Haftanın Gündemi

EY HALKIM; Düşünüp, öğüt almak için, okumadın Kur’anı, Akıntıya kürek çektin, boşa geçirdin her anı. Anlayarak okusaydın rahmet yüklü Kur’anı Gönlüne merhem olur, sarardı bütün yaranı. (a.k.u

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

NECM SURESİ:13-32(ikinci bölüm)

81'kez görüntülendi

NECM SURESİ:13-32(ikinci bölüm)

Rahman, rahim Allah adıyla;

Surenin ilk bölümünde, vahyin Hz. Muhammed resule iletilme süreciyle ilgili bilgi verilmiş ve küfrü, bir yaşam biçimi, bir hayat nizamı edinenlerin çeşitli hilelerle, insanların hayatına kendilerini rab ve ilah olduğunu dayatarak, onların üzerinde söz sahibi olmaları sonucunda, koyu karanlık hükümran olmuş ve bu koyu karanlığın hüküm sürdüğü ve her türlü kötülüğün vücut bulduğu bir ortamı aydınlatmak için güvenilirliği tartışılmaz bir kaynaktan (ilahi makamdan) güvenilir elçi melek tarafından(Bakara-97) yıldız, yıldız (necm, necm) azar azar güvenilir/emin resule vahy edilmesi anlatılmıştı.

13-18) Yemin olsun ki Muhammed Nebi, Rabbinin büyük ayetlerinden olan Elçi Meleği, hiç bir yanılgıya ve kuşkuya kapılmadan bir kez daha asli suretinde oturulacak bahçesinin yanında bulunan Sedir ağacına yanında görmüştü.

Surenin bu ikinci demetinde ise Elçi Meleğin (Hz.Cebrail) ile Elçi Rasülün buluşma yeri olan Kudüs’te ki Kübbetül Sahra değil, Mekke şehrinin yürüme mesafesinde (5-6km) bulunan Mescid-i Aksa’dır. Mescid bahçesinde (dinlenecek bahçe=Cennetül Me’va) ve sedir ağaçlarının (sidretül münteha) bulunduğu yerde meydana geldiği anlatılır. Ancak birçok müfessirin, hiçbir Kur-an’i delili olmayan sözde miraç hadisesini bu olayla bağ kurarak Allah katında meydana geldiğini iddia etmişlerdir.

Oysa ki insana, şah damarından daha yakın olan (Kaf-16) Rabbimiz; İnsan elçileri makamına çağırmadığı ve bu nedenle insanla ya vahiyle, ya perde arkasından,(Musa Rasül ile Tur dağında yanan ağaçtan seslenmesi gibi (Kasas 29-30) ya da elçi melek göndererek (Bakara/97) mesajını, resullere ilettiğini belirtilir. (Şura-51) Buna rağmen resulü övme adına iftira niteliğinde çeşitli senaryolar üretmenin hiçbir gerekçesi olmadığı gibi sünnetullaha da aykırıdır.

“Şüphesiz ki her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan ve her şeyi hakkıyla gören, bilen Allah; Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i Haram'dan, kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya yürütmüştür.(Isra-1)

Ayrıca Muhammed Resul, Miraca çıktı ve her katta farklı resullerle görüştü ve hatta Musa Resulün uyarısı ile Allah ile ile namaz konusunda pazarlıklara dahi girişti denilmektedir. Bu küfür, Allah’ın kullarını (haşa) tanımadığı ancak Musa Resülun insanları Allah’tan daha çok tanıdığı anlamına gelir. Ayrıca bu zehirli anlayış, zamandan ve mekândan uzak olan Allah’a zaman ve mekân isnat edilerek, insan elçilerini yanına çağırması anlamına da gelir ki bu gibi anlayışlar çok büyük şirk unsuru taşır.   

Akıllara, Allah (cc) İsa Resulü neden vefatından sonra canını yanına aldı şeklinde bir soru gelebilir. Ancak Allah, (cc)  İsa Resul gibi vefatına hükmettiği her insana, katından can verdiği gibi ölümüne hükmettiği her insanın canını da geri aldığını aşağıdaki ayetlerde olduğu gibi açıklamıştır.

"İsa dedi ki hem doğduğum gün, hem öleceğim gün ve hem de kabirden dirileceğim gün selam ve emniyet benim üzerimedir."(Meryem-33)

Sonra onu düzenli bir şekle sokup, canlandırdı.” ( Secde 9) “Allah, ölmekte olanların canlarını alır”. (Zümer 42)

Anlaşılacağı üzere yaratılan insanlara kendi ruhundan üfleyerek can verdiği gibi ölümüne hükmettiği canı da verdiği gibi geri almaktadır.

19-26) Hâlbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiş, ancak onlar zanna ve nefislerinin alçak hevesine uyarak, hakkında hiçbir delil ve güç indirmediği Lat, Menat ve Uzzayı melektir, onun kızlarıdır diyerek ve şefaatin tamamı Allah’a ait olmasına rağmen onları şefaatçi kabul ediyorlar. Ancak bu isimler, atalarının uydurduğu ve kendilerinin de benimsedikleri boş isimlerden başka bir şey değildir. Ayrıca erkekleri kendilerine, küçümsedikleri dişileri de Allah’ın hakkıdır diyerek saçma taksim yapmaktan da geri durmazlar. Şüphesiz bu saçmalıkları/arzuları yanlarına kâr kalmayacak, ve bu küfürleri yarın sorulacaktır. ?

Dünün cahiliyesi; Lat, Menat, Uzza’yı Allah’ın kızları diyerek ona iftira edenlerin küfrü; “yerler ve gökler yarılıp dağların parçalanması” (Meryem-90)  olarak nitelendirilmiştir. Ancak büyük bir acıdır ki bugün Lat, Menat, Uzza adlı putlara tapan yok ama onun yerine günümüz insanları da o günkü cahiliyenin yolunu takip etmekte ve Allah’tan gelen hiçbir bilgi ve delil olmadığı halde din adına sayısız hurafe uydurmuşlar ve sayısız putlar icat ederek insanları bu putlara Allah adını kullanarak tapmışlar ve taptırmışlardır.

Dünün cahiliyesinin sömürü ve şirk aracı olarak dayatarak taptırdıkları/taptıkları Lat, Menat ve Uzza putlarının yerini ise bu gün; Ata, dede, başkan, vatan, bayrak, şeyh, mürşit, hoca, kabir, türbe, para, spor klüpleri taraftarlığı ve bu putlar üzerinden bunları dillendirenler tarafından onlara taptırılmakla kalmamış ve aynı zamanda büyük bir sömürü/rant çarkını da işletmektedirler.

Diğer yandan ilginçtir ki o günkü cahiliyesiyle bu günkü çağdaş cahiliyenin Allah inancının olduğu ve ayrıca meleklere de inandıklarını da görmekteyiz.

29-31). Onun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir. İşte onların ilimden erişebilecekleri budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir.Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandıracaktır.

Gökleri ve yeri yaratıp, insanın yaşaması için her türlü ihtiyaca cevap verecek şekilde yerküreyi donatan Yüce Allah, iman edenleri, dünya endeksli yaşayanlardan yüz çevrilmelerini istenmekte, iman edip salih amel işleyen, hakkı söyleyerek ve uğurda direçli bir şekilde ve geri adım atmadan hakkın yanında yer tutanı ödüllendireceğini ancak kötülüğü karekter edinenleri de cezalandıracağını bildirmektedir.

“Erkekten ve kadından, mümin olarak kim salih amel işlerse muhakkak onu güzel bir hayat ile yaşatacağız ve yapmakta oldukları amellerin daha güzeliyle mükafatlarını elbette vereceğiz.” (Nahl-97)

 

 

32. Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.

 

İnsanları küfre sokan büyük günahlar;

 Allah’a şirk koşmak, (Nisa-116)

Haksız yere bir müslümanı öldürmek, intihar etmek. (Maide-32, Nisa-93)

Allah’ın  indirdiği hükümlerle hükmetmemek.(Maide 45-48)

Faiz almak, (Bakara 275-279)

İnsanların mallarını haksızca yemek, (Nisa-29)

 Savaştan kaçmak. (Enfal-16)

Yetimin malını haksızca yemek. (Enam-152, Isra-32)

 İftira etmek. (Nisa-112, Nur-23)

Zina yapmak. (Isra-32)

 Anneye babaya kötü davranmak. (Isra-23,24 Lokman14-15 )

Eşcinsellik. (Araf-80,81)

Alkollü içki içmek, kumar oynamak (Maide -90)

 Teraziyle doğru tartmamak. (Rahman-9)

Yalancı şahitlik yapmak. (Furkan-72)

Zekât/vergi vermemek (Fussilet-7, Ali İmran-180))

Yalan söylemek.(Hud-18, Nahl-105)

 Irkçılık yapmak, (Hucurat-13)

Domuz eti kan veya leş yemek. Allah’tan başkası adına kesmek ve yemek (Maide-3)

Zanda bulunmak, birileriyle alay etmek.(Hucurat-12)

 Fal bakmak/büyücülük yapmak. (Maide-90)

Emanete hıyanet etmek, (Enfal-127)

 Zulme rıza göstermek. (Hud-113)

İmana karşı küfrü tercih eden akrabalarla dost olmak. (Tevbe-23)

Allah’ın helal dediğine haram, haram dediğine helal demek (Yunus-59)

olarak sıralayabiliriz.

Günahsız hiçbir insanın bulunmadığı bu nedenle yukarıda büyük günah olarak nitelendirilen büyük günahlardan kaçınılması durumunda Allah’ın diğer küçük günahları affedeceği bildirilmektedir.

“ Bununla beraber Allah, insanları kazandıkları (günahlar) yüzünden hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet ecelleri gelince gereğini yapar.Şüphe yok ki Allah, kullarını görmektedir.” (Fatır-45)

Sonuç olarak surenin bu bölümünde İslamı tek ve yeterli kaynak olan vahiyden öğrenilmediği sürece kişilerin indi görüşlerini din zannedip ayakların kaymasına neden olunacağı açıktır.

A.Kerim Uludoğan

Ankara 18.07.2019



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2019-07-18 , Kategori: Makale

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. 2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. 3- İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Zümer 1-3)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com