Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Sosyal Medya

TEKASÜR (ÇOKLUKLA ÖVÜNME) SURESİ

2356'kez görüntülendi
TEKASÜR (ÇOKLUKLA ÖVÜNME) SURESİ: Mekki Sureler içerisinde yer alan Tekasür Suresi, Kevser Suresinden sonra inzal edildiği bildirilmiş olup sekiz ayettir. Sure, ismini ilk ayette geçen tekasür kelimesinden almıştır. Tekasür kelimesi; kabre konulana kadar “çoklukla övünmek” anlamına gelmekle birlikte böyle davranışa sahip olanların cehennemle tehdit edildiği bir kınama sıfatıdır. Adiyat suresinin devamı niteliği de taşıyan bu surede, dünya odaklı yaşamı, ölünceye kadar sürdürenlerin sonunun ateş olduğu uyarısı yapılmaktadır.

1,2- Çoklukla övünmek, sizleri ölünceye kadar oyaladı.
3- Hayır! Yakında bileceksiniz.
4- Yine hayır! Yakında bileceksiniz.
5,6- Hayır! Eğer kesin bilgi ile bilseydiniz, elbette cehennemi görür gibi hareket ederdiniz.
7- Sonra, yemin olsun ki, cehennemi canlı olarak göreceksiniz.
8-Sonra, yemin olsun ki, o gün (size verilen) her nimetten sorulacaksınız.


Vahiyle inşa olmayan kimlikler, iri olmayı yani çoklukla/irilikle övünmeyi bir marifet olarak görürler ve bunu Kaarunu bir kibirlenmeyle yaparken, koltuklarının altına da birçok karpuzu da birden sığdırırlar. Çürümüş bir zihniyet yapısına sahip olan bu güruh, akıl erozyonu yaşadığından vahyi esas alan Müslümanlar, tevhitten (bölünmezlik ilkesi Ahzab-36, Araf-3) hem bireysel yaşamda hem de devlet dâhil toplumsal yaşamda asla ödün verilemeyeceğini ifade ettiklerinde onlara şöyle karşılık verirler; siz kaç kişisiniz? Kimin adamısınız? Dünyada böyle bir devlet var mı? Siz şu örgütten misiniz? (o gün gündemde hangi İslami olduğu iddia edilen vahşi örgüt varsa onlarla ilintilenerek) bu ve buna benzer aşağılayıcı yakıştırmalar, sadece kendini İslami çerçevede görmeyenlerin davranışına özgü bir davranış şekli değildir. Bu davranış şeklini aynı zamanda Allah’a (cc) ve onun aydınlık dinine savaş açan ve Allah’ın (cc) müsaadesiyle yetinmeyerek Allah’a (cc) şirk koşma pahasına zalim rejimden müsaadeli yeşil boyalı tağutlar olan; malum çevreler de bu kirli davranış şekline sahiptirler.

Bu yanlış ve kokuşmuş algıya, Peygamberimizi de alet eden bu gruplar, yalan hadisi gerçekmiş gibi ileri sürmekten çekinmezler. Konu ile ilgili olması nedeniyle, güya peygamberimiz; “ben ümmetimin çokluğuyla övüneceğim” demiş. Böyle bir sözü Peygamberimizin söylemesi mümkün değildir. Kaldı ki Peygamberimizde övgünün (hamdın) yalnız Allah’a mahsus olduğunu (Fatiha-1) bilecek şuura sahiptir. Ayrıca O, çok vefalı İbrahim’in (as) (Necm-37) “tek başına ümmet” (Nahl-120) olduğu, “huneyin savaşında” başkomutanlığını Hz. Muhammed'in üslendiği İslam ordusunun çokluğuna güvenen birçok Müslüman’ın bu tavırlarının kendilerine hiçbir yarar sağlamadığını birebir yaşayarak şa hit oldukları da ayrı bir gerçektir. (Tevbe-25)

Peygamberimiz ve tüm Müslümanlar asla çoklukla övünmez, ancak küfür içerisinde olan insanların, değil bir kısmının Müslüman olmasından, tamamının Müslüman olması için çalışır ve onların Müslüman olmasından her Müslüman gibi peygamberimizde elbette mutlu olur, ancak bunu asla övünme aracı yapmaz/yapamaz. Bu ölçü, imani büyüklükler için de geçerlidir. Zira insan, hem kendisi için hem de falanca efendi hazretleri için çok büyük imani büyüklüğe sahiptir zannına kapılmakla ve bunu da bir reklam aracı yaparak onların üzerinden maddi ve manevi rant devşirmekte diğer büyüklük taslayanlardan bir farkı olmadığı da unutulmamalıdır.

Çoğaltmanın ve onun getirdiği büyüklenme/kibir/gurur hastalığı, ülkemizi kuşattığı gibi dünyanın çoğu ülkesini de kuşatmış durumdadır. Bu kuşatmayı yapan zalimler, milyonlarca insanın işsiz kalmasına neden olmuş ve bununla da yetinmemiş onların sofrasındaki ekmeğini gasp etme terörünü işlemekten çekinecek onurdan da yoksundurlar. Allah’ın (cc) her şeye gücü yeter olduğu gerçeğini görmezlikten gelen ve kendilerine tanrısal misyon çizen bu devletler, ihtiyaç sahiplerinin hakkını çalma pahasına edindikleri gücü ön plana çıkararak, benim şu kadar ekonomik hacmim var, nükleer bombam var, benim şu kadar uçağım, askerim ve askeri teçhizatım var diyerek çeşitli törenlerde güç gösterişi yaparak, çoğunluğun/çokluğun üstünlük aracı olduğu propagandasını yaparlar.

Bunlarla da yetinmeyen bu ülkeler/insanlar, benim ülkemin nüfusu sizinkinden fazla, sizi bir kaşık suda ya da sizi tükürüğümüzle boğarız, biz bir ölür bin diriliriz diyenlerimi ararsın, benim gazetemin, dergimim, kitabımın, izleyenlerimin, takipçilerimin tirajı/adedi/reytingi şu kadar senin ki yerlerde sürünüyor diyenleri mi ararsın, benim/bizim cemaatimin sayısını ben bile bilmiyorum diyerek çokluğu ön plana çıkaranları mı ararsın, benim partimin şu kadar oyu var senin yüzde bir bile oyun yok, istesem şu an onları sokağa döker, sizlere dünyayı dar ederim diyenleri mi ararsın, atalarına ait zaferleri sürekli dile getirerek şişinenleri mi ararsın, kısaca senin çoklukların benim çokluklarım yanında solda sıfır kalır, benimle asla boy ölçüşemezsin diyerek şişinenleri mi ararsın.

Kişisel temelde de bu gibi çirkin ve küfür içeren örneklere rastlamak oldukça mümkündür. Aslında bu davranış şekli, ekonomik gücüne tapınanların bu gücünü yitirerek sıradan/ayak takımı! olma korkusunun kamufle edilmiş şeklidir. Ekonomik ve askeri güce tapınanların bu korkusu, ülkesi, inancı ve milliyeti ne olursa olsun genel olarak aynı zihniyete sahip olduklarının tipik bir göstergesidir.

Allah’ın (cc) kendilerine ikram ettiği mal mülk dâhil, çokluğu ön plana çıkaranlar, aynı zamanda karşısında ki devleti/insanı/topluluğu/grubu çoklukla ezmek için geceden korkarak, bu korkusunu bastırmak için ıslık çalan adamın sanal manevralarına benzer. Ancak, derler ki korkunun ecele bir faydası da yoktur.
Ne ilginçtir ki Allah’tan (cc) değil de insanlardan korkanların bu tavırlarına, hayvanlar âleminde ki birçok hayvanda da rastlamak mümkündür. Bu hayvanlar rakibini sindirmek için şiştikçe şişinerek/kabararak büyük görünmeye çalışıp karşısındakini geriletmek istedikleri gibi.

Allah’ın (cc) büyüklüğüne yeterince iman etmeyen ve vahyin bütünlüğünden ve bütünlenmesi gerektiğinden habersiz nice insanlar var ki günde beş kez okunan ezanda, otuz kez “Allah’u ekber” yani en büyüğün Allah (cc) olduğunun, yani hayatın her noktasında onun buyruklarına uyulması gerektiği şuurunda olsalardı Hz. Davut’un, bir nefer olarak katıldığı ve düşmandan çok az olan Hz. Talut’un ordusunun Calut’un ordusuyla yaptığı savaş ile ilgili kıssayı da hatırlayarak (Bakara 249-251) çoğunlukla övünmez, büyüklenme kibrine kapılmaz ve bunu ölünceye kadarda sürdürmezlerdi.

Anlaşılacağı üzere vahyi teslimiyete sahip olan Müslümanların, vahye tevhidi olarak teslim olmayan kâfirler gibi övünme ve çoğaltma hastalığına yakalanmazlar. Zira böyle bir girişimin cehennemle eşdeğer olduğunun ve kendisine ikram edilen İslam dâhil tüm nimetlerden hesaba çekilecek olacağının şuurundadır.

“Sonra, yemin olsun ki, cehennemi canlı olarak göreceksiniz”.

Toplumda, cehennemin herkes tarafından canlı olarak görüleceğini belirten bu ayeti kerimeyi yanlış değerlendirenler bulunmaktadır. Cehennemin çıplak gözle, canlı olarak görülmesini, günahkâr müslümanın! onun içerisine atılıp günahı miktarınca bir müddet yanıp çıkacağı şeklindeki değerlendirmelerdir ki bu değerlendirmeler tamamen vahiy dışı bir anlayışın ürünüdür. Zira cehenneme sadece kâfirlerin gireceği ve ancak kâfirlerin onun içerisinde ebedi olarak kalacakları ifade edilmektedir. (Bakara-81 v.d) Bu ve buna benzer ayetleri sağa sola çekerek, farklı anlamlar yüklemenin insanları aldatmaya yönelik olduğu da hatırdan çıkartılmamalıdır.

Cehennemi görmek demek onun içerisine atılıp yanmak anlamına gelmez. Bu konuda Müddesir suresinin 42. Ayeti Kerimesinde, cennetliklerin ateşte (sekarda) olanlara bakarak şöyle seslenecekleri bildirilmektedir; “sizi şu yakıcı ateşe (sekara) ne sürükledi?” diye. Ateşte olanlarda suçlarını derin bir pişmanlık içerisin de suçlarını tek tek itiraf edecek ve şöyle diyeceklerdir;
Suçlular (mücrimler) der ki: "Biz salât (=namaz dâhil İslam’ın olmazsa olmazları olan tevhid) edenlerden değildik.""Yoksula da yedirmezdik."- "Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik."Ceza gününü(din gününü) yalanlardık."Nihayet, bize ölüm gelip çattı." Artık onlara şefaatçilerin şefaati hiç bir fayda vermez. (Müddesir 42-56)

Ancak kâfirlerin bu apaçık itirafları da hiçbir işe yaramayacağı gibi şefaatçilerin şefaati de onları sekardan çıkmalarına bir fayda sağlamayacak ve onlar orada ebedi kalıcı olacaklardır.

Sonra, yemin olsun ki, o gün (size verilen) her nimetten sorulacaksınız.

İnsana verilen tüm nimetler, meşru yollardan kazanılıp meşru yollarda kullanılması gerekir. Meşru yollardan elde edilen tüm ekonomik değerler de yoksulun hakkının olduğu ve bu nedenle ekonomik değerlerden yoksula sadaka ve ya infak olarak ödeme yapılması, ekonomik değerleri uygun olan her Müslümana farz kılınmıştır. (Zariyat-19) (Zekât kavramına, müzzemmil suresi ile ilgili çalışmaya bakabilirsiniz)

İslam dâhil bize, hücrelerimize kadar Allah (cc) tarafından lütfedilen her türlü nimet için hesaba çekileceğimizden, müslümana yakışan ise hesabını veremeyeceği hiç bir eylemin ve söylemin içerisinde olmamasıdır. Çünkü cehennem de kâfirlere kokuşmuş yiyecek ve içecekten başka bir şey verilmeyecektir.(Vakıa 52-55)

Özetle; tekasür hastalığına yakalanmamanın en etkin reçetesi, şüphesiz vahye, tevhidi olarak teslim olmakla mümkündür. Böyle bir teslimiyetin/direncin gösterilmesi durumunda şeytanın nüfuzunun bertaraf edileceği, unutulmamalıdır ki şeytanın nüfuzunun ancak kendisini dost tutanlara olacağı, aşağıda ki ayeti kerimede belirtilmektedir.

“Şüphesiz ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur. Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır” .(Nahl 99-100)

Tekasür edenlere ithaf olunur.
Nefse, hevese uydun, yığdıkça yığdın,
İblisle egona kandın, imana kıydın.
Ecel gelip çattı artık, mezara da kondun.
Yakındır, bekle kıyameti gelecek bir gün.
Övünmenin hesabı, verilecek bir gün.
Cehennem de kâfirleri, yakacak her gün

Abdulkerim Uludoğan
02.11.2014 Ankara


Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2014-11-02 , Kategori: Makale

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. 2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. 3- İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Zümer 1-3)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com