Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Sosyal Medya

KÂFİRUN SURESİ (TEVHİDSİZ İSLAM, İSLAM DEĞİLDİR)

1638'kez görüntülendi
KÂFİRUN SURESİ (TEVHİDSİZ İSLAM, İSLAM DEĞİLDİR):Mekki Sureler içerisinde yer alan Kâfirun Suresi, Maun Suresinden sonra inzal edildiği bildirilmiş olup altı ayettir. Sure, ismini ilk ayette geçen “Kâfirun” kelimesinden almıştır. Maun Suresinde; dini yalanlayanlar olarak tarif edilen kâfirlerin/karunların, yapmış oldukları salâtın, yoksulu doyurmaya ve yetime kol kanat germeye yönelik olmadığı belirtilmişti. Dini yalanlayanların bu davranış şeklinin sadece ve sadece kirlettikleri sosyal yapıda meydana gelebilecek patlamaları engellemek için yapıldığı ve bu nedenle de yapılan salâtın gösterişe ve göz boyamaya yönelik olduğu ifade edilmişti. Ayrıca tevhitsiz İslam’ın İslam olmadığı ve dolayısıyla tevhide uygun yaşamayanların da Müslüman olamayacağı belirtilmişti.

1- De ki: Ey kâfirler, 2- Sizin kulluk ettiklerinize ben kulluk etmem. 3- Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edici değilsiniz. 4- Ben asla sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. 5- Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edici değilsiniz. 6- Bu nedenle sizin dininiz size, benim dinim de banadır.

KÜFÜR; K.F.R. kökünün temel manası “setr” yani “örtme” dir. Özellikle hayırların bahşedildiği ve kabulü ile ilgili konumlarda, kelimenin doğal anlamı “ele geçen menfaatleri örtme” yani bilmezlikten gelmek ve bu suretle nankör (kâfir) olmaktır. İslâm'ı inkâr eden, nimete nankörlük eden, uzak kalan, kaçınan, örten kimse. "Kefere" fiilinin ism-i fâili. Kur'ân-ı Kerîm'de "küfür" terimi ve türevleri pek çok ayette geçer ve imansız kimselerin nitelikleri, karşı karşıya bulundukları tehlikeler açıklanır. Şirk koşarak iman edenlere müşrik, dıştan Müslüman görünmek için ikiyüzlü davrananlara münafık, iman edipte imanın gereğini yerine getirmeyenler ise fasık olarak adlandırılır. Bu sıfatlar küfrün türevlerindendir ve sonuçta bu sıfatlara sahip olanların hepsi kâfir olarak nitelendirilirler.

KÂFİR:
Kur’ani ahlak sisteminin, tümü içinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Kuranı Kerime şöyle bir göz atmak bile küfür kavramının oynadığı rol gereği insan davranışı ya da kişiliği hakkında ki hemen her cümlede mevcudiyetini hissettirmeye yetecek derecede garip bir nüfuza sahip olduğu görülür. Allah’ın (cc) yaratmış olduğu insan, her şeyini, varlığını ve geçimini O’nun sınırsız merhametine borçludur. Bu da demektir ki insan, yaşamının her alnında Allah’a (cc) karşı minnet beslemek görevini üstlenmelidir. Kâfir, bu suretle anılan hiçbir şeyken Allah’ın (cc) lütfüne muhatap olduktan sonra davranışında minnettarlık ifadesi taşımayan ve hatta Yaratıcısına karşı isyankâr davranan kişidir.

Allah’ın (cc ) hayır ve keremine karşı takınılan bu tutum ve temel nankörce davranış en bariz ve etkin biçimde tekzip de yani Allah’a (cc) rahmet elçisine ve elçinin getirdiği ilahi habere iftirada kendini göstermektedir. Bu suretledir ki esasen kâfir, imanın/inancın kâmil zıddını gösteren kişilerdir. İnsanın yaratıcıyı reddeden kâfir, en tipik biçimde ortaya çıkan küstahça, hoyratça ve düşüncesizce eylemde (amelde) kendisini belli ederler. Nahl suresinin 78-83 ayeti kerimelerinde Allah’ın insanlara bahşeylemiş olduğu her şey karşılığı, onun kendisine minnet duymasını muhakkak beklediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Diğer yandan, iman edenlerin kalpleri Allah’ı (cc) andıklarında sükûn bulduğu ve tatlı bir huzura erdiğini kaydedilerek, Rad suresi 28.ayeti kerimede şöyle ifade edilmiştir. “İman edenler, işte onların kalpleri Allah’ı andıklarında sükûn bulur” Evet, Allah’ı andıkları zaman onların yüreklerinde huzur ve sükûn bulurlar.

Mü’min, kalbinin bu huzur dolu, sakin halinin tersine, kâfirlerin kalpleri birçok defa taş gibi katılaşmış olarak tarif edilir ve devamla “Çünkü öyle taşlar vardır ki içlerinden su fışkırır ve öyle taşlar vardır ki Allah korkusundan çatlar ve bölünür.” (Bakara-74)

Kâfir kalbin, ikinci tipik özelliği ise örtü ile örtülü oluşu, bir tül yahut ayırıcı perde (hicap) bulunmasıdır. “Sen Kur’an’ı okuduğunda, biz senin ve ahirete iman etmeyenler arasına ayırıcı bir perde (hicap) koyar onların kalpleri üzerine örtüler indirir. Kulaklarında sağırlaştırırız ki anlamasınlar.” (Isra 45-46)

Küfür/kâfir kavramına/sıfatına bu kadar değindikten sonra diğer alt gurupları olan münafık, fasık ve müşrik kavramları da küfür kavramı içinde değerlendirilmelidir.

MÜŞRİK: Bu kavram Allah’a (cc) ortak/şirk’i koşan kişi anlamına gelmektedir. Mekke cahiliyesinde putperslik, putlara ve bir de kendilerine bazen Allah’ın kızları ya da Allah’ın arkadaşları veya ortakları adı verilen “TALİ ilahı şahsiyetlere” tapmaktan ibaretti

. “Ne vakit Allah’a yalvarırsa (Tevhid) küfre düştünüz (kefertum) Ama (onun yanında) başkaları anıldığı zaman iman ettiniz”.(Mü’minun 12)

Aşağıdaki ayeti kerimede Müşrik sözünün ne anlam içeriğini başlıca iki faktörün belirlediği ima yolu ile anlatılmaktadır. “Rabbinden sana vahyedilenlere tabi ol. O n’dan başka ilah yoktur” (En’am 106).

Her zerresinde tek Tanrıcı/Tevhid olan yüce dinimiz İslam açısından Hıristiyanların teslis sapıklığı, putperesliğin tipik bir misali olduğunu kaydetmemiz yerinde olacaktır. Bir başka açıdan bakıldığında şirk=müşrik, Sıdk, yani hakikatlilik erdemiyle ele alındığında “Allah aleyhine yalan uydurmaktan” başka bir şey değildir. Ne bir eksik ne bir fazla. Zira putpersliğin şirki, kapris yönünden gerçekte isminden başka hiçbir varlığı bulunmayan varlıklar yaratmaktan ibarettir. Yunus suresi 68-70.

Ayeti kerimelerinde anlatıldığı gibi müşrik’in eşiti olarak Kâfir, elleri boş yere çöldeki yanıltıcı su görüntüsüne (serap) uzatan birisine teşbih (benzetme) olunuyor.

MÜNAFIK: Kalben gizliden gizliye inanmaz iken dil ile iman etmiş gözüken birçok ibadetini Müslümanlarla arası açılmasın diyerek yapan kâfirlerdir. Ayrıca münafık (nifaka tekabül eden bir sıfat-fiil) kendisine mü’min görüntüsü veren fakat vicdanı buna karşı olan kişidir. Bu inançsızlığın özel bir çeşidinden başka bir şey değildir. Nifak(münafık)’ın küfr ile birçok ortak yanı olduğunu inkâr edemeyiz. Çünkü netice olarak Kur’an da bu ikisi arasında esaslı bir ayırım yapılmıyor gözükmesi pek şaşırtıcı değildir.

Böylelikle; aşağıdaki örneklerin birincisinde inançsızlıklar ile münafıkların Allah’ın (cc) düşmanları olarak aynı kaba konulduklarını görürüz
. “Ey Nebi; Kâfirler be münafıklarla mücadele et ve onlara karşı sert tavır takın. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası”.( Tahrim 5) “Doğrusu münafıklar cehennemim en aşağı tabakasındadırlar. Onlar için hiçbir yardımcı bulamazsın” (4 Nisa 145)
“Ey Peygamber seni üzmesin birbirleri ile küfürde yarışanlar, ağızları ile yalancıktan “biz inanıyoruz” deyip de kalpleri iman etmezler.”(Maide 4) “
O gün münafık erkeklerle, münafık kadınlar, müminlere derler ki sizin nurunuzdan yararlanalım. Onlara arkanızı dönünde nur arayın denilir. Aralarında kapalı bir sur çekilir ki içinde (cennette)Rahmet vardır, dış yüzünde ise azap”. (Hadid-13)

“Onlara seslenilir bizde sizinle beraber değimiydik? (müminler) derler ki Evet ama siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz. Kuşkularınız ve kuruntularınız sizi aldattı. Allah’ın emri gelinceye kadar sizi o çok aldatıcı (Şeytan),Allah’ın affı ile aldattı.” (Hadid-14) Münafıklara dair münafıkun suresinin ilk 5 ayeti incelenirse bu konuda daha iyi anlaşılacaktır.

FASIK: Bu kelime İslami inanç sistemi açısından özel bir yere sahiptir. Ve diğer üç terime benzemez çünkü bu fiil, (mürtekibi kebire –elim) bir günah işlemiş birisi şeklinde bir anlama sahip olarak son derecede belirgin bir rol oynadığı görülür. Kâfirin anlamdaşı olarak fasık, kâfirle birçok ortak yanı bulunmaktadır. Ve Allah’ın (cc) emrine baş eğmemek demektir. Allah’a her hangi bir manada itaatsizlikte bulunana fasık denilebilir. İyi Müslüman görünümünde büyük bir şevk gösterişi içinde iseler de gerçek kişiliklerini böyle sonucu kesin olmayan meselelerde gerek can gerekse mallarını tehlikeye atmaktan kaçındıkları için Allah yolunda (savaş dâhil) şu ya da bu mazeret altında karşı olmakla açığa vuranlara atıf olduğu ortaya çıkar.

Bu, “ laf çok hareket yok” prensibi, ya da ”teori zehir gibi pratiği sıfır” olan dildeki sadakatin arkasından gelen davranış ihaneti, Kur’an ayetlerinde bir fasığın tipik niteliğinin tespitinde kritik rolü oynayan öğe konumundadır. Hz Musa’nın şu yakarışı bu tür davranışlara örnek teşkil edebilir. “Ya Rabbi dedi kendimden ve kardeşimden başkasına hükmüm yoktur. Ne olur bizimle şu fasıkların arasına bir had koy” (Maide 25)

Eğer iman sahipleri iseniz Allah’a güvenin” (Maide-23) şeklindeki cesaret verici sözlere rağmen sayıları çok fazla olan düşmana karşı savaşamayacaklarını ilan etmeleri nedeniyle fıskın tezahürünü ortaya koymuşlardır. Bu konuya en çarpıcı örneği Tevbe 24. ayeti kerimesinde görebiliriz.

Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesata uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez.

İBADET:  1) Din kavramı ile birlikte değerlendirilmesi isabetli bir yaklaşım olur. Çünkü din “buyruklar” olarak alındığında ibadet; gereğinin yerine getirilmesi (FAİL) olarak algılanması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Kelime anlamı ise şunlardır: Bir kişinin bir kimseye herhangi bir başkaldırı, olmaksızın ölünün yıkayıcısına, kalemin yazıcısına kayıtsız ve şartsız teslim olduğu gibi, teslim olması, boyun eğmesi ve bunu sonuna kadar devam ettirmesi anlamına gelir.

2- Sizin kulluk ettiklerinize ben kulluk etmem. 3- Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edici değilsiniz. 4- Ben asla sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. 5- Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edici değilsiniz.

İbadet etmek/Kulluk etmek: Tapmak, kulluk yapmak, itaat etmek, boyun eğmek. Cenab-ı Hakka yakınlık ifade eden ve özel bir şekilde yapılan taat ve fiillerden ibarettir. Bu, bizi yoktan var eden, bize sayısız nimetler bahşeden yüce Allah'ı (cc) ta'zîm (ululamak, yüceltmek) amacıyla güden bir kulluk. Bu duruma göre ibadet, Cenab-ı Allah'a karşı gösterilen saygı ve hürmetin, en yüksek derecesini ifade eder.

En geniş anlamda ibadet,
Allah'ın hoşnut ve razı olduğu bütün fiil ve davranışları kapsamına alır. İslam'da ibadet, yalnız Allah için yapılır. Peygamber veya diğer insanlar için ibadet asla söz konusu olmaz. Kur'an-ı Kerîm'de, yeryüzündeki tüm insanlar için şu çağrıda bulunulur:

"Ey iman edenler! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin. Umulur ki, sakınırsınız"
(Bakara-21).

İslâm inancında, Allah'tan başkasına tapma, tevhid inancı ile çelişir ve kişiyi dinden çıkarır. Putlara tapan müşriklere, cevap olmak üzere inen Kâfîrûn Sûresi konuyu esasa bağlar. Bu sure de ilk Müslümanlara ve Müslüman olduğu iddiasında ki günümüz insanlarına, Rabbimizin kesin ve değişmeyen talimatını görüyoruz. Sureye; “De ki: Ey kâfirler” emri ile başlanması, küfrü yapıyla, vahyi yapının sentezlenemezliğinin talimatıdır.

Bu talimat, küfre meyletmenin bile insanı sorumlu hale sokacağı ve altından kalkılamayacağı yükün altına girmiş olacağının talimatıdır. Bu talimat, her ne şartlarda olunursa olunsun tevhidi bütünlükten taviz verilemeyeceğinin talimatıdır. Bu nedenle “De ki: Ey kâfirler” emriyle tevhid, sınırları kırmızıçizgilerle net bir şekilde çizilerek, küfre tam cepheden ve sağa sola çekmeden eğilip bükülmeden karşı çıkmanın ifadesidir.

“Deki: Ey kâfirler” hitabına muhatap olan kimselerin kimler olduğu adı geçen kavramların ne anlama geldiğini bildiğimizde ortaya çıkacaktır ki her insan safını belirlemiş olsun. Mekke’de İslam’ın ilk yeşermeye başladığında ve bir elin parmakları kadar inananların olduğu bir ortamda bu surede bu emrin verilmesi, aklını kullananlar için çok derin anlamı vardır.

Bu anlam, çoğunluğa bakarak, doğrunun çoğunlukta olmadığının ifade eder. Bu anlam çok vefalı Hz. İbrahim gibi tek başına kalmakta olsa hakkın yanında yer almayı ifade eder. Dünyalık kaygılarla kâfirin küfrüne saygı duymamayı, hoş görmemeyi, karşı çıkmayı ve safını net bir şekilde belirlemeyi ifade eder. “Bu nedenle sizin dininiz size, benim dinim de banadır”

DİN: Kavramı çeşitli manada kullanılmaktadır. Bunlar üstünlük, egemenli, itaat ceza, emir, şeriat, kanun, yol, millet, mükâfat, hesap şeklindedir. Islahat anlamı ise insanların yeryüzünde ki yaşamını ekonomik toplumsal, siyasal kısaca hayatın tümüne ilke (sistem) koyarak onlara ceza ve mükâfat vermek üzere konulmuş kurallar manzumesidir. Bu cepheden bakıldığında bu tarife uyan beşeri ve ilahi dinleri sayabiliriz. Demokrasi, Sosyalsizim, İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik gibi. Çünkü anılan dinler insanların yeryüzündeki yaşamının tüm boyutlarına müdahale etmekte ceza ve mükâfat vermektedir. Mümin, kişiliğe sahip bir şahsiyetin İslam’dan başka bir dinin yaşamına müdahalesine izin vermesi asla düşünülemez.

Bu konuda “Kim İslam’dan başka bir din ararsa (bilsin ki o din)ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahrette kaybedenlerden olacaktır” (Ali İmran-85)
O elçisini hidayet ve hak dinle gönderdi ki Onu bütün dinlere üstün kılsın şahit olarak Allah yeter”(Fetih-28)

“Allah katında din yalnız ve yalnız İslam’dır”
(Ali İmran-19)

Ayeti Kerimelerden de anlaşılacağı üzere İslam dışı bir dininin (yaşam biçiminin) kabul edilmesinin mümkün olmayacağını bildirmiştir. Çünkü “Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman inanan erkek ve kadına artık o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur” (Ahzab-36) buyrularak hüküm verilen bir konuda mümin bireylerin iradesi söz konusu olamaz, aksi takdirde Allah’a ve Resulüne karşı gelmiş ve apaçık bir sapıklığa düşülmüş olacaktır.

Deki Allah doğru söyledi, öyleyse dosdoğru Allah’ı birleyici olarak İbrahim’in dinine uyun O ortak koşanlardan değildi. (Ali İmran-95)

.Buradan alınması gereken ders ise vahiyle belirtilen buyrukların tamamına can-ı gönülden kayıtsız ve şartsız teslimiyetten geçmesidir. Çünkü iman etmek bunu gerekli kılar. Toplumumuzda kaosun, anarşinin insanları partilere bölerek birbirlerine düşman eden demokrasinin insanları vahşice köleleştirerek robotlaştıran sosyalizmi ki “DİN ”olarak kabul edilmeyişi, dinin mahiyetinin yeterince anlaşılmamasından kaynaklanmaktadır.

Gerek demokratik dinin ve gerekse sosyalizmin (Allah a şükür o çöktü) insanlara en uygun sistem olduğunun reklamını yapanlara verilecek en güzel cevap şu olmalıdır; o halde sizin dininiz size, benim dinim de banadır. Çünkü yaşamımızın her noktasında Allah ve Resulünün (Kuran ve kuranın uygulaması olan sünnet) ortaya koyduğu buyrukları, direktifleri, ilkeleri (ahkâm ayetleri) tas tamam, yüzde yüzünün uygulanmayıp birinin bile es geçilmesi şirke düşmesine neden olunacağı asla unutulmaması gereken olmaz ise olmaz gerçeklerden sayılmalıdır.

Kâfirun suresi;
şu ya da bu şekilde taviz verilmeden hakkı ortaya koymak gibi bir zaruretin mutlak bir şekilde belirtilmesi gerektiği, emredilir. Günümüzde maalesef sadece laf ile kelimeyi Tevhid söyleyenlerin bile Müslüman olarak tarif edilmesi bu noktada işimizin (davetimizin) ne kadar zor olduğu görülebilmektedir. Dünyalık kaygılarla (Tevbe-24) bu konunun hafife alınması, bana kırılırlar, dostlarımı kaybederim şeklindeki bir anlayış, (Mücadele-22) bu suredeki ayrışmanın yapılmadığı anlamına geleceğinden seçimini en kısa zaman da yaparak insanın safının belirmesi gerekmektedir, aksi takdirde ölüm her an burnumuzun dibinde bizi bekliyor olabilir.

Ayrıca Mekke de bir elin parmakları kadar az Müslümanın olduğu bir ortamda bu surenin vahyedilmesi, vahiyden taviz verilmeyeceğinin önemini daha da bir artırdığı apaçık görülmektedir. Bu sureden önce indirilen surelerin birçoğunda dile getirildiği gibi şu ya da bu kaygılarla küfürle tevhid noktasında asla uzlaşı olmadığını bu sürede net bir şekilde görmekteyiz. “Halka hizmet Hakka hizmettir” argümanını kullanarak, Allah’ın (cc) hükümlerini değiştirmek ve ya iptal edip onun yerine başka sahte belirleyicilerin hükmünü uygulamak suretiyle tevhitten uzak olarak Allah’a (cc) şirk koşma pahasına yapılan olumlu tüm eylemler, rüzgârın savurduğu küle benzetildiğinden Müslüman iddiasındakileri dinden çıkarmaya yeter unsurlardır.

Bu nedenle kâfirun suresi bize, İslam dışı olan kâfir, müşrik, münafık, fasık olanların bu sıfatları kendilerini cehenneme sürükleyeceğini ifade etmemiz dışında tevhidi esas alan Müslümanlar için başka bir seçeneğinin bulunmamasıdır.



Müslüman isen, bil ki tevhittir İslam’ın esası,
Budur Yüce Allah’ın, değişmeyen şer’i yasası.
Küfürle uzlaşı olmaz, uzak dur, meyletme, sakın,
Yoksa olursun şeytanın, bir numaralı maskarası

Abdulkerim Uludoğan 29.12.2014 Ankara










Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2014-12-29 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. 2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. 3- İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Zümer 1-3)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com