Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

DUHA SURESİ

2182'kez görüntülendi
DUHA (AYDINLIK)SURESİ; Fecr suresinden sonra Mekke’de nazil olduğu bildirilmiş olup on bir ayettir. Duha; kuşluk vakti, güneşin bir miktar yükseldiği zamana denir. Aydınlık anlamına da gelir Doğduğu günden, kırk yaşına kadar, içinde yaşadığı şirk toplumuyla, öyle uzun boylu bir çatışma içerinde olmayan peygamberimizin, ilahi inkılap projesini hayata uygulaması için memur edildiğinden sonra, ona ve ona iman edenlere karşı yapılan baskı, ötekileştirme, zulüm ve kuşatma, iman eden her Müslümanı üzdüğü gibi şüphesiz peygamberimizi de üzmüştür. Peygamberimizde oluşan bu üzüntüye ek olarak da müşriklerin ilk dönemlerde davete yeterince yönelmemesi ve bu duruma vahyin inzal edilmesinin bir müddet gecikmiş olması da eklenince, peygamberimizin moralinin iyiden iyiye bozulduğu anlaşılmaktadır. Rabbimiz, peygamberimizde oluşan bu moral bozukluğunu/üzüntüsünü gidermek için bu sureyle onu, motife ederek, kendisini terk etmediğini ve ona darılmadığını iletmiş ve ona vahyin devam edeceği müjdesini vererek bir bakıma rehabilite etmiştir. 1- 5) Ant olsun kuşluk vaktine. Ve sakinleştiği zaman geceye ki, Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı. Ahiret senin için dünyadan iyi olacaktır. Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın. Leyl Fecr Duha İnşirah Asr Gece alaca karanlık aydınlık moral/motivasyon metod Leyl, Fecr, Duha, İnşirah ve Asr surelerinin art arda inzal edilmesi, dikkate değer bir öneme haizdir. Gecenin (Leyl) azalarak alaca karanlığa (Fecr) ulaşılması, alaca karanlığında yok olarak, aydınlık bir vakte (Duha) ulaşılması ve Duha suresinden sonra da İnşirah suresinin ve bu sureden sonra Asr suresinin vahyedilmesinde ki süreç, onu taşıyanlara ve bu yükü taşımakla kalmayıp insanlara ileten davetçi müslümanlara verilen en önemli psikolojik ve stretejik mesajlardan birisidir. Yani, doğruya ve yanlışa dair her ne varsa örttüğü için belirsizlik özelliğine sahip olan gecenin, bir müddet sonra bu özelliğini yitirerek sakinleşeceği ve yerini vahyin aydınlığına bırakacağı ve bununla birlikte inşirah suresiyle peygamberde/davetçide moral-motivasyon sağlandıktan sonra Asr suresiyle de metodoloji belirlenerek, vahyin geleceğiyle ilgili süreç anlatılmaktadır. Peygamberimiz de her insan gibi “bir beşer olması” (Kehf-110) nedeniyle ilahi evrensel mesaja, insanların hemen teslim olmalarını beklemekte ve “kendini bunun için paralamaktadır.” (Şuara-3) Rabbimiz, insanları aceleci bir tabiatla yarattığından, insanlar gerek hayrın ve gerekse şerrin, acele olarak gerçekleşmesini isteyerek, (Isra-11) sonuca bir an evvel ulaşmak veya sonucu biran evvel görmek ister. Ancak reel hayatta hepimizin yaşadığı ve şahit olduğu gibi insanlar davete hemen teslim olmadığı gibi asılsız suçlamalara da maruz kalınmaktadır. Hal böyle olunca, Peygamberimizin de aynı sorunlarla karşı karşıya kalıp moralinin bozulduğu gibi Müslümanların da moralini bozmakta ve insanların vahye yönelmede ki isteksizliği, davetçilerin halka olan ümitlerini azaltmakla kalmayıp, hatta bazen de “halkım bu kitabı terk etti” (Furkan-30) diyerek yok etmektedir. Şunu da ilave etmek gerekir ki vahyin tamamlanmasından sonra ki Müslümanların vahyin doğduğu zamanda ki müslümanlardan daha fazla imkâna sahiptir. Zira ellerin altında ilahi evrensel mesajın hayata uygulanması da dâhil olmak üzere (sünnet) tamamı bulunmakta ve her türlü sorunlarını ilahi evrensel mesaja arz ederek, çözüm yollarına kolay bir şekilde ulaşma imkânına sahiptirler. Peygamberimizin eline ise vahyin tamamı bir seansta verilmediğinden, çıkan problemleri çözmek için ilahi evrensel mesajın, vahyedilmesini beklemesi gerekmiştir. İşte bu durum için Duha suresi güzel bir örneklik teşkil etmektedir. Ancak bu durumun, elbette büyük bir hikmeti vardır. Bu gün İslam coğrafyasında olduğu gibi tepeden tırnağa şirkle yoğrulmuş Mekke toplumu için en uygun süreci, şüphesiz ki her şeye kadir olan Allah (cc) bilebilir. Zira vahyin azar azar vahyedilmesinin gerekçesi/hikmeti ise akan hayatın (yaklaşık yirmi üç yıl) her alanına çözüm üretilmesi içindir ki ve böyle de gerçekleşmiştir. Ayeti Kerime de Rabbimiz; “Ahiret senin için dünyadan iyi olacaktır” sözüyle ahiret odaklı yaşamın dünya hayatından daha değerli olduğu ve bu nedenle ahiret için yatırım yapılması ifade edilirken bu ifade sadece peygamberimize yönelik bir değerlendirme olmayıp elbette tüm insanları kapsadığı tartışılmaz bir gerçektir. Bir insan yaşamı boyunca dünyada hiçbir sıkıntı çekmeden ve çok mutlu olarak yaşasa dahi, her insanın tadacağı gibi ölümü er geç tadacaktır. (Ali İmran-185) Aklı başında olan her insan, ebedi olan ahiret hayatını, bununla kıyaslanmayacak kadar az olan dünya hayatına tercih etmelidir. O halde, akıllı insan, dünyadan da nasibini unutmadan, ebedi olan ahiret hayatını, dünya hayatına tercih ederek ve bunu kazanmak için de dünyanın da ahiretinde sahibi olan Allah’ın (cc) gösterdiği sıratı müstakim olarak belirlediği yolda yürümelidir. 6-10) O, seni yetim bulup da barındırmadı mı? Seni, yol bilmez iken, yola iletmedi mi? Seni, yoksul bulup zengin etmedi mi? O halde isteyeni azarlama İnsanlar, sahip olduğu mevcut imkânları çoğu zaman fark edemezler. Bu ayet demetinin hedefi ise hem peygamberimize yöneliktir ve hem de şüphesiz peygamberimizin şahsında onu takip edenlere/ümmetine yöneliktir. Anneden ve babadan yoksun büyüyen bir çocuğun, her ne kadar anne veya baba kadar olmasa da dedesi veya amcası tarafından sahiplenmesi, peygamberimizin yaşamında olduğu onun bu açlığını büyük ölçüde giderir. Dedesi ve amcası ona, ebeveyn özlemini giderecek kadar yakın olmuş ve her zaman da kendisine kol kanat germiştir. Yüce Rabbimiz Peygamberimize; O, seni yetim bulup da barındırmadı mı? Sorusunu yönelterek, tam da bunu hatırlatmaktadır. Bundan daha önemlisi ise “Seni, yol bilmez iken, yola iletmedi mi? sorgulamasıdır. Zira İslam gibi iki cihanı kazandıracak bir nimetten, peygamberimizin habersiz olduğu ifade edilerek, (Şura-53) bu paha biçilmez nimetin kendisine verildiği, dolayısıyla bu nimetin kadrini ve kıymetinin çok iyi bilinmesi istenmektedir. Hiçbir mal varlığı olmayan peygamberimizin, bilindiği gibi Mü’minlerin annesi Hazreti Hatice’yle evlenmiş ve onun ticaretini yönetmesi sağlanmış ve Rabbimiz, kendisine bunun bir lütuf olarak ikram edildiğini, “Seni, yoksul bulup zengin etmedi mi? sözüyle hatırlamasını istemiştir. Anneden babadan yoksun, (mutlaka bu yoksunluğun da büyük bir hikmetleri vardır) ilahi mesajdan habersiz, hiçbir mal varlığı olmayan peygamberimize “O halde isteyeni azarlama” sözüyle bu yoksunluk hatırlatılarak, bu eksikliği birebir yaşayan ve bu durumdaki bir insanın açlığını en iyi bilenlerdensin. O halde sen de bu durumda olan insanlara, bu durumlarını hafifletmek ve merhem olmak için asla sırt dönme ve elinden geleni yapmalısın emri iletilmektedir. 11-Fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat. Müddesir suresinde geçen; ”kalk uyar” ilahi emirden sonra, evrensel mesajı tüm engellemelere ve kuşatmalara rağmen gece gündüz insanlara ileten peygamberimiz, yukarda gerekçelerini açıklamaya çalıştığımız gibi vahyin kesildiği telaşına kapılmış ve bu telaşın kendisinde oluşturmuş. Bu durgunluğu, “Rabbinin nimetini anlat da anlat” ayettin de geçtiği gibi tekrar canlandırılması ve davet çalışmalarını kesintisiz olarak yapması istenmektedir. Yaşadığımız hayat diliminin içerisinde, her insanın başına, yapılması gereken işler noktasında bir durgunluk gelebilir. Yapılması gereken herhangi bir iş (ibadet, davet, çalışma vd.) konusunda insan da oluşan durgunluk müddetinin uzun olması durumu, zaman içerisinde daha da derinleşerek bir soğuma oluşturur. Ve insanda oluşabilecek böyle bir soğuma, yapılması gereken işleri yerine getirme isteğini, zaman içerisinde azalttıkça azaltır ve bunun sonunda ise onları terk eder. Yani hareket olmayan yerde berekette olmayacaktır. Hani derler ya, bisiklet kullanıyorsanız, düşmemeniz için mutlaka pedalı çevirerek hareketin devamını sağlamanız gerekir, eğer durursanız düşersiniz diye. Bu nedenle, özellikle dinin emirlerini ifa etme noktasında durgunluk oluşmasını engellemek için insan kendisini vahiyle sürekli şarj ederek, gücü ölçüsünce ve ara vermeden devam etmelidir ki direnci artsın ve isteksizliği ortadan kalksın. Zira böyle bir davranışa sahip olmak demek, İmana, koruyucu ve önleyici bakım yapılıyor demektir. Bu şekilde İmana yapılan önleyici ve koruyucu bakım, Rabbimizin yardımı ve merhametiyle, iman edeni yarı yolda bırakmayacak ve yüzünü ak edecektir. O halde Müslüman; kendi içsel sorunlarından, vahiyden tedavi alarak arınmış ve en nihayetinde de vahiyle olgunlaştıktan sonra Rabbimizin bizler için başta İslam nimeti (Nisa-69) dâhil olmak üzere sayısız nimetleri mola vermeden gece gündüz anlat ve anlat. Abdulkerim Uludoğan 10.06.2014 Ankara

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2014-06-10 , Kategori: Makale

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com