Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

ASR SURESİ

1979'kez görüntülendi
ASR SURESİ:Mekki Sureler içerisinde yer alan Asr Suresi, İnşirah Suresinden sonra inzal edildiği bildirilmiş olup üç ayettir. Asr; zaman, yüzyıl, gündüz ve gece, gündüzün iki tarafı, öğleden sonra güneşin batmasına kadar olan ikindi vakti, kabile ve aşiret, yağmur, hapsetmek, menetmek, vergi vermek, sıkıp suyunu çıkarmak manalarına gelir. Yüce Rabbimiz, yeryüzünde bozgunculuk yapan ve kan döken âdemoğullarına, (Bakara-30) bu zulmü terk etmeleri için sosyal hayatlarına da şer’i (hukuki) projeler önermesi, onlara olan engin merhametinin bir sonucudur.

İnsanlar ilahi mesaja sırt dönmesinin (tevhidi anlayıştan ve eylemden uzak kalmak) doğurduğu o zulüm görüntülerini, her Allah’ın günü görsel medyadan canlı olarak izlemekteyiz. İşte insanlara acı veren bu zulmü en aza indirmek veya tamamen ortadan kaldırmak için yeryüzünün bir numaralı aktörü (halife) olan âdemin çocuklarına, bu surede bunun metodu verilmektedir. Zira “insanların karanlıktan aydınlığa çıkmasının tek ve en mükemmel yolu ”. (İbrahim-1) vahyi yaşamı, hem bireysel ve hem de toplumsal temelde hayata geçirmekten geçtiğidir. Unutulmamalıdır ki İslam dışı bir yaşam, hiç şüphesiz karanlığın ta kendisidir ve yine unutulmamalıdır ki her türlü kötülük işte böyle bir karanlık ortamda vücut bularak gelişir ve aydınlığı boğar.

1-2) Asra yemin olsun ki, İnsan mutlaka hüsrandadır.


Asr sözcüğünün yukarıda ki manalarından da görüşeceği üzere birçok anlamı bulunmaktadır. Ancak nüzul sırasına bakıldığında görülecek ki bu sözcük, günün son dilimi olan ikindi vaktini işaret etmektedir. Çünkü bir gün, dört zaman dilime ayrıldığı ve bir güne ait olan zaman dilimlerinden sırasıyla geceyi Leyl suresiyle, geceden güneşin doğmasına kadar olan zamanı Fecr suresiyle, güneşin doğmasından öğleye kadar olan zamanı Duha suresiyle, öğleden güneşin battığı ana kadar olan ikindi zamanını ise Asr suresiyle ifadelendirilerek yemin edilmesi bunu göstermektedir.
Aslında bir günü tanımlamak, hayatı ve tüm zamanları tanımlamak anlamına gelir. Çünkü bir gün, tüm zamanların bütünsel olarak en küçük birimidir. Bu en küçük birimi olan düne ait gün, geçmişte kalmış, yarın ki güne ulaşmak ise belirsizdir. Şu an içinde yaşadığımız gün ise en değerli olan gündür. İkindi vakti (asr) ise bu en değerli günün en son dilimidir yani bu günün en son dilimini/vaktini “vakit nakittir” şuuruyla iyi değerlendirmek gerekir.

Eğer yarına ulaşma imkânını Rabbimiz tekrar sağlamış olursa, günün tüm dilimlerini ilahi evrensel mesaja uygun olarak değerlendirilmek gerekir ki insanlar hüsran bataklığından uzak kalsın. Zira unutulmamalıdır ki içinde yaşadığımız gün de akşamlıdır.

3-Ancak iman ettikten sonra salih amel işleyen ve bunlarla beraber hakkı tavsiye eden ve sabırlı olanlar bunun dışındadır. İman etmek; salih ameli, salih amel, hakkın egemenliği için mücadele etmeyi, hakkın egemenliği için mücadele verirken de sabırlı ya da dirençli kalmayı zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle bu dört bileşen, müslümanın, düşünce, söylem ve eylem tutarlılığıdır ve aynı zamanda Allah’ın (cc) belirlediği ve razı olduğu en mükemmel yaşam biçimi ve yol haritasıdır. Nasıl ki insan ve canlıların yaşamı için olmazsa olmaz olarak yaratılan şu dört bileşen; toprak, su, ısı ve hava gerekli ise Müslüman için de olmazsa olmazlardan sayılan şu dört bileşen gereklidir; 1) iman etmek, 2) salih amel işlemek, 3) hakkı tavsiye etmek 4) sabretmek.

Yani Rabbimizin rıza terazisi, bu dört bileşenin, bütünlüğünü tartmaktadır. Zira bu dört bileşenden birisinin eksik olması durumu, diğer üçünü de etkisiz kılacağından bahse konu bütünlükten söz edilemeyecektir.

1) İman etmek; İman; Güvenme, verilen bir habere kalpten inanma, haberi getireni tasdik etme; bir şeye tereddüde düşmeksizin inanma; Allah'a, (cc) ondan başka ilah olmadığına, hiçbir ayırım yapmaksızın peygamberlerin tümüne, meleklere, kitaplara, ahiret gününe inanarak (Bakara-285) bunları mutlak tasdik etmek demektir. Allah’a (cc) iman; O’nu birleyerek ve O’nun buyruklarının tamamını, hayatın merkezine koymayı ve bu buyruklara sözde ve eylemde kayıtsız ve şartsız teslimiyeti ifade eder. Allah’ı (cc) zatında birlemek, O’nu birlemek için yeterli değildir.

Zira O’nu tam olarak birlemek, sıfatlarıyla da (tevhid) birlemekle beraber, O’nun buyruklarını uygularken başka buyruklarla değiştirmemeyi de zorunlu kılar. Aksi halde Allah’ın buyruklarını değiştirme/tanımama anlamına gelir ki böyle bir eylem, büyük bir zulüm olan ve af kapsamı dışında tutulan şirk (Nisa-116) niteliğindedir. Şirk koşmak ise insanı ve hayatı yaratan Allah’ı, (cc) insanın yaşamından ve insanların sosyal hayatından kısmi olsa da uzak tutmak anlamına gelir ki böyle bir girişim en büyük küfürdür. (Lokman-13) Ne acıdır ki bu şirk eylemi/anlayışı, yüzde doksan dokuzu Müslüman olduğu söylenen ülkemizi, kuşatma altında tutmaya devam etmektedir.

Peygamberlere iman; Kuran-ı Kerimde zikredilen peygamberlerin istisnasız tamamının ortak özelliği, insanları sadece ve sadece Allah’a (cc) kulluk olan tevhid (Hanif) dinine çağırmış olmalarıdır. Müslümanlar için Hz Muhammed, (as) nasıl en güzel örnek ise (Ahzab-21) Kuran-ı Kerimde adı geçen diğer peygamberlerin de en güzel örnekliği bulunmaktadır. Bu örneklik, tüm Müslümanları bağlar. Yani diğer peygamberler iktidar sahibi olsun ya da olmasınlar ve ya hangi konumda olurlarsa olsunlar gayri meşru işlere/küfre karşı nasıl tavır takınmış, nasıl mücadele vermişlerse Müslümanlarda gayri meşru işlere/küfre iktidar olsun ya da olmasın aynı tavırları sergilemek zorundadır.

Zira peygamberlere iman etmek bu duruşu gerekli kılar. İstinasız tüm peygamberler bulundukları asrın, ilahi makam tarafından onaylı, en mükemmel yol göstericileridir. Ve bu peygamberler karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kendilerine verilen ilahi mesajı, insanlara ulaştırma çabası içerisinde ki aydınlık emekçileridir. Bu emeklerini tüm zorluğa ve engellemelere rağmen, bazı hataları olmakla birlikte Allah’a (cc) teslim olarak gerçekleştirmişler ve bazıları da bu uğurda öldürülmüştür. (Ali İmran 181).

Ve her kim bu küfür tufanından ayrılıp bu elçilerin kaptanı olduğu tevhid gemisinde olmayı tercih etmişlerse kurtuluşa ermiş ve her kim de bu tevhid gemisinde olmayı tercih etme yerine, Nuh (as) oğlu gibi dağa (batıla) sığınmayı tercih etmişlerse, kaybedenlerden olmuştur. Yeryüzünde batıla sığınıp da kazanan olmadığı gibi kaybedenlerin yaşadıkları şehirlerin harabelerine birçok yerde rastlanılmaktadır. (Nahl-36) Meleklere iman; Melekler, insanlardan farklı yatılışla yaratılan ve Rabbimiz tarafından kendilerine emredilen/yüklenen görevleri yerine getiren varlıklardır.

Rabbimiz farklı görevlere memur ettiği bu varlıklara, Rabbimizin bize Kuran-ı Kerim de bildirdiğinin dışında tanımlamak veya konum belirlemek gaybı taşlamak olduğundan hiçbir Müslüman’a Rabbimizin kitapta bildirdiğinin dışında meleklerle ilgili tanımlama yapmak veya görevleri ile ilgili çeşitli spekülasyonlara girmek yakışmaz. Çünkü böyle yakıştırmalar meleklere imanı geçersiz kılacaktır. “Böyle iken dediler ki:
"Rahman çocuk edindi." Allah bundan münezzehtir. Doğrusu melekler ikram olunmuş kullardır. Onlar Allah'ın sözünün önüne geçmezler, hep O'nun emriyle hareket ederler. Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar, Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler. İçlerinden kim: "Ben, O'ndan başka bir ilâhım" derse, biz ona cehennemi ceza olarak veririz. Zalimleri biz böyle cezalandırırız. (Enbiya 26-29)

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a mahsustur. O, yaratmada dilediği kadar artırır. Gerçekten Allah her şeye kadirdir.” (Fatır-1)

Kitaplara İman; İnsanoğlu, kendisine yüklenen takva ve fücur donanımından, takvalı davranmak yerine (Şems-8) fücur donanımını kullanmasıyla, yeryüzünde kan dökmüş, bozgunculuk yapmış, (Bakara-30) ekini ve nesli imha etmiştir. (Bakara-205)
Rabbimiz insanların kan dökme, bozgunculuk yapma, ekini ve nesli yok etme küfrüne asla onay vermediği için insanlar tarafından uygulanan bu karanlığı sona erdirecek ve yeryüzünde aydınlığın hâkim kılmak için peygamberler vasıtasıyla mesajlar/hükümler iletmiştir. Bilindiği üzere bu mesajın ilki Hz. Âdem (as) verilmiştir. Hz. Âdem’e, (as) verilen bu ilk mesaj, zaman içerisinde bütünlüğü (tevhid) insanlar tarafından bozulunca, Rabbimizin engin merhametinin sonucu olarak, tekrar tekrar peygamberler gönderilmiş ve bu peygamberlerin en sonuncusu olarak da Hz Muhammed (as) görevlendirilerek diğer peygamberler gibi yeniden tevhid dinine dönüş istenmiştir.

İşte bu peygamberlerin bazılarına verilen kitapların tamamının ortak özelliği bir tek dini işaret etmiştir. Bu dinin adı da şüphesiz ki İslam dinidir. (Ali İmran-19) Kitap verilmeyen peygamberlerde kendisinden önce kitap verilen peygamberlerin kitabında ki ayetlere/hükümlere aynen uyulmasını istemiştir. Ne yazık ki Kurani Kerim dışındaki kitapların tamamı tahrif edilmiş olduğundan şu an bir geçerliliği yoktur. Ancak Rabbimizin Hz. Muhammed (as) önce ki peygamberlere vahyedilen orijinal şekline iman etmek, kitaplara iman etmenin gereği olduğu da unutulmamalıdır. Ayrıca Hz. Muhammed’e (as) ve ona vahyedilen kitaba inanmayarak tahrif edilmiş eski kitaplara iman edenlerin İslam’la uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.

Zira kim İslam’dan başka bir din (Ali İmran-85 ) ve Hz. Muhammed’e ve ona indirilene iman etmezse onun imanı kabul edilmeyecek ve kaybedenlerden olacaktır. Ahirete İman: Kıyametin gerçekleşerek insanların tamamının ölmesi ve tekrar diriltilmesinin ardından hesabın görüleceği gün olan ahiret gününe iman, imanın esaslarındandır.

Hiç kimsenin kimseye yardım edemeyeceği (İnfitar-19) gün olan ahiret günü, geleneksel kültürünün yoğun etkisiyle birçok masal uydurulmuştur. Bu masalların neler neler olduğunu anlamak için vahyin mantığını kavramak yeterli olacaktır. Bu nedenle Kuranı Kerim’de kıyamet ve sonrası ile ilgili bildirilenlerin dışında ki anlatılanlara itibar edilmemelidir. Gaybı yalnız Allah (cc) bildiğinden, Allah’a (cc) ait olan bu alanla ilgili vahiyde belirtilenlerin dışına çıkmak insana altından kalkamayacağı sorumluluk getireceğinden bundan şiddetle kaçınmak gerekir.

2) Salih amel işlemek; Allah ’ın (cc) razı olarak onay verdiği tüm ameller/eylemler salih amel olarak değerlendirilir. Ancak salih ameli yok eden ve insanı küfre sokan büyük günahlardan kaçınılmadığı zaman işlenen salih amellerin bir kıymeti olmayacaktır. (İbrahim-18) İnsanları küfre sokan amellerden; şirk koşmak, (Nisa-116) haksız yere bir müslümanı/insanı öldürmek veya intihar etmek. (Maide-32, Nisa-93) Allah’ın (cc) indirdiği hükümlerle hükmetmemek.(Maide 45-48) faiz almak, (Bakara 275-279) insanların mallarını (hırsızlık dâhil) haksızca yemek, (Nisa-29) savaştan kaçmak. (Enfal-16) yetimin malını haksızca yemek. (Enam-152, Isra-32) iftira etmek. (Nisa-112, Nur-23) zina yapmak. (Isra-32) anneye babaya kötü davranmak. (Isra-23,24) eşcinsellik. (Araf-80,81) içki içmek, (keyif amaçlı kullanılan uyuşturucularla sigara ve nargile de bu kapsamdadır) kumar oynamak (Maide -90) teraziyle doğru tartmamak. (Rahman-9) yalancı şahitlik yapmak. (Furkan-72) zekât/vergi vermemek (Fussilet-7, Ali İmran-180)) yalan söylemek.(Hud-18, Nahl-105) ırkçılık yapmak, (Hucurat-13) domuz eti kan veya leş yemek.(Maide-3) zanda bulunmak, birileriyle alay etmek.(Hucurat-12) fal bakmak/büyücülük yapmak. (Maide-90) emanete hıyanet etmek, (Enfal-127) zulme rıza göstermek. (Hud-113) imana karşı küfrü tercih eden akrabalarla dost olmak. (Tevbe-23) Allah’ın helal dediğine haram, haram dediğine helal demek (Yunus-59) olarak sıralayabiliriz

Yukarıda ki büyük günahları işlemeyen Müslüman için salih amellerin neler neler olduğu aşağıda ki ayeti kerimelerde net bir şekilde ifade edilmektedir. “Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren. Salatı (namaz ve diğer salih amelleri) ikame eden, zekâtı veren ve ahirleştiklerinde ahirlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.” (Bakara-177)

“Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, salatlarında huşu içindedirler, Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekât (vazifelerini) yerine getirirler. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar, Ancak eşleri -yani, (evlilik yoluyla) meşru olarak sahip oldukları insanlar- dışında çünkü onlar (eşleriyle olan ilişkilerinden dolayı) kınanmazlar; Şu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. Yine onlar ki, emanetlerine ve ahirlerine riayet ederler. Ve onlar ki, salatlarını muhafaza ederler, İşte asıl onlar varislerdir.- Ki, Firdevs'e varis olan bu kimselerdir ve orada ebedî kalırlar. (Mü’minun-1,11) 3)

Hakkın egemenliği için mücadele etmek; “Fitne kalmayıp, din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Vazgeçerlerse, düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.” (Bakara- 193) Eğer insanda veya toplumda hakkın egemenliği hâkim değilse insanda ve toplumda her türlü küfür yeşerecektir. Müslümanlar da sorumluluk sahibi oldukları için İslam’ın men ettiği her türlü eylem ve söyleme karşı peygamberimizin şu hadisi şerifinde belirttiği gibi tepki koymak zorundadırlar. “Bir kötülük gördüğünüz zaman ona elinizle engel olun, eğer ona gücünüz yetmiyorsa dilinizle engel olmaya çalışın, eğer ona da gücünüz yetmiyorsa ona buğzedin, (=nefret edin) zira ondan sonra iman yoktur ”

Dinde taviz vermek, insanı küfre düşüreceğinden, tağuti güçler, her dönemde olduğu gibi günümüzde de İslamı, tevhidi olarak esas alanları tuzağa düşürmek için çeşitli projelerler üretmektedirler. Bu projelerin en önemlilerinden birisi olan hükümet etme projesidir. Müslümanların hassas olduğu konulardan bazılarını yasaklamak ve daha sonra insanları sistemle kaynaştırmak için namazlı abdestli birisine iktidar sunmak suretiyle yasakların bir kısmına müsaade etmeleri hep bunun içindir. Ülkemiz de bugün görünen manzara bundan farklı değildir.

İşte Müslüman şahsiyetler peygamberimize teklif edilen mevki makam ve zenginlikleri elinin tersiyle itmesi, iktidar olma uğruna asla tevhitten ödün verilmeyeceğinin en önemli kanıtıdır Bunu bilen peygamberimiz de Allah’ın (cc) yardımıyla (Isra-73) onların bu tuzağına düşmemiştir. Zira iktidarı veren insanlar/müşrikler ondan bazı konularda ayetleri tevil ederek imanını isteyecekler ve şirke düşüreceklerdi. O halde, iktidar/makam/mevki/çıkar uğruna imanı satılığa çıkarmadan sadece ve sadece hakkın egemenliği için tek kişide kalınsa dahi mücadeleye devam edilerek tevhidi duruştan ödün verilmemelidir.

4) Sabırlı/dirençli olmak Yukarıda sayılan esaslar, müslümanın öz kimliğidir ve bu öz kimliğini muhafaza etmek için yeterli derecede dirence/sabıra sahip olmaları gerekir. Zira müslümanın etrafında o kadar çok tuzak var ki (nefsimiz de dâhil) bu tuzaklara düşmemek için müslümanın iliklerine kadar sabırla/dirençle dopdolu olmalıdır. “Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 155) “Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!”(Bakara-156)
İçinizdeki mücâhidlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya kadar elbette sizi deneyeceğiz." (Muhammed – 31)

De ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkup sakının. Bu dünyada iyilik etmekte olanlar için bir iyilik vardır. Allah'ın arzı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir.”
(Zümer-10)

Sabır, müslümanın en büyük direnç kaynağıdır. Sabrı, sessiz kalmak veya suskunluk olarak algılamak yanlış olur. Hani derler ya; “Demir olsam erirdim taş idim ki dayandım. Sabrımız taş gibi sağlam olduğu sürece Allah’ın (cc) peygamberimize verdiği destek gibi (Isra-73) bize de destek vererek ayağımızın kaymasına engel olacak ve sabır taşı çatlamayacaktır. Özetle; Asr suresinde belirlenen donanımları gerçekleştirdiğimiz tekdirde küfrü huy edilenlerin tuzağı/fitnesi aşağıda ki ayeti kerimede belirtildiği gibi bize nüfuz edemeyecektir. “Şüphesiz ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur. Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır.” (Nahl-99,100) Abdulkerim Uludoğan 09.08.2014 Ankara

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2014-08-09 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com