Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

Şeytan ve Kuklalarına Karşı Vahiyle Dirilişe Davet

1889'kez görüntülendi
Euzu billahimineşşeytanir racim Bismillahir rahmanir rahim

İnsanlara, yoktan bir yaşamın bahşedilmesi ile onurlandırılmış olunması, insani özelliklerin yüklenerek gerçek kimliğine ulaşabilme imkânının sunulması, onlara Peygamberler aracılığı ile vahyi bir yaşamın, ancak insanın doğası(fıtratı) ile uyumlu olduğunun öğütlenmesi, insanın eksikliği nedeniyle kendi yönünü gerçek manada bulma acziyetinin hatırlatılarak, bildirimde bulunulması, ancak Yüce Rabbimizin merhametinin ve rahmetinin bir sonucudur.

Cinlere ve insanlara, lütfedilen merhamete ve rahmete karşı, nankörlük yapılmayarak, O ‘na halis kulluk yapılmalıdır. Yani insan yaşamın tamamında O’na endeksli kılmak zorundadır. Çünkü yaratılmışlığın da gayesi budur.

“İnsanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat 56)

İlk insan olarak yaratılan Hz. Âdem (as) ve eşinin cennette huzurlu ve mutlu olarak yaşamaları ve kendi ayakları üstünde durabilmeleri için şeytanın tuzağına düşebilme zaafiyetlerinin tembih edilerek uyarıldığı belirtilmektedir. Ancak bu uyarılara, Hz. Âdem (as) ve eşi tarafından fazlaca kulak asılmayarak şeytan tarafından unutturulma sonucu, tevbe etmelerine rağmen, cennetin ellerinden alınarak, kolayca ve zahmetsiz elde edilen nimetlerin artık alın teri ile meşakkatle ve kısıtlı bir şekilde elde edilebilir olması, bunun en çarpıcı ve aynı zamanda en acı bir örneği olmuştur. “Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin beraberce cennete yerlesin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yiyin.” (Bakara, 35)

Ayeti Kerimede de belirtildiği üzere dün olduğu gibi bugün de gözlemlediğimiz, kısıtlanmış olan bu nimetlerin paylaşımında, şeytan ve kuklaları tarafından yönlendirilen yeryüzündeki egemen ve emperyalist güçler, adalet ilkesini çiğnemiş, sonuçta çatışmalara ve savaşlara neden olmuştur. Bu insanlık suçu, kundaktaki bebekten, en yaşlısına kadar milyonlarca insanın vahşice ölümüne sebep olmuş ve hala olmaktadır. Bu tablonun engellenmesi yeryüzüne Asrı Saadeti getirerek adil paylaşımın sağlanması için, kendilerini İslam'a nispet edenlerin bir an evvel bulundukları konumlarını gözden geçirerek “topluca Allah’ın ipine sarılmaları” (3/103) gerekir. Yoksa bunun vebali herkesi kuşatacaktır.

(Öyle) Bir fitneden sakının ki, aranızdan yalnız haksızlık edenlere erişmekle kalmaz (hepinize erişir). Bilinki Allâh'ın azâbı çetindir. (Enfal, 25)

Şeytan, yaşamı kendisine lütfeden yüce Allah (cc)'a, insanın yaratılmasına, bilgi yetersizliğine rağmen karşı gelerek ihanet etmiş ve bu ihanetin sürekliliği için direnmiş, tevbe etmeyerek geri adım da atmamıştır. Ancak bu zulmün bedelini çok ağır bir şekilde ödeyerek, kendisinin sonsuza değin kâfir olarak kalmasına neden olmuştur.

Yüce Allah (cc)'ın buyruğuna, şeytanın ırkçılık yaparak (üstünlüğün kendisinde olduğunu iddia ederek) muhalif olması, kendisini iki açmaza sürüklediği görülmüştür Birincisi, kendi şahsını, bazı konularda yeterli görerek, yüce Allah'ın buyruklarının tartışılabilirliği, dolayısıyla Allah'ın tartışılır olabileceği anlayışı, ikincisi, ise, Allah'ın (haşa) yanılabilir olabileceğidir. Bu yaklaşımı kendisinin yanlışa, yani küfre düşmesine neden olmuştur. Şeytanın bu zannının arkasında yatan asıl sebep ise yeterli bilgiye sahip olmamasına rağmen ateşin topraktan üstün olduğu ya da hayırlı olduğu iddiasıdır. Bu şekilde davranarak büyüklenmiş ve sonuçta haddi aşmıştır. Şu bilinmelidir ki gerek topraktan ve gerekse ateşten yaratılanların, birbirlerine karşı, daha hayırlı olup olmadığının, değerlendirilmesi yapılarak tartılmaları, yaratılmışlara ait bir yetki olmadığı gibi, bu, onların haddine de değildir. Bu yetki ve hak, ancak ve yalnız yüce Allah'a aittir ve yüce Allah (cc) şöyle buyurmuştur.

“... Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır” (Hucurat, 13)

Şeytan, yüce Allah'a karşı girmiş olduğu bu küfre, direnme girişimiyle sınırlı kalmamıştır. İnsanlara kıyamete kadar musallat olacağını ifade ederek, bunun kendisine sağlanmasını ve mühlet verilmesini istemiştir.

“Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.” (A'raf, 15)

Şeytan, af isteyerek tevbe etme yerine, insanları ve cinleri ayartma yolunu seçerek verilen krediyi Müslüman olmak için kullanmamış, insanları ayartmak için kullanmayı talep etmiştir. Rabbimiz de bu talebe olur demiş, ancak bir şerh düşerek şöyle buyurmuştur.

“Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!" (A'raf, 18)

Gerek insan hayatında, gerekse kâinatın tamamında olsun, yaratma da, emir vererek tanzim etme de teklik, yani tevhid, (yüce Allah'ın buyruklarının, kamusal alan dâhil hayatın her noktasında geçerli olması ve tartışılmazlığı ilkesi) esas alınmıştır. Yani, her şeyi en iyi bilen yüce Allah (cc), yarattıklarının tamamının kendi buyruklarına kayıtsız ve şartsız teslim olmalarını emretmiştir. Bu hakkın, yalnız kendisine ait bir hak olduğu ve kısmen de olsa bu hakkın devredilmesinin mümkün olamayacağı ifade edilmiştir Çünkü. “Hâkimiyet ancak Allah’a aittir.” (Yusuf–40)


Eksikliklerden münezzeh (uzak ) olan yüce Allah'ın eksik olarak yarattığı insan ve cinlerin, diğer insan ve cinlerin hayatına müdahalesine yani hâkimiyet kurmasına da müsaade etmemiştir.

“Lokman, oğluna öğüt vererek: 'yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti”. (Lokman–13)

Bu müdahaleye, yani hüküm koyma ya da hüküm koyma girişiminde bulunmanın, kendi otoritesine (ilahlığına) ortaklık (şirk) vasfedilmesi anlamına geldiği için bu, yüce Allah(cc) tarafından büyük bir zulüm olarak değerlendirmiştir. Gerek insanın ve gerekse şeytanın yaptığı bu zulüm, aynı zamanda yüce Allah'a, (hâşâ) eksik ve yetersiz olma sıfatı yakıştırılması anlamına gelmektedir ki bu suç, kesinlikle af kapsamı dışında tutulmuştur.

“Allah, kendisine ortak koşulmasını (=şirk) asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.” (Nisa, 116)

Kur'an-ı Kerimde şeytanın, Allah'ın buyruğuna teslim olmak yerine, ortak koşma yolunu tercih ederek cezalandırılmayı hak etmiş olduğu belirtilmiştir.Şeytan, insana olan kinini ve hıncını onu ayartarak giderme yolunu tercih etmiştir. Ancak insanları ve cinleri yüce Allah'ın dosdoğru yolundan (sırat-ı müstakim) çıkartarak küfre sokma eylemi, kendisine ve ona uyan insanlara ve cinlere, hüsrana uğratmaktan başka hiçbir şey kazandırmayacağı gibi, onlar, toplu olarak da sürekli ceza göreceklerdir.

(Allah) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki, onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım." (A'raf, 18)

İman edenlere, Allah (cc), sonsuz merhameti gereği, kimlerin dost kimlerin düşman olduğunu belirtmekle birlikte, şeytan ve kuklalarının -Kur'ani kavramları bulanık hale getirmek ve sureti haktan görülmek suretiyle- kuracakları tuzakları da bildirerek uyarıda bulunmuştur.

Bu noktada imanına şirk bulaştırmayarak ödün vermeyen muvahhid Müslümanların sırat-ı müstakim üzere olan konumlarını, ölüm gelip çatıncaya kadar devam ettirmeleri, bir gerekliliktir. Böylece, ayartıcıların tuzağına düşmemeleri ve teslimiyetlerini muhafaza etmeleri için Rabbimiz tarafından gerekli vahyi talimatlar, yeterli ve tam olarak verilmiştir. İman edenlerin, hayatlarının inşalarını peygamberi metot ile gerçekleştirmeleri durumunda ise, kurtuluşa ve sonuçta bahtiyarlığa ulaşmış olacaklardır.

Şeytan ve kuklalarının, insanları ve cinleri ayartmak için, kendilerine uydu model oluşturma girişimleri, tarihin her zaman diliminde var olduğundan, bunların, bu şeytani yöntemlerin, fazlaca çaba harcamadan elde edildikleri belirtilmektedir. Kurguladıkları yol ve yöntemleri, ayeti kerimeler ışığında, aşağıda belirtilmeye çalışılmıştır.

Şeytanın İnsanlara Düşman Olmasının Sebebi

Şeytan ve meleklerin, yaratılmasının ham maddesi ateş olarak belirtilmiştir.

“Cinleri de halis ateşten yarattı”. (Rahman, 15)

Yüce Allah'ın, yeryüzünde çamurdan, süzme balçıktan bir insan yaratma iradesini, cinlere tebliğ etmesi sonucunda, cinler âleminde hoşnutsuzluk oluşturduğunu görmekteyiz. Bir zamanlar Rabbin meleklere:

"Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): 'A! Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tespih ediyor ve seni takdis ediyoruz' dediler. (Rabbin): 'Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.' dedi." (Bakara, 30)

Bu hoşnutsuzluk, onların bölünmesine sebep olmuştur. Irkıyla övünen İblis dışındaki cinlerin (melekler dâhil) Rabbimizin “Âdem için secde edin” (7–11) buyruğuna teslim oldukları belirtilmektedir. Şeytan ise, insanın kendisine alternatif olduğu kuruntusunu bir türlü aşamadığı gibi kabullenememiştir de.

İnsanların yeryüzünde halife olmasını doğru bulmayarak bu iddiasının ispatına girişmiştir. Bunun gerekçesi ise, insanın halifelik görevini yerine getiremeyecekleri, yeryüzünde kan dökme ve bozgunculuk çıkaracağı zannıdır. Bu zannı gerçekleştirmek şeytanın, için de her türlü hayâsızlığı yaptığı bilinen bir gerçektir. İnsanın kendini müstağni görmeye başladığı zaman azması gibi şeytanda kendini yeterli görerek azmıştır. Ancak bu azmasını Allah'ın üzerine atmaktan da çekinmemiştir.

"Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım." (Araf-16)

Cinlerin, insanlardan Allah'a, daha halis kulluk yaptıklarını, O nu övüp yüceltiklerini, insanın ise bunu başaramayacakları görüşlerini dile getirmişlerdir. O halde durup dururken insanın yaratılmasının ne âlemi vardı. Nasılsa kendileri kulluğu hakkıyla yerine getiriyorlardı. Melekler, kendilerinin yeterli bilgiye sahip olmadıkları halde bilgelik vehmine kapılmışlar, ancak yüce Allah (cc), bu anlayışlarının yanlışlığını deşifre ederek bu kuruntuları, Âdem (as)'a, eşyanın isimlerini öğretip söyletmesiyle şeytan hariç, meleklerin direnişi son bulmuş ve aşağıda belirtilen ayeti kerimede olduğu gibi Allah (cc) teslim olmuşlardır.

“Allah, Âdem’e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arz edip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi. Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz âlim ve hakîm olan ancak sensin, dediler.

(Bunun üzerine: ) Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semada ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi. (Bakara, 31-33)

Aslında şeytanın, insana düşmanlığı dolaylı olarak yüce Allah'a düşmanlığı anlamına gelmektedir. Şeytan, yüce Allah'ın, Âdemi yaratmasını bir türlü hazmedememiş olması nedeniyle, sergilemiş olduğu bu kişiliği gereği, Âdem (as) ve neslini, vahyin dışına savurmak için her türlü yanıltıcı ve kirletici senaryoları üretmektedir. İnsanları vahyin dışına savurması, aslında insan nesline uyguladığı büyük bir soykırımdır. Çünkü bir insanın vahyin dışında olması onun için soykırıma tabi olmaktan daha acıdır. Vahyin dışında mekân tutmak insani değerlerin kaybedilmesi anlamına geldiğinden, insanın şeytanlaşması demektir. Bundan daha acısı ise, bu soykırımda şeytanın tetikçi olarak insanları kullanıyor olmasıdır.

Şeytan, kendine uygun olan insanları belirlemiş ve konjonktüre uygun hale getirerek şekillendirmiş, çeşitli kılıflar hazırlayarak servise sunmuştur. Şeytan, her zaman dilimine uygun olması için dikkatlice hazırlamış olduğu bu senaryoları, uygulamaya koymak için, insanın zaaflarını iyi tespit ettiği, bu konuda yeterli taktikler geliştirdiği görülebilir. İnsanın, yapılan bir zulme göstereceği küçük bir sempatinin bile kendisini tuzağa düşürecek, tabiri caizse, elini kaptırmış olduğundan, kolunu da bir türlü kurtaramaz hale gelecektir. Artık insan, şeytanın gözde askeri olmuş, yani kumandalı kuklası veya uydusu durumuna düşmüştür. Şeytanla dost olmak demek yüce Allah’a düşman olmak demektir. Kendisine dost ettikleri insanları da çekim alanına alarak, yani onların ayaklarını kaydırarak yenmiş olacaktır. Bu şekilde halifelik verilen insandan üstün olduğunu kendince ispat etmiş olacaktır.

“(Yine İblis) dedi ki: 'Şu benden üstün kıldığını gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım." (İsra, 62)

Ağına düşürdüğü bu model insanı artık diğer insanları saptırmak için de dilediği gibi kullanacaktır. Onların elde etmiş oldukları bazı başarılarını yücelterek, kuklanın belli bir kıvama gelmesini sağlayacaktır. Örnek (önder) olarak seçtiği bu kuklanın etrafında da onu ayakta tutan ikinci ve üçüncü destek piyonları oluşturacaktır. Yani bunları piramitsel olarak örgütleyecek ve sonuçta ayartma stratejisini yürürlüğe koyarak perçinleştirmiş olacaktır. Bunun en çarpıcı örneğini Fir'avn'da görmekteyiz. Fir'avn'ın siyasi gücünün etrafında ekonomik ayağını temsilen Karun'u, askeri ayağını temsilen Hamanı, medya ayağını temsilen de büyücüleri organize ettiği gibi. Ancak şu bir gerçektir ki, kralda, (önder) piyonda sonuçta aynı torbaya, ya da kutuya konulacaktır. Yani bu küfür oluşumun içinde yer tutanlar ve bunu örgütleyen şeytanlar, hep birlikte aynı cehenneme atılarak cezalandırılacaklardır.

Vahyi donanıma sahip olan mü’minlere karşı, düşmanlıkta sınır tanımayan şeytan ve dostlarının, hâkimiyetlerinin söz konusu olmadığı vurgulanmaktadır. Çünkü mü’minler yüce Allah'ı yar ve yardımcı edinmişlerdir.

“Doğrusu benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter.” (Hicr, 42)

Nasıl ki, sıcak ya da soğuk bir savaşta, düşmanın yapacağı saldırılara karşı önceden ve savaş esnasında tüm önlemleri almak gerekli ise, şeytan ve kuklalarının saldırılarına karşı da tüm önlemlerin alınması lazımdır. Bu önlemler, şüphesiz ki, vahyi donanımdan başka bir şey değildir. Çünkü vahyi donanımdan, ya da Rabbani donanımdan başka hiçbir donanım, şeytan ve kuklalarının kurmuş oldukları tuzaklardan ve saldırılardan insanları kurtaramaz. Yani vahyi donanıma sahip olanlara karşı ayartıcılar sürekli vesvese verseler dahi asla etki edemezler ve onları yoldan çıkaramazlar. Bu gerçek, yukarıdaki ayeti kerime de ifade edilmektedir. O halde, tüm peygamberlerin ve onlara verilen mesaja ve önderliğine biat ederek izinden yürüyen mü’minlerin yaptığı gibi, Kur'an'ı ahlak edinilmelidir ki, yüce Allah'ın halis kulları olarak kurtuluşa ulaşılsın. Kurtuluşa ulaşmanın bir kriterleri de aşağıdaki ayeti kerimede net olarak açıklanmıştır

“Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever “ (Al-i İmran, 146)

Dinin sahibi şüphesiz Allah'tır; bu merkezde olması nedeniyle yüce Allah'ın dışında hiç kimse O’nun dininde tasarruf yetkisine sahip değildir. Yani eksiltme veya ekleme yapamaz. Çünkü din tamamlanmıştır.

“…Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm'ı beğendim." (Maide 3)

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-08-10 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. 2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. 3- İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Zümer 1-3)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com