Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

MAUN SURESİ

1922'kez görüntülendi
MAUN SURESİ:Mekki Sureler içerisinde yer alan Maun Suresi, Tekasür Suresinden sonra inzal edildiği bildirilmiş olup yedi ayettir. Sure, ismini son ayette geçen “maun” kelimesinden almıştır.

Maun;
“ihtiyaç sahiplerine yardımı engellemek” anlamına gelir. Tekasür suresinde, ölünceye kadar çoğaltma yarışı içerisinde ki vahiyden uzak insanların bu kirlenmiş kişiliğinin kendisine ne büyük zararlar verdiğini ve bu kirlenmiş eylemin bedelini cehennemle ödeyecekleri uyarısı yapılmıştı.

Bu surede ise diğer Mekki surelerin büyük bölümünde olduğu gibi ekonomik çarpıklığa vurgu yapılarak bu çarpıklığın, toplumda oluşturduğu çürümüş yapıya dikkat çekilir. Bu çarpıklığın meydana getirdiği çürümüş sosyal yapıda fakir aileler, bakamayız korkusuyla ve kızlarının fuhuş çetesine sermaye olmasın diye, diri diri toprağa gömerken, erkek evlatlarını da diri diri toprağa gömmezler ancak hayvan kadar bile değer verilmeyen ve köle olarak “maunu” engelleyenler tarafından ele geçirilirdi.

Ayrıca bu surede, çürümüş sosyal yapının çarpıklığına parmak basarak, toplumu şekillendiren kodamanların salât yaptıklarını, ancak bunu da sadece ve sadece gösteriş ve göz boyamak için yaptıklarını yani mevcut sosyal yapıdan rahatsızlık duyduklarına yönelik bu çıkışlarının aslında göz boyamaya yönelik oldukları afişe edilmektedir.

1-Dini yalanlayanı gördün mü? 2- 3- Odur yetimi itip, kakan ve yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen. 4-5- Yazıklar olsun o salât edenlere ki, onlar salâtlarından gafildirler. 6- Onlar bunu da gösteriş için yaparlar, 7-Ve yardıma da engel olurlar.

Maunu engelleyen hâkim tabakanın, kendilerine lütfedilen ekonomik değerlerin eşitlenmesini istemek gibi bir anlayışa sahip olmadıklarını görmekteyiz. (Nahl-71) Mekke kodamanlarının toplumda ki ortak vicdanın sesine ara sıra kulak vererek, yaptıkları zulmü örtme çabası içerisinde oldular. Bunların amaçları, sebep oldukları çürümenin toplumda meydana gelebilecek sosyal patlamalara, gösteriş için yaptıkları salâtla, insanların tepkisini sıfırlamaya yönelik olduğudur.

Zamanla bu duruma istemeye istemeye alışan ancak birleştirici bir rehber/kılavuz olmadığı için bir avuç kodamanın esiri olmaya devem eden toplum, günümüzde olduğu gibi bir mehdi ya da kurtarıcı gelmesini de sürekli dillendirmişler ve bunu umutla bekler olmuşlardır. Ayrıca ileri gelenler tarafından ezilen fakir halkta, ileri gelenler gibi olmak için can atar hale geldiler. Ancak kurtarıcı olarak, insanları karanlıktan aydınlığa ulaştırmak için görevlendirilen peygamber/davetçi geldiğinde de ilk olarak bu kodamanlar ve onlara benzemek isteyenler, elçilere/davetçilere karşı çıktıkları da ayrı bir vakadır.

Günümüz dünyasının modern cahiliyesiyle Mekke cahiliyesinin zihniyet yapısı biri birileriyle paralellik arz ettiği görülür. Kaarunlara karşı nefret söylemi içerisinde olan vahiyden uzak dar gelirli milyonlarca insan, elinde olanı da bir an evvel onlar gibi zengin olmak, diğer bir değişle kendiside kodamanlar gibi ezenlerden birisi olmak için her yıl artış gösteren (Türkiye’de on kişiden yedisi) kumar/piyango/şans oyunları için kullandıkları, ( dünyada 2009 yılında 227 milyar dolar. resmi kayıtlar) bununla da yetinmeyenler rant, mevki ve makam elde etmek için en uygun kulvar olan siyasete yöneldikleri ve ya münafıklık yaparak iktidarın taraftarı gibi görünerek mevki makam kaptıkları da ayrı bir acı gerçektir.

Ekonomik çarpıklığın günümüz dünyasında en belirgin özelliğinden birisi ise çoluk çocuk ailecek çalışan insanların, köle düzeninden bir farklı olmayan bir yaşama mahkûm edilmesidir. Ayrıca lüks tüketim için dar gelirli büyük kitleler, aldatıcı ve tuzak reklamlarla yönlendirilerek aşırı tüketim sürekli desteklenmiştir. İnsanların ihtiyaçları olmadığı halde sanal ihtiyaç oluşturulmuştur. Bu davranış, insanların elinde ki avucunda ki üç kuruş geliri de ihtiyacı olmayan ürünlere harcamış ve Kaarunlar daha da Kaarunlaşmasına neden olmuştur. Dini yalanlayanı gördün mü?

Din; insanların yaşamını belirleyen kurallar bütünü olduğunu, kişinin bu kurallara olan tavrı sonucunda ceza veya mükâfat gördüğü bir sistem olarak tanımlayabiliriz. Bu tanımdan hareketle insanlar, yaşamlarını hangi sisteme göre düzenliyorlarsa o sistemi din edinmiş olduklarıdır. Bu sistemin adı İslam’da olabilir Hıristiyanlıkta olabilir, Yahudilikte olabilir, demokrasi de olabilir, sosyalizmde olabilir.
Bu nedenle din denince insanların aklına sadece ilahi dinler gelmesi, egemenlerin toplumda oluşturduğu akıl kirletmesinin sinsice bir sonucudur. Zira demokrasi beşerlerin uydurduğu, insanların hayatlarına kurallar koyarak neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve bu yanlışların dozuna göre cezalandırma ve doğrularına göre de mükâfatın verildiği bir sistemdir, bir dindir. (Ancak demokrasi dininin savunucuları, halkın iradesini esas aldıkları iddiasında olurlar ki bu da kuyruklu ve katmerli bir yalandır. Meclise giren vekilleri halk değil parti başkanları belirler ve halkta, parti başkanlarının iradesine teslim edilir ve buna da “halkın iradesi tecelli etti” denir ki bu “kuyruklu ve katmerli yalan” değil de nedir? Halkı “demokratik mezheplerle ayrıştırarak çatıştıran ve biri, diğeriyle korkutulan” ve bunun içinde bütçeden yüklü miktarda ödenek ayrılarak ve bu çatışmayla da biri birilerini beslemiş olmaları da ayrı bir garabettir.

Kısaca halkın iradesi tecelli etse bile müslümanın önceliği halkın iradesinden öte Allah’ın (cc) iradesinin tecellisidir ki bu da ancak vahyin uygulanmasıyla mümkündür. O halde din denince insanların aklına sadece İslam dini gelmemelidir. İnsanlar yaşamlarını hangi sisteme göre düzenliyorsa o sistemi din edinmiş olacağından, arı, duru saf ve katışıksız (tevhid) (Zümer-3) ve Allah (cc) katından onaylı tek din İslam olduğu ve (Ali İmran-19) İslam dışında ki tüm dinler/yaşam biçimleri birer batıl din olduğu unutulmamalıdır.

Öyleyse Allah (cc) belirlediği İslam dini, Müslüman olduğu iddiasında olanlara yeter olmalıdır, öyle değil mi? Dini (islamı) yalanlayanı gördün mü? Burada dini/islamı yalanlayanı gördün mü? Sorusu, kâfirliğin farklı bir kolu olan müşriklere yöneliktir. Zira Müslüman; dini/islamı yalanlamaz ve kayıtsız ve şartsız dine (islama) teslim olur ve asla yetimi itip kakmaz, aksine onlara kol kanat gerer. Yoksulu doyurmayı seve seve yaparken bunu teşvikte eder, maunu değil gösteriş/reklam için kullanmak, bunu yaptıkları kişilerden teşekkür dahi beklemedikleri (İnsan-9) gibi yaptıkları amellerin şuurunda olduklarından, bundan asla gafil değillerdir. (Mü’minun 1-9)
Eğer bu yanlışlardan her hangi birisi Müslüman’da varsa o kişiye tavsiyemiz “inançlarıyla yüzleşerek” bu eylemden vaz geçmeleridir. O zaman kimdir bu dini yalanlayanlar? Dini/İslamı yalanların en önemli özelliği, dine/İslama şirk bulaştırmış olmalarıdır. Bu grupların başında ise kendilerinin dine karşı olmadıkları yalanını uyduran siyasi oluşumlarla, İslamı mecrasından kaydırarak kendisi de İslam’dan farklı bir din haline gelen tasavvufi oluşumlardır.

Ülkemizde ki mevcut sistem, dini (İslamı) kontrol altında tutarak tevhidi yok etmiş ve kendi sistemleriyle/dinleriyle çelişmeyen İslami kurallara izin vererek İslamın bütünlüğünü (tevhid) bozanların dini/islamı yalanlayanların başında gelmektedir. Hükümet olmaları nedeniyle AKP iktidarı, farklı dozlarda da olsa Cumhuriyet tarihinin büyük bölümünde olduğu gibi sürekli İslami söylemleri kullanarak kirli/şirk düzeni olan ve sözde demokrasiyi (özde de olsa bir anlamı yok) ayakta tuttuğu için bu soruya yani dini yalanlayanlara en uygun cevap niteliği taşımaktadır.

İhtiyaç sahipleri olan insanlara çeşitli yardımlarla (salat) yaparak bunu kanıtlamışlardır. İnsanların aklına şu soru takılabilir; ihtiyaç sahibi olan halka yardım yapılmasın mı? Elbette ihtiyaç sahibi halka yardım yapılmalıdır ve bu da her Müslüman için elbette farzdır. Ancak yapılan yardımlar, İslami hassasiyetle ve İslamın bütünlüğü (tevhid) bozulmadan yapılıyorsa bir anlam ifade eder. Bu nedenle “tevhidi bir yapıdan yoksun olarak yapılan yardımlar yani salât, bu surede tarif edilerek kınanan o dini yalanlayanların sınıfına sokar.” Zira Müslüman gözüküp dinin ahkâm ayetlerini yok sayarak yani İslam’ın, bir bölümüne hassas olup diğer bölümlerini görmemezlikten gelerek uygulamayan mevcut hükümettir ve bu surede ki dini yalanlar, onları tarif etmektedir.

Unutulmamalıdır ki hedefe ulaşmak için her yol mubah değildir ve hiçbir peygamber, peygamberlere iman ettikleri iddiasında ki mevcut iktidar gibi mevki makam veya devlet yönetimi sunulduğu halde “emrolunduğu gibi dost doğru hareket etme” ilkesi çerçevesinde ikiyüzlü davranmayarak kâfirlerin taleplerine sırt dönmüştür. (Bu konuya bu sureden sonra inzal edildiği bildirilen kâfirun suresinde ayrıca değineceğiz inşa Allah) Ülkemizde durum böyleyken, dünyada da durum farklı değildir. Terör devleti olan İsrail’in güdümünde ki 1+5 birleşmiş çeteler, (İsrail büyüktür>ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin) dini/İslamı yalanlayanların başını çekmektedir. İsrail çete devletinin soykırıma uğrattığı Filistin halkına yapılacak yardımları engellemesine ses çıkarmayan bu çete devletler, adalet mekanizmasını sadece kaarunların/çetelerin çıkarları için işletirler.

Onların gözünde milyonlarca ölen masum insanın hiçbir kıymeti yoktur. (Allah’a (cc) şirk koşarak hareket eden, C.Başkanı R.T.Erdoğan’ın bu yapıya kafa tutması da lafta kaldığından, sadece gösterişten ibaret olmadığını kim söyleyebilir?) Batılı kaarunların çıkarlarının korunması için onlara jandarmalık yapan A.B.D. çeşitli yardımlarla/salatla (Geçmişte meşhur Marshall yardımı gibi) İşgal ve sömürü çarklarını bu şekilde örtmeye çalışmakla kalmaz paralarının üzerine “biz Allah’a güveniriz” (IN GOD WE TRUST) diye yazmaktan da utanmamıştır. Birleşmiş çetelerin diğer daimi üyeleri de A.B.D’ den farklı bir yapıya sahip değillerdir. Kendi çıkarları için hiçbir etik kural tanımadan sömürülerine ve haksız yere kan dökmeye devam ederler. Çin’in Doğu Türkistan’a yaptığı, Rusya’nın Kafkasya’da, Afganistan ve çevre ülkelerde yaptığı, İngilizlerin ve Fransızların yüzyıllardır yaptıkları zulümler, kıyımlar kitaplara bile sığacak cinsten değildir. Özetle, maun suresinin ana teması; Allah’ın (cc) insanlara lütfettiği nimetlerin, insanlar arasında adil paylaşımın sağlanması için Allah’a (cc) Muhammedi (as) bir teslimiyetle yani tevhidi teslimiyetle teslim olunması gerekliliğine vurgu yapılırken, bu teslimiyete sahip olmadan gerçekleşen salâtın, gösteriş için olacağından, kişiye Allah (cc) katında hiç bir şey kazandırmayacağı (İbrahim-18) ve dini/islamı yalanlayanlardan sayılacağı uyarısı yapılmaktadır. Maunu engelledin, gösteriş yaptın. Allah’ı bırakıp da nefsine taptın. Sana tevhitten söz edenlere de Bin bir bahaneyle çamura yattın. Abdulkerim Uludoğan 01.11.2014 Ankara

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2014-12-01 , Kategori:

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com