Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Sosyal Medya

İHLAS SURESİ

1492'kez görüntülendi

İHLÂS SURESİ

İslam; tevhid dinidir, sarıl ona ihlâsla,

Sarılmakla kalmayıp, karıl ona ihlâsla,

Kesme ümidini asla, Yüce Allah’tan,

Yaşa, çağır, duyur, yoğrul ihlâsla.

 

Mekki Sureler içerisinde yer alan İhlâs Suresi, Nâs Suresinden sonra inzal edildiği bildirilmiş olup dört ayettir.

Nâs suresinde; insanlar yaşamlarını her şeye kadir olan Allah'ın (cc) buyruklarına göre düzenlemedikleri sürece bunun bedelini kişisel ve toplumsal temelde çok acı bir şekilde ödeyecekleri belirtilmişti.(Enfal-25)

İHLÂS; Bir şeyi saf temiz ve arıtılmış hale getirmek. Kalbi saf etmek, çıkar ve şöhret amacı güdülmeyen, içten, riyasız, samimi sevgi ve bağlılık. Yapılan ibadet ve işlerde gösterişe yer vermemek, ibadet ve taat da riyadan uzaklaşma hali ve kalbin saflığına keder veren şeyden, kalbi uzak tutmak. Sırf Allah rızasını düşünmek, ona göre hareket etmek ve sadece ve sadece Allah (cc) için ibadet/kulluk etmek anlamına gelir.


Ayrıca İhlâs; bir kalp hareketi ve içsel bir davranıştır. Kalp temizliğinin ve sağlamlığının bir delilidir. Yalnız Allah'ın (cc) rızasını arayan bir niyettir. Kişinin bütün varlığı ve benliği ile Allah'a (cc) kulluk etmesi ve bu kulluğun da ondan başkasını düşünmemesidir. Ayrıca İhlâs, "kalbi, zan eğriliğinden temiz tutmaktır" şeklinde tarif edilmiştir. İhlâsta Hakkın rızası talep edilir, yapıları işlerde, riya, gösteriş, menfaat ve şöhret gayesi güdülmez.

Bu nedenle Allah’ın (cc) dini olan İslamı, tevhid temelli ve ihlâsla/samimiyetle yani arı, duru saf ve katışıksız bir şekilde düşünceye, söyleme ve eyleme yansımakla ancak ve ancak bir anlam kazanacağından, sure İhlâs adıyla anılmaktadır.

1-4 De ki; O Allah bir tektir. Allah, Sameddir. (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir) Doğurmadı ve doğurulmadı. O 'na bir denk de olmadı.

1) De ki; O Allah bir tektir.

İhlâs suresi, Tevhidi ilkeyi esas almayan ve İslam dinini kişisel görüşlerle boğarak şirk koşan insanlara, kesin bir uyarıdır. Zira bu surede, Rabbimiz kendisinin tekliğini/bir olduğunu açıklarken şu ya da bu şekilde şahsına ait sıfatları, her hangi bir kişiyi ya da kişilere verilemeyeceği gibi ayrıca bu sıfatları da Allah’a (cc) ulaşmak için yaratılanları bir vasıta olarak kullanılamayacağını (Zuhruf-15) ifade etmektedir.

“Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak (arı, duru, saf ve katışıksız) Allah'a ibadet ve kulluk et.”

“Allah katında tek din İslam’dır” (Ali İmran-19) “İyi bil ki, halis (arı, duru, saf ve katışıksız) din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım velilere tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Şüphesiz bu gibi yalancı ve nankör olan kimseleri Allah doğru yola çıkarmaz”.(Zümer-2-3)

“De ki; O Allah bir tektir” ilkesi, insanlara ve özellikle Allah’a (cc) iman eden her Müslüman için tevhidi bir teslimiyetin olmazsa olmaz şartıdır. Bilindiği üzere Allah’ı (cc) birlemek, akidenin esasıdır. Akidenin esası ise Rabbimizle yaptığımız kulluk sözleşmesinin gereği olarak emredilen ilahi hükümlere ve O’na has sıfatlara müslümanların kayıtsız ve şartsız teslimiyetidir. Kısaca;

“Allah, Resulüne uygulaması için bir hüküm emrettiği zaman, artık inanmış bir erkek ve inanmış bir kadının, emredilen o hükme muhalif olamazlar. Kim Allah'ın Resulüne uygulanması için emrettiği hükme karşı çıkarsa, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzap-33)

Rabbimizin kendisine ait sıfatları dâhil olmak üzere Hüküm verme hakkının ve yetkisinin Kendisine ait olması nedeniyle (Yusuf-40, Tevbe-31) bu yetki, hak ve sıfatlar, Allah’tan başka hiç kimseye verilemez. Allah’a (cc) rağmen O’nun sıfatlarını ve hüküm verme yetkisini kendisine ve ya bir başkasına verme girişimde bulunanlar, Allah’a (cc) apaçık bir şekilde şirk koşmuş olacağından tartışmasız müşrik/fasık/kâfir olup İslam’dan çıkarlar. Daha açık bir ifadeyle, insanların hayatının tümünün ana ilkelerini düzenleme hakkı, yalnız ve yalnız Allah’a (cc) ait (Araf-54) bir hak olduğundan, (cumhuriyet veya demokratik-laik sistemde bu hak, halka verildiği gibi ancak buda kuyruklu bir yalandır. Zira bu yetki birkaç kişinin tekelindedir.) Allah (cc) dışında hiçbir kimseye bu hak ve yetki verilemez.

Hıristiyanların teslis anlayışıyla, melekler Allah’ın kızlarıdır anlayışı gibi anlayışlara halkımız arasında pek rastlanmaz. Ayrıca Allah’ın (cc) iki olduğu şeklindeki iddia sahibine de rastlanmadığı gibi  (kendini Müslüman zanneden) kimselerden de Allah ikidir diyen de çıkmaz. Ancak Hıristiyanların teslis anlayışından daha fazla bir şekilde İslam coğrafyasında Allah’a (cc) şirk koşuluyor ki bunlar saymakla bitmez. Özellikle Peygamberimiz de bu küfre alet edildiği görülmektedir. Peygamberimiz için Kâinatın efendisi, Habibullah, (Allah’ın sevgilisi) peygamberimiz için HÂŞÂ, Allah’ın (cc) peygamberimiz için “sen olmazsan bu dünyayı yaratmazdım” iftirsı gibi iftiralar bunlardan sadece birkaç tanesidir. Gavslara, şeyhlere verilen İlahi sıfatlardan tutun ki yazdığı kitapları Kur’an-ın anahtarı veya Kur’an-a eşdeğer (C.Ruminin mesnevisi, S.Nursinin risaleleri ) ve bu iddia sahiplerine tabii olan ve bunlara inanarak onların yoluna uyan milyonlarca şirk koşan insanlar vardır.

Gırtlağına kadar şirk içerisinde yüzen insanlar, ihlâs suresinde “De ki; O Allah bir tektir” ifadesiyle kendilerini arındırmalıdırlar. Bu arınma; siyasette, ekonomide ve sosyal alanda da kendini göstermelidir. Zira “De ki; O Allah bir tektir” ifadesi bu arınmayı gerekli/mecbur/zorunlu kılar.

Kısaca İhlâs suresi İslamı, tevhidi olarak yapılanmayı gerekli kılar. Tevhit ise bütünlüğü/bütünlemeyi zorunlu kıldığından hiçbir dahle müsaade etmez.

2)Allah, Sameddir. (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir)”

Hamd-ın yani övgünün yalnız Allah’a (cc) ait olması gerekirken, çevresi tarafından sürekli övülerek, ilahi mesaja kayıtsız ve şartsız teslim olmayan insanların, bu övgünün sonunda kendilerini insanüstü görmeye başlarlar. Toplumun hayrı için yaptığı icraatlarda ki bazı olumlu işlerde bu zihniyet kirlenmesini körükler. Bunun sonucunda ise artık o insan, halkın kendisine muhtaç olduğunu, kendisi olmadığı zaman toplumun açlığa, zulme ve çaresizliğe mahkûm olacakları algısını empoze ederek ilahi bir kimliğe bürünürler ve “sizi açken doyurdum çıplakken giydirdim” derler.

Yaratılan tüm canlılar, yaşamını ve yaşamında gerekli olan tüm ihtiyaçlarını şüphesiz Allah’ın samed sıfatına (cc) borçludurlar. Allah, (cc) yarattığı, istisnasız tüm canlının rızkını karşılamayı üslenmiştir. (Hud-6) Ancak Rabbimizin bu sıfatına rağmen Fravuni=şeytani zihniyet sahipleri, insanlara tarihin her döneminde kendilerinin ekmek/rızık kapısı olduğunu, rızkın kendileri tarafından karşılandığını dayatırken, etik kurala uyma gibi erdemli bir davranışı da taşımazlar.

İşte bu olguyu, Samed sıfatıyla yıkan Rabbimiz, şahsına ait bu sıfatı, yarattığı kulunun ya da kullarının böyle bir özelliğe asla haiz olmadıkları gerçeğini deklare etmektedir. Zira “Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir canlı yoktur”.(Hud-6) ayetiyle ifade etmiş ve bu ihtiyacı da canlıların, özellikle insanların emeğiyle elde etmesini istemiştir.(Cuma-10)

3) Doğurmadı ve doğurulmadı. O 'nun bir eşi ve benzeri yoktur.

Doğmak, doğurmak ya da çocuk sahibi olmak (Meryem-35)  insanlara ve diğer canlılara özgü bir olgu olduğundan Rabbimiz kendisinin böyle bir olgudan uzak olduğunu vurgular.

Düşünen ve akletme özelliği yüklenen insanlara doğma ve doğurma döngüsünü kendi yaratılışında olduğu gibi düşünmemesi istenir. Yani önce topraktan kadın ve erkek olarak var edilen insanlar (Âdemler ve Havvalar) daha sonra her kesin bildiği gibi onlardan üreyerek çoğalma gerçekleşmiştir. Burada toplumda yaygın olarak dillendirilen yaratılış ile ilgili bir yanlışı dile getirmek gerekir. Bir erkek (Âdem) ve bir kadın (Havva) olarak dillendirilen çoğalma sürecini sanki Rabbimiz sadece bir erkek ve bir kadın olarakyarattığı ve daha sonra onların çocuklarının bir önce ki doğan ile bir sonraki doğan kardeşi, çaprazlama evlendirerek çoğaldığı anlayışıdır ki bu tamamen yanlıştır.

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdar olandır. (Hucurat-13)

Rabbimiz ,“Âdemi yarattım” derken, anlamız gereken ifade “insanı zevçli  (kadınlı, erkekli) olarak yarattım” şeklinde olması gerekir. Yani bir erkek ve bir kadın olarak değil de “birden çok kadın ve erkek olarak yarattım” şeklinde anlamamız gerekir. Bilindiği gibi biyolojik olarak bir insanın sadece bir annesi ve bir babası vardır. (bu konuyla ilgili açıklama ilgili sure çalışmalarında teferruatlı olarak açıklanacaktır, inşaAllah)

İnsanın kökeninin Âdemlere ve Havvalara dayanması yani bir başlangıcının olması Rabbimizin de insanlarda ki süreç gibi bir sürece tabi olmadığı ifade edilmektedir. Birçok insanın aklına, Rabbimizin de insanlarda ki doğma veya doğurulma gibi bir süreçten mi geçti diye bir düşünceye gelebilir. Ancak Rabbimiz için akıllara gelebilecek böyle bir sürecin başlangıç ve bitiş noktası olamayacaktır. Bu düşünceyi sıfırlamanın en akıllıca yolu, Allah’ın (cc) kendisinin başlangıcının ve sonunun olmadığı ve her yaratılışın O’ndan sadır olduğuna imandır. Zira bu konuda imanla değil de zanla yapılabilecek görüşler insanı yanlış düşüncelere sevk ederek zaafa düşürebilir ve bu zaaf zaman içerisinde nefsi ve şeytani dürtülerle (vesveselerle) insanın islamdan çıkmasına neden olabilir.

Özetle; İhlâs suresi, Müslüman şahsiyetlerin düşünce ve davranış kriterlerinin çerçevesini çizerek tevhidi bir bütünlük içerisinde kalbi saf etmek, çıkar ve şöhret amacı gütmeden, içten, riyasız, samimi sevgi ve bağlılıkla yapılmalı. İbadetlerde ve işlerde gösterişe yer vermeden, ibadette riyadan uzaklaşarak ve kalbin saflığına keder veren şeylerden, kalbi uzak tutarak, sırf Allah rızasını düşünerek, ona göre hareket etmek ve sadece ve sadece Allah (cc) için ibadet/kulluk etmekten geçtiği şuurudur.

 

İslam; tevhid dinidir, sarıl ona ihlâsla,

Sarılmakla kalmayıp, karıl ona ihlâsla,

Kesme ümidini asla, Yüce Allah’tan,

Yaşa, çağır, duyur, yoğrul ihlâsla.

 

Abdulkerim Uludoğan

22.12.2015 Ankara

 



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2015-12-24 , Kategori: Makale

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com