Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

FELÂK SURESİ

1643'kez görüntülendi
FELÂK SURESİ :Mekki Sureler içerisinde yer alan Felâk Suresi, Fil Suresinden sonra inzal edildiği bildirilmiş olup beş ayettir. Sure, ismini ilk ayette geçen “Felâk” kavramından almıştır. Felâk; karanlığın, tevhidi aydınlık karşısında tutunamayıp yok olması anlamına gelmektedir.

Fil Suresinde; Allah’ın (cc) gücünü değil de kendi gücünü kutsayarak ve bu gücü kötü tuzak ve hile için kullananların, bu çarpık eyleminin sonunda kaybedenin karşısında ki değil de asıl kendisinin olduğu, bu eyleminin bedelini, Allah’ın (cc) arz veya sema orduları tarafından nasıl elim bir ceza kesilerek yenik ekin yaprağı gibi yok edilerek ödetildiği ifade edilmişti.
Bu surede ise karanlığın kuşatması altında ki ortamdan kurtuluşun, insan kaynaklı reçetelerle asla mümkün olamayacağı ve bu karanlık ortamdan kurtuluşun ancak ve ancak ilahi evrensel reçetenin/mesajın/projenin, hem bireye ve hem de sosyal hayata peygamberi (sünnet= vahyi projeyi hayata tatbik etmek) uygulamayla aşılabileceği anlatılmaktadır.

Bismillâhirrahmânirrahîm.
1.2.3.4.5. De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, çöktüğü zaman karanlığın kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, aydınlığının Rabbine sığınırım.”

Leyl suresinde de ifade edildiği gibi gece ve karanlık kavramlarının farklı anlamlarının bulunduğu, gecenin zaman birimi olarak değerlendirilmesi gerektiği, karanlığın ise her türlü kötülüğün yeşererek hayat bulduğu, anarşik ortamları ifade edildiği dile getirilmişti.
Karanlığın kuşattığı kişi, aile veya toplumun ilahi mesaja yüzlerini dönmedikleri sürece bu kaosu aşamayacakları ve hatta bu kaosun/karanlığın daha da derinleşerek içerisinden çıkamayacak bir hal alacağı, tarihin her döneminde vicdan sahibi birçok insan tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle de sonsuz kerem sahibi Allah, (cc) bu çürümüş toplumsal yapıyı ıslah edecek elçiler görevlendirerek, müdahale edildiği bilinen vahyi bir gerçektir.
Burada, “Kötülük yapan güruhun, yaratılan hayvanlar âleminin kastedilmediği açıktır”. Düşman olarak Rabbimiz bize hayvanlar âlemini değil, şeytanı ve şeytanlaşan insanları işaret etmektedir. Şeytanın ve şeytanları veli edinen insanların zulmü yüzünden, şu an içerisinde yaşadığımız zaman dilimi içerisinde karanlığın her tonunun, tüm dünyayı kuşatma altına aldığı gerçeğini görmek zorundayız. İslam coğrafyasında mezhepçiliğin, ırkçılığın ve hurafelerin İslami nasların önüne geçtiği, İslam coğrafyası dışında ki coğrafyanın da büyük bölümünde şekilcilikten ibaret din anlayışıyla beraber, ateizmin de ayrı bir din haline geldiği apaçık ortadadır. Binaenaleyh, kirlenme/karanlık öyle bir safhaya geldi ki artık göz gözü görmediği gibi verilen Allah’ın (cc) selamında dahi kasıt aranır oldu.
Göz gözü görecek aydınlık ortamın olmaması ve din adına yapılan her türlü vahşetin/aldatmanın dinle uzaktan yakından hiç bir ilgisinin bulunmamasına rağmen bu zihniyet erozyonunu besleyen tağuti güçlerin varlığı inkâr edilemez. Tağuti güçleri öyle uzakta aramak yerine, vahye şöyle bir göz gezdirmek dahi yeterli bilgiyi insana verecektir.
İslam adına, medyada görsel basında çıkan hoca kisvesi altında ki masalcı kişilerin ve tasavvuf ehlinin tevhidi dile getirmek yerine, masallarla/menkıbelerle halka psikolojik narkoz verdiklerinden, tevhidin yerini şirk, hakkın yerini batıl almış durumdadır. Haksız yere insan katletmenin ve imanı sıfırlayan her türlü eylemi yapanların, İslam’la çelişmesinde zerre kadar şüphe olmayan sistemleri meşru görenlerin de Müslüman olduğunu söyleyerek onların cenaze namazını kılmakta bir beis görmeyen halkın değil de laik sistemin kontrolünde ki diyanet şebekesinin de karanlık yapılanma arasında olduğu unutulmamalı ve oradan uzak durulmalıdır.
Sığınmak; ifadesini sözel olarak dile getirmenin hiç bir değeri yoktur. Zira İslam dini, salih eylem dini olduğundan, salih eyleme/amale dönüşmeyen sözel ifadeler, İlahi makam tarafından olumlu olarak karşılık bulmayacaktır. (Tevbe 24 ve 111) İmanın hayat bulması için iman ettiği esasların, salih amele dönüşmesi, kurani bir zarurettir ve bu teslimiyet, vahyin birçok ayetinde sürekli dile getirilir.

Bir ülkeye sığınmak ve ya o ülkenin vatandaşı olmak istenildiği zaman, oranın yasalarına uymayı ve o yasalara bağlı kalma taahhüdü verilir ve o ülkede bu taahhüde dayanarak yeni vatandaşını koruma altına alarak diğer vatandaşlarına tanınan haklardan yararlandırır. Bu örnekten hareketle, “ben müslümanım” denildiği zaman, sığındığımız Allah’ın da (cc) yasalarına bağlı kalmayı taahhüt ediyoruz demektir. Bu şekilde de Müslümanlığımız da Allah’ın (cc) koruması altında olsun.
O halde, her şeyi bilen ve nelerin insanların iyiliğine olacağı, nelerin insanlar için kötülüğüne olacağı, Yüce Allah’ın (cc) Rab sıfatının bir sonucu olarak, “yaratılana sığınarak” şirk koşmak yerine, Rabbe sığınarak yani O’nun kurallarına uymak suretiyle karanlıktan aydınlığa ulaşmanın tek ve en kârlı yolu olduğu unutulmamalıdır.

Dünyaya zifiri karanlık çöktüğünden, İngiliz prensinin gizliden gizliye Müslüman oldu yalanın yayılması, Amerika başkanının ve ülkemizin demokratik siyaset sahnesinde ki insanların İslami argümanları dillendirmeleri, onların üzerinde karanlığın ne denli hâkim olduğunu gösterir. Zira mevcut sistemlerini yaşatmak için söylenen İslami argümanların veya çıkartılan söylentilerin amacı İslamı yaşatmak için olmadığı, bunun İslam üzerinden rant/nüfuz ve demokrasiyi yaşatmak için bir araç olarak kullanmaya yönelik olduğunu göstermektedir. Ne yazık ki bu kadar karanlığa gömülenlerin, aydınlığa karşı ne kadar kör ve sağır oldukları da acı veren bir gerçektir. Ancak Müslüman birisinin vahyi gerçeğe oldukça uzak olanların bu tavırlarından memnun olmadıkları gibi onların bu kötülüğünden Allah’a (cc) ve dolayısıyla onun vahyine sımsıkı sarılmakla, onların imana yapacakları kötülükten uzaklaşmış olurlar. Aksi halde, onlara elini veren kolunu alamaz ve kendisini onlar gibi zifiri karanlığın pençesinde bulurlar ve oradan kolay kolay kurtulamazlar.
“Düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden;
Bu ifadeden anlaşılması gereken ana tema; Müslüman olduğu iddiasında ki insanların işine gelmeyen konularda İslami nasları yok sayarak çiğnemesi olarak anlayabiliriz. Toplumsal hayatta da yürütme, yasama ve yargı organlarının adaleti uygulamak yerine çeşitli dalaverelerle kendi lehine kullanması (bir kez çiğnenmekle bir şey olmaz diyenler gibi) ve ya evlilik akdi dâhil kişiler arasında yapılan her hangi bir sözleşmeyi, diğer kişi kendi lehine kullanarak yapılan sözleşmeyi yok sayması.
“Düğümlemek, bağlamak” tabiri genelde taraflar arasında yapılan her hangi bir akdin, bir daha çözülmemesine yönelik kararlılık iradesidir. Gönüllü olarak, muhataplar arasında anlaşma sağlandıktan veya karara bağlandıktan sonra bu anlaşmaya ihanet ederek, tek taraflı kendi lehine bozarak, karşısındakini mağdur etmesidir. Ve bu şekilde; “Düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden” Allah’a (cc) sığınma talebidir. Örneğin; her hangi bir malın satışını yapıp ücretini de aldıktan sonra malı alıcısına vermemek ya da malı alıp da ücretini satıcıya ödemeyerek inkâr etmek/rest çekmek gibi örneklendirebiliriz.
“Haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden”
Haset etmek; birisinde var olan değeri, onda olmasını istememek veya kendisinde olan değerleri başkasında olmasını istememek ve bunun için çeşitli dedikodular ya da komplolar üreterek karşındakini mağdur etmek/göz koymak/yok etmek, anlamında kullanılan kirlenmiş bir psikoloji ve kirlenmiş bir eylemdir.
İlahi evrensel mesaj, gerçekten insan psikolojisi hakkında bizlere yeter derecede bilgi vermektedir. Zira bu surede dile getirilen ana temada budur. Âdem’in (as) iki oğlundan birisinin kurbanının kabul edilmemesini, haset ederek çekemeyen ve bu nedenle kardeşini öldürmeye kadar varan küfrü ile başlayan bu şeytani hareket psikolojisi, günümüzde de hız kesmeden devam etmektedir. Benim olsun veya sadece bende bulunsun zihniyeti, toplumları ekonomik ve siyasal alanlarda biri diğerini çekemediğinden biri diğerinin kurdu olmuş durumda ve kan dökme dâhil her türlü zulmü icra etmede bir beis görülmemektedir.

Özetle; bu surede kötülerin, imana ve hak yola karşı yapacakları kötülükten kurtulmanın reçetesi, “Sonsuz Kerem sahibi” (Alak-3) Allah’a (cc) tarafından biz Müslümanlara ikram etmiştir.

Çökerse karanlık, görünmez gözler.
Zalim mi mazlum mu bilinmez yüzler.
Sağıra işlemez ki kurani sözler.
Bekleme adaleti, sen bu zamanda,
Gerçek adalet ise yüce divanda.

Abdulkerim Uludoğan
26.02.2015 Ankara



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2015-02-26 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com