukuu bulur ise, işte o zaman, hem kendi yatağına ve hem de kendi yatağının dışındakilere zarar vermeye başlar ve çevredekiler mağdur olurlar. Irmağın yatağı da eski konumunu yitirdiğinden yeni bir şekil almış olur. Bu yeni şekil, mevcut coğrafyanın değişime uğraması, farklı bir konum alması yani taşların yerlerinden oynayarak özünün bozulması anlamına gelmektir.

İnsanların hayat ırmağının rotası belirlenirken, taşıyabilecekler yükün ölçüsü de belirlenmiştir. Bu yükün altından kalkılabilirliği ve teslimiyet ölçüsü de şüphesiz, dünyanın yörüngesindeki teslimiyeti ile doğru orantılıdır. Yani evrende yer alan diğer kütlelerde olduğu gibi dünya da, kendine yüklenen rolü tam bir teslimiyet içerisinde birçok insanın gözlemlediği gibi yerine getirmektedir. Pek tabiidir ki, insanların doğuştan gelen insan hakları bulunmaktadır. Bu hakkın çiğnenmesi de ihlal edene özgürlük hakkı tanımaz.

İnsana yüklenen iyiliklerin ve kötülüklerin(91/8) kullanılışında ki serbestlik, onun özgür olduğu anlamına gelmemektedir. Çünkü insanların, kendilerine çizilen rotanın dışına taşması, aslında yüce Allah’ın razı olmadığı mecraya yönelmesi anlamına gelmektedir. Yani insanların, yüce Allah’ın belirlediği konumun dışına çıkmaları, onları özgürlüğe kavuşturmaz. Çünkü böyle bir yaklaşım insanların tutkularına esir olmalarından başka bir şey değildir. Diğer bir ifadeyle özgür bir insan olamaz; özgür olduğunu sananların durumu ise, sadece serap görenlerin yanılgısına düşmelerinden ibarettir. Zira yüce Allah’ın kâinatta haberdar olmadığı, gözetimi dışında veya ihata etmediği hiçbir yer yoktur.

Yani, bir insan ya yüce Allah’a tutsaktır ya da tutkularına; her ikisine birden tutsaklık düşünülemez. Biraz yüce Allah’a, biraz başkasına tutsak olma anlayışı şirk unsurunu ortaya çıkardığından, her iki taraftan da olur alamazlar; yani iki arada bir derede kalmış olurlar.

Örneğin; namaz gerçeğine iman eden birisi bunu eda etmez ise, namaz kılmayarak kendi nefsinin (hevasının) esiri olmuş demektir. Bu duyarsızlık namaza iman edilmediği anlamına gelmektedir. Diğer ibadetlerin ikame edilerek gereğinin yerine getirilmesi durumu da namaza yansımamışsa, bu şekilde, namaz kılmayarak boşalttığı alana tutkularını yerleştirmiş demektir. Hayatın tamamı da bu örneğe benzer. Bilindiği üzere doğada boş bir alan yoktur. Klasik bir ifadeyle bir bardak, ya su ile doludur ya da hava. Diğer bir ifadeyle, Hak ile batılın aynı iklimi, aynı renkleri, aynı atmosferi paylaşması mümkün değildir. Siyah ile beyazın karıştırılması eylemi, her iki rengin de sonunu getirir. Çünkü artık ne siyahtan ne de beyazdan bir eser kalır. Bu şekilde konsensüs (uzlaşma) oluşturma girişimleri koca bir aldatmacadan ibarettir. Zira Hak ile batılın uzlaşması söz konusu olmadığı gibi, bu mümkün de değildir.

İnsanların kendi fıtratlarına uygun yaşamaları (Tevhidi bir yaşam ) yerine tabiatlarını bozarak, özgürlük adı altında, kulların düşüncelerine dayanan yaşama çağrılmalarına yönelik çabaların adı, kula ya da kullara kulluk yapmaktan başka bir şey değildir.

“Demokratik özgürlüklerin genişletilmesi” anlayışının gündemde tutulmasında ki en önemli faktör, insanların İslam’dan kaçışına meşru (yasal) gerekçe üretmektir. Bu girişimler, “emri bi’l ma’ruf nehyi ani’l münker” (iyiliklerin emredilmesi, kötülüklerden menedilmesi) olarak bildirilen ilahi talimatların geçersiz hale düşürülmesi anlamına gelmektedir.

Demokratik özgürlükleri genişletme projeleri, İslami yaşam alanlarının daraltılması ile ters orantılıdır. Yani ırmağın kendi yatağının, kendi mecrasının dışına taşması şeklinde de değerlendirilebilir. Irmağın suyu, ne kadar çok alana yayılarak taşmışsa, çevreye de o kadar zarar verilmiş demektir. Diğer bir ifadeyle özgürlükler ne kadar genişletilmişse, bu durum, yüce Allah’ın yasalarının da bilinçli bir şekilde o kadar daraltılarak çiğnendiği gerçeğini ifade etmektedir. Bu anlayış, İslam’ın, zaman içerisinde tamamen sosyal hayattan kopartılarak işlevinin yitirilmesi operasyonundan başka bir şey değildir. Yani, İslam’ı folklorik bir kültüre dönüştürmek çabasıdır ve bugün de görülen manzara maalesef budur. Bu operasyonun müslüman görünümündeki insanlara yaptırılmış olması ise çok acı bir gerçeği yansıtmaktadır.

Müslüman oldum demek, “yüce Allah’ın buyruklarına kayıtsız ve şartsız teslim oldum, bunu sözde ve eylemde (teori pratik bütünlüğünde) yerine getireceğim” demektir. Ayrıca, “yaptığım hataları kronikleşmeden tevbe ederek telafi edeceğim, bunu ömrümün sonuna kadar da devam ettirmeyeceğim” demektir.

O halde, demokratik özgürlük istiyoruz istemlerini sürekli gündemde tutmak, aslında İslam’dan kaçmak için şeytani bir yola girmenin ifadesidir. Diğer bir ifadeyle, bu yaklaşım, yani özgürlük istiyoruz talepleri, “nefislerin (hevanın) ilah edilmesi” (25/43) olarak tezahür etmektedir. Bu gibi argümanları kullanmak suretiyle insanların yüce Allah’ın yetki alanına girerek ihlal etmesiyle büyük bir zulüm işlenmiş olur. Zulme rıza göstermek, sempati duymak ise insana, sürekli içinde kalacağı cehennem ateşinin dokunacağı (11/107,113), ilahi ikaz olarak bildirilmiştir.

Anlaşılacağı üzere, âlemlerin Rabbi tarafından çizilen yol haritasını ihlal etmek veya mecrasından taşırmak suretiyle bunu karakter haline getirmek, insanın kendisine, tapılacak bir put inşâ etmesi anlamına gelir. Yani bu durum insanın, kendi kişiliğiyle (özgürlük adına) yapmış olduğu puta, kendi tapar hale gelmesidir. yüce Allah (cc) yarattıklarının tamamının kendinden başkasına tapmalarını yasaklamıştır (51/56). Çünkü yüce Allah (cc) dışındaki hiçbir kimse, gerek soyut gerek somut nesneler olsun, buna kesinlikle layık değillerdir. İçerisinde yaşanılan zamana göre putların isimlerinin değişmiş olması bir şey ifade etmez; yapılmış olunan zulüm fiilinin her dönemde aynı kapıya çıkması nedeniyle, işlenmiş olan cürüm (şirk), sonuçta aynı olacaktır. Kısaca, vahiy dışı özgürlük çıkışları, kazanılan özgürlüğü putlaştıracaktır, özgürlüğe tapınılır hale gelinmiş olunacaktır. O halde hiçbir insanın ve cinin kendisine belirlenen rotanın dışına taşmaması gerekir; aksi takdirde bu suçun bedeli çok ağır olacaktır. Yüce Allah (cc) tarafından hemen ceza verilmeyişi, gözlerin dehşetten dışarı fırlayacağı kıyamete ertelenmesi yüzündendir (14/42).

Vesselam…


Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-08-10 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. 2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. 3- İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Zümer 1-3)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com