Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Sosyal Medya

DEVLET HİYERARŞİSİNE VAHYİN PENCERİSİNDEN BİR BAKIŞ

1479'kez görüntülendi
DEVLET HİYERARŞİSİNE VAHYİN PENCERİSİNDEN BİR BAKIŞ:İttihat ve Terakkinin İstanbul Bürokrasisi Ankara’ya oradan da ülkenin her yanına bir virüs gibi yayılmıştır. Devlet denilen aygıt tabiri caizse Osmanlıda olduğu gibi kendine hizmette kusur etmeyecek memurları her yere yerleştirmiş ve onlarında işine yarayan ayrıcalıkları onlara vererek alan razı veren razı olunan bir konumda ömrünü devam ettirmiş ve devam ettirmektedir. Bu gün devletin kurumlarında kendisine verilen statüden dolayı tek bir işten başka bir şey yapmayan yaptırılmayan ve yaptırmayan bir anlayışın hâkim olduğunu görüyoruz. Kanunların arkasına sığınarak ve kanunların kendilerine verdiği avantajı kullanarak masasını sildirmeye çöpünü döktürmeye taşeron elemanlarının alındığı bir hantal, çarpık köhne gayri insani ve gayri ahlaki bir bürokrasi ve hiyerarşik yapıyla karşı karşıyayız. Hizmetliden ya da taşeron elemanından ayağına çay getittiren masasının tozunu aldıran memur oldum diye iki üç kat maaş alıp tek bir işten başka bir şey yapmayan ( tabi kanunların arkasına sığınarak) memurların milyonlarca olduğu bir ülkede ne adaletten ne kardeşlikten nede Müslümanlıktan bahsedilebilinir. Allah’tan değil de kanunlardan korkulan ya da referans alınan bir ortamda Amir pozisyonunda olanlarda taşeron elemanlarına ve 4C’lilerin sırtına yükü yüklemekte ve bir başka adaletsizliğe de onlar imza atmaktadırlar. On pula bir işin yapıldığı bir memur anlayışı bir de statükosu olmadığı için tıpkı 4Cliler gibi bir pula on işin gördürüldüğü bir anlayış ve tabiri caizse amirin kime gücü yetiyorsa ona yüklendiği ve adalet ve kardeşlik anlayışının sadece lafta kaldığı çalışma ortamları. Elbette bu ortamlarda çalışma barışından ve kardeşlikten elbette söz edilemez. Sırf bu gibi çarpıklıkları dile getirdiğimizden dolayı amirimiz tarafında sosyalistlikle suçlanan biri olarak bunları kamuoyunun vicdanına havale ediyorum Şimdi bunları yazarken Memur olanların bana kızacağını biliyorum. Ben hakikaten çalışan ve adil olan Memurları ve Amirleri tenzih ederim. Ancak ne var ki ülkemin pürmelâli maalesef böyledir. Her Cuma günü Cuma namazında “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. Nahl Suresi 90. Ayetini dinleyenlerin bir hafta boyunca idare ettikleri kurumlara ve elleri altında bulunanlara karşı olan tutum ve davranışlarına bir bakmaları ve ayetin gereğini yapı yapmadıklarının muhasebesini yapıp bir hafta sonraki cem olunan mescitlerde bunun hesabını omuz omuza saf bağlayıp namaz kıldığı insanlara vermeleri gerekir. Hz.Muhammedin ümmeti olmakla övünen bu insanların şapkalarını önüne alıp düşünmeleri gerekmez mi. Özel işlerini hanımlarına dahi emretmeyen herkes gibi yiyip herkes gibi giyinen herkesle beraber aynı yere oturup kalkan ve asla taht ve koltuklara düşkünlük göstermeyen, özel odalar yaptırıp oradan insanları yöneten biri değildi Hz. Muhammed. Onun örnekliği sakalında cübbesin de değil yalın ayaklılarla aynı sofrayı paylaşıp kölelere özgürlük feryadı idi. Onun örnekliği kadınların kızların diri diri toprağa gömülmesine ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görülmesine karşı vermiş olduğu çetin mücadele idi. Onun mücadelesi Ebu Cehillerin, Ebu Leheblerin, Velid bin Muğirelerin Mekke’de oluşturmuş oldukları aşılmaz statükolar idi.. Bu gün günümüz Müslümanlarının bir mescidde bir tarağın dişleri gibi eşit bir şekilde saf bağlayıp namaz kılıp ta namazdan sonra aynı eşitliği ve kardeşliği bir kenara atarak statükoculuk yapmaları makam ve mevki mücadelesi vermeleri ne kadar hazin değil mi?.. Şimdi birileri hemen hoplayacak ve " benle mi geldin, ben dirsek çürüttüm. Ben yıllarca okudum ben şöyle ettim böyle gettimm... Hep ben ben ben, Enaniyet tavan yapacak, Zaten budur insanların arasındaki bu yanlışların devamını sağlayan. Ben kazandımcılardır bu ülkede toplumsal barışın hakça bölüşümün ve adil paylaşımın olmamasını sağlayanlar. Evet, her alan ve anlamda yeniden yapılanmaya bir zihniyet ıngılabına çok acilen zaruret vardır. Evet, yukarıda sosyal medyada günler önce belirtmiş olduğum tespitlerin herkes tarafından üzerinde düşünülmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorum. Bunları söylerken kimselerin mağdur edilmesine de asla rıza göstermem. Lakin ülkedeki mevcut sistemin kokuşmuşluğu bizleri köklü çözümlere götürmedikçe bu kokuşmuşluğu kullananlar çok olacaktır ve insanlarımızın maddi ve manevi yetersizliğinden yararlanarak saltanatlarını devam ettireceklerdir. Statükoculuğun yanlış uygulandığı bir ülkede adaletten ve kardeşlikten asla bahsedilemez. Bir takım vesayetlerin yıkıldığı ama yerine başka vesayetlerin oluşturulduğu ama bir türlü tevhid ve adalete dayalı bir ortamın oluşturulmadığı bir ülkede genel huzurdan bahsedilemez. Mevcut kapitalist dünyanın ekonomik çarklarının işletildiği ülkemizde asgari ücretliden tutunda 4C’lisinden memuruna,taşeron şirketlerde 12,13 saat hatta daha fazla çalıştırılandan, tarım işçilerine, sanayilerdeki çıraklardan tersanelerdeki ağır şartlarda ve yerin binlerce metre altında çalışanlara kadar insanlar sürekli işsizlikle ve başka başka gerekçelerle tehdit edilmekte ölümü göstererek sıtmaya razı olunması istenmektedir..İktidar da olan ve partisinin sıfatı olarak belirlemiş olduğu adalet ve kalkınmayı genele şamil kılamayan iktidarın acı sonunu da bu gayri adil gelir dağılımı ve gayri insani bürokratik yapı ve statükoculuk getirecektir. Küfür, şirk ve gayri adil sistemler, insanları ferdiyetçi bir yaşam alanına çekerek bir başkasının veya başkalarının mağduriyetine duyarsızlığını sağlamışlardır. Her makam ve mevki sahibi olanlar, her hangi bir kurumda işini eşini bulmuş ve 657 ile devlete bağlanmış olan memurlar bu ben merkezli yaşam biçiminin kuşatmışlığından dolayı kendisi dışında olan bitene her daim tepkisiz kalmışlardır. Kamuda çalışan bir diğer kesim olan işçilerde tıpkı memurlar gibi yine bu kokuşmuş sistemin zaman zaman avantajından zaman zamanda dezavantajında paylarına düşeni almışlar ve sistem memur işçi arasındaki itişme ve çekişmeden her daim yararlanan olarak hayatını daha uzun süreli devam ettirme imkânı bulmuştur. Elbette ki bir takım işlerin görülebilmesi için bir takım farklılıklar olacaktır. Yani emir veren ve emir alan ve aldığı emir gereği görevini yapan ve verdiği emir gereği sorumluluğun bilincinde olanlar olacaktır olmuştur da. Ama bu hiyerarşik yapı adalet temelli oluşmadığı için adaletsizlikler ve zulümler ortaya çıkmıştır. Ancak Allah azze ve celle aynı zamanda Nahl Suresi 71. Ayetinde şöyle buyurmaktadır." Allah rızık alanında bir bölümünüzü diğerlerinizden üstün kıldı. Üstün konumdakiler rızıklarını, buyrukları altındaki yoksullarla paylaşmıyorlar ki, herkes eşit geçim düzeyine kavuşsun. Acaba Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorsunuz?" Dolayısıyla Kendisini Müslüman olarak tanımlayan bizlerin sadece şikâyet etiğimiz alanlarda değil tüm alanlarda bu çürümüş hantal yapıyı değiştirmeye yönelik köklü çözümler ve değişimler önermemiz gerekmektedir. Geçmiş kavimlerin helak olmuşluğunu öncelikle devletlerin sistemlerin ve toplumların çürümüşlüğün de aramak gerektiğini düşünüyorum. Allah’ın arzını yani esenlik barış ve refah yurduna çevirmenin yolunun Allah’ın bizler için indirmiş olduğu vahyin neşet ettiği yaşam tarzından geçtiğini ve sosyal siyasal, sınıfsal ve ekonomik farklılıkların uçurumlaşmadığı, hiç bir kimsenin kapitalizmin zehirli elması olan faizci tefeci banklarına bulaşmadığı bir dünyanın ancak yaratıcımızın bizler için uygun gördüğü paylaşımcı ve adilane olarak bölüşümcü bir anlayışla mümkün kılınabileceğini tüm vicdan sahibi insanlara duyurmak isterim. Son olarak Rabbimiz yüce kitabında “Bu böyledir. Çünkü bir toplum, sahip olduğu iyi bir niteliği değiştirmedikçe, Allah da o topluma vermiş olduğu nimeti değiştirmez. Hiç şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir. Enfal Suresi 53. Ayet "İnsanı önünden ve arkasından izleyen (melekler) vardır, onu Allah’ın emri ile gözetlerler. Herhangi bir toplum tutumunu değiştirmedikçe Allah onun konumunu değiştirmez. Allah, bir toplumun herhangi bir kötülüğe uğramasını dileyince, onu hiç kimse önleyemez. İnsanların Allah’tan başka hiçbir koruyucusu, kayırıcısı yoktur" .Rad suresi 11. Ayet Bu değişim ve dönüşümü vahyin istediği şekilde gerçekleştirmek dileğiyle… Şinasi ULUDOĞAN 05.08.2014 Salı TOKAT

Yazan: Şinasi ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2014-08-05 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. 2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. 3- İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Zümer 1-3)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com