Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

FECR SURESİ (TAMAMI)

1594'kez görüntülendi

FECR SURESİ; Leyl suresinden sonra Mekke'de inzal edildiği bildirilmiş ve 30 ayettir. Fecr; tan vakti, güneşin doğmasından önceki alacakaranlık zamanıdır.

 1-5) Yemin olsun fecre. On geceye.  Çifte ve teke. Gitmekte olan geceye.

   Nasıl, bunda akıl sahipleri için bir yemin değeri var değil mi?

İlahi mesajın bir çok ayetinde; güneşten, dünyadan, aydan ve yıldızlardan bahsedilir. Bilindiği gibi bu kütleler, Rabbimizin kendilerine yüklediği programa uygun bir pozisyon/konum alırlar ve kusursuz bir şekilde bu pozisyona/konuma sadık kalırlar. (Rad-2 Mülk 3-4) Aklı başında olan her insanın, güneş, ay ve dünyanın almış olduğu pozisyona/konuma göre de mevsimlerin, gecenin, gündüzün, fecr vaktinin (tan) oluştuğunu kolayca gözlemleyebilir/anlayabilir. Surede bahsedilen, Fecr (tan)  vakti de adı geçen kütlelerde mükemmelce oluşan bu döngüden sadece biridir.

Gecenin sona erip gündüze ulaşılması döngüsüne veya gündüzün sona erip geceye ulaşılması döngüsüne vurgu yapılarak, dikkatler bu noktaya çekilmek istenmiştir. Bu kütlelerde ki mevcut döngüye dikkat çekilmesinin sebebi ise  Rabbimiz, insanların ibret alması için mükemmelce (Bakara-164) cereyan eden ve kıyamete kadar da mükemmelce cereyan edecek olan bu kütlelerle, farkındalık meydana getirmek suretiyle yeryüzünde her türlü ahlaksızlığı yapmaya devam eden müstekbirlere/kibirlilere yapılan muamelenin, ne denli azap içerdiğinin bilinmesi içindir.

Rabbimiz, kıyamete kadar, anılan bu kütlelere uyguladığı yasada bir değişiklik yapmayacağı  gibi insanlar için uyguladığı  yasada da (sünnetullah) bir değişiklik yapmayacağını yani geçmişte adı geçen azmış kavimlere nasıl ceza uygulandıysa, bunu hak eden günümüz kavimlerine de ilahi yaşam dışına çıkarak suç  işledikleri zaman, kendilerine bu ceza kesinlikle uygulanacak ve geri  dönüşüme de gidilmeyecektir. Yani bahsedilen kütlelerin aldığı konumlar, nasıl şaşmaz bir düzen içerisinde cereyan ediyor ve güneş, nasıl bir batıdan, bir doğudan doğmuyorsa veya dünya, bazen sola, bazen de sağa dönmüyorsa, insanlar da Allah'ın (cc) belirlediği düzen içerisinde hareket etmeyerek kaos düzenini uyguladıkları sürece,  aşağıdaki ayeti kerimede ifade edildiği gibi er geç helak  edilecektir demektir.

"Bu yeryüzünde bir kibirlenme ve bir kaos düzenidir. Halbuki fena düzen ancak sahibinin başına geçer. O halde öncekilerin kanunundan başka ne gözetiyorlar? Sen Allah'ın sünnetinde asla bir değişme bulamazsın. Sen Allah'ın sünnetinde asla bir başkalaşma da bulamazsın". (Fatır-43)

Zalimlerin uyguladıkları kaos düzenin sonucu olarak da farklı zamanlarda ve birer birer, "On gecede", "çifte ve teke" dair ne varsa, yalvarışlara ve ileri sürülen mazeretlere de bakılmaksızın helak edilen; Nuh peygamberin mensubu olduğu  halk, sütunlarla meşhur İrem şehrine sahip olan ve Hud peygamberin de mensubu bulunduğu Ad halkı, Salih peygamberin mensubu olduğu Semud halkı, Lut peygamberin mensubu olduğu halk, Şuayp peygamberin mensubu olduğu  Medyen ve Eyke halkı, Firavun ve ileri gelenleri, Arim seliyle yok edilen Sebe halkı; İbrahim peygamberi ateşe atan Nemrut ve halkı, Mü'minleri ateşe atarak yakan Ashabı Uhdut, Fillerle donatılı Ebrehe  ve ordusunu sayabiliriz.

Ayrıca, Leyl suresinde gece ve gündüz için edilen yeminin, ondan sonra inzal edilen Fecr suresinde; "akıl sahipleri" (=aklını kiraya vermeyen ve kimsenin güdümünde olmayan, temyiz yeteneğine sahip akıl, aklı selim, aklı paraşüte benzetirler açılırsa çalışır.) tamlaması katılarak hitap edilmesi de şunun içindir ki Ey insanlar; bu olayın ciddiyetini algılamada duyarsız davranmayın ve "akıllı olun" bakın, devrin nice uygarlıklarının inşa etikleri, "İrem" gibi muhteşem şehirlerde yaşayanlar, vahye uygun hareket etmediklerinden ve akıllı olmadıkları için Allah (cc) tarafından, gözlerinin yaşına bakmadan nasıl cezalandırıldığını ve o güzelim şehirler nasıl yerle bir edildiğini, aklınızı kullanarak, iyi bir analiz ederek ve aklınızı birilerinin tekeline bırakmadan düşünün. Ayrıca dünyada zalimlere uygulanan  bu ceza, sadece dünyayla sınırlı kalmayacak ve ahirette de ebedi cehennem olarak onları kucaklayacaktır. (Rad-34) Eğer, akıllı olmazsanız, sizlerde o geçmişte ki zalimler gibi aynı muameleye tabi olursunuz demektir.

"Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara ceza kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen o nimetlerle sevinip zevke dalınca, onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler" (Enam- 44)

Burada şu gerçeği de ifade etmek gerekir ki geçmişte işlenen suçların tamamı bugün de dünyanın her bölgesinde pervasızca işlenmektedir. İnsanların aklına; madem, bu zamanda da aynı suçlar işleniyor, o halde geçmişte ki helak edilen halklar gibi bu günde aynı suçu işleyen  zalimlere, neden aynı ceza verilmiyor? sorusu takılabilir. Şu an işlenen suçlara hemen ceza verilmemesinin sebeplerinden birincisinde;

"Gözlerin, dehşetle dışarı fırlayacağı gün için ertelenmesi " (İbrahim-42) ve "Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti, ancak günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap verilecek "(Ali İmran-178) olmasındandır.

ikincisi ise safların netleşmediğindendir. (Enfal-33)  Yani iman edenler ve etmeyenler tamamen belli olduktan, yani "temizi pisten ayırdıktan sonra" cezalandırma startı verilmektedir. (Enfal-37, Ali İmran-179) Ayrıca imha edilen kavimlere dikkat edildiğinde, görülecek ki Allah (cc) elçisini ve iman edenleri, cezalandırılacak bölgeden çıkarıyor ve ondan sonra o bölgeye ceza uyguluyor. "Sonunda elçilerimizi ve inananları kurtarırız. İşte böyle üzerimize bir borç olarak mü'minleri kurtarırız." (Yunus-103) Dolayısıyla gününüzde iman edenler ile iman etmeyenler ve imana yönelenler aynı şehirde, aynı mahallede ve hatta aynı apartmanlarda birlikte  yaşamaktadır. Bu nedenle, ceza uygulanmasını Rabbimiz, vaadi gereği gerçekleştirilmiyor. (Enfal-33) Yalnız bunun hep böyle devam edeceğini kimse garanti edemez.. Zira Rabbimiz; tsunami gibi, sel gibi, heyelan gibi, deprem ve  kasırga gibi küçük uyarılarla cezayı hafiften hafife hissettiriyor ancak toptan imha gibi büyük cezaların erteleme günü belli olmadığından, her an her şey olabilir. Kaldı ki ertelenen azap gününün, bu gün olmayacağını, Allah'tan (cc) başka kimse bilemez. "Çünkü Rabbinin azabından emin olunmaz".(Meâric-28)

"Acaba o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler? Yoksa o ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken onlara azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler? (Araf 97-98)

Bir ayrı nokta ise İslam coğrafyasının çeşitli meşreplere, mezheplere bölünerek param parça olması, zalimlerin güçlenmesine ve dolayısıyla  ahlaksızlığın ve zulmün artarak yayılmasına yaramıştır. İslam coğrafyasında kendini Islama nispet eden insanlar, vahdeti sağlayamadıklarından dolayı, büyük bir  sorumluluk içerisindedirler.

Vahdetin sağlanamamasının önünde ki engellerden birisi, belki de en önemlisi de İslam adına yapılan çalışmaların yüzde yüz peygamberi olmamasıdır. Sebat gösterilmesi gerekirken (Bakara-214) çabuk pes edilmesinden, meşru yollar dışında yol benimsenmesinden, imanında direnç göstermeden ve yüzde yüz Peygamberi yani kurani olmayan çalışmalarla hareket edilmesinden dolayı  İslam coğrafyasına Allah'ın (cc) desteği ulaşmamıştır. Bunun sonucu olarak da  arzulanan  kardeşlik sağlanamamış ve  zulüm, İslam coğrafyasını kasıp kavurmaya devam etmektedir.

O zaman ne yapmalı sorusuna da verilecek cevap ise her halde şu şekilde olmalıdır;  bu zulmü aşmak isteyen samimi insanlar, öncelikle kendilerini Kur'an-i Kerimle çek ederek, peygamberi tarzda, (Kur'anı Kerim ve onun tatbiki olan sünnet bütünlüğü) İlahi buyrukları hakkiyle yerine getirme azminde/imanında  ve  birliği bozacak didişmeden de uzak olmakla mümkündür. (Enfal-46) Diğer bir ifadeyle; düşüncede, sözde ve eylemde  yani teslimiyetin/imanın fonksiyonel/işlevsel bu üç bileşenin  birisini bile  azaltmadan tutarlı/uyumlu olarak ve  şerde değil, hayırda yarışıldığında, görülecek ki Allah'ın (cc) yardımı ulaşarak kardeşlik sağlanacak ve ezilen/mustazaf insanların Rabbimizden; "bizi şu zalimlerden kurtaracak bir veli gönder"  isteğini/duasını (Nisa-75)  Müslümanlar adaletle ve hakkın şahitleri olarak (Bakara-143) yerine getirerek,  Allah'ın (cc) rızasını kazanmış olacaktır.

Eğer vahdetin sağlanması için gerekli adımlar atılmaz ve  topluca Allah'ın ipine sarılınmazsa;  "Öyle bir fitneden sakının ki sadece kafirlere isabet etmekle kalmaz topunuza isabet eder".(Enfal-25) uyarısı yapılıyor. O halde vahye sımsıkı sarılarak (sözün, düşüncenin ve eylemlerin vahye uyumu)  davet/uyarı görevini savsaklanmadan ve Rabbimizin rızası dışında hiç bir çıkar gözetmeden, (Yunus-72) terörize olmadan, sabırla  Allah'a (cc) adanmışlar olarak (Bakara-156, Ali İmran-146)) ve peygamberi olgunlukta devam etmeliyiz ki Rabbimizin cezasına, tevhidi esas alan biz Müslümanlar da maruz kalmayalım ve Rabbimiz de "bizi bu zalimlere birer fitne yapmasın." (Yunus-65)

6- 14) Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine? Sütunlar sahibi İrem'e? Ki ülkeler içinde onun eşi ve benzeri yoktu. Vadide kayaları yontan Semud kavmine? Kazıklar sahibi Firavun'a? Bunlar ülkelerde azmışlardı. Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı. Bu yüzden Rabbin onların üstüne azabını yağdırdı. Kuşkusuz Rabbin her an gözetlemededir.

Bulundukları devrin gelişmiş uygarlıklarından, "çifte ve teke" dair ne varsa "On gecede" yok edilenlerden bu bölümde sadece üç uygarlık zikredilmiştir. Çünkü bu üç uygarlık, hem haddi aşmada zirve yaparak diğer yedisini geride bırakmış, hem de kendi devirlerinde kimsenin gücünün yetmediği birer süper güç olmalarıdır.

Günümüz  dünyanın etkin güçleri olan; ABD, AB, Rusya, İsrail ve Çin'in uygulamış oldukları emperyalist politikalar da bu surede ki helak edilen üç medeniyete benzemektedir. Zorbalıkta sınır tanımayan bu ülkeler, İslam coğrafyasına çeşitli hileler/fitneler  kurarak parçalamışlar ve bu parçalı durumdan da yararlanmışlardır. Bu emperyalist çetelerin İslam coğrafyasının yöneticilerini kişisel çıkarlarını öncelemelerinden de yararlanmakla kalmayıp, göbek bağıyla da bu yöneticileri kendilerine bağlamışlardır. Bu zorbalığa direnç gösterenleri ise darbeyle uzaklaştırmışlar ve etkisiz kılarak aynı zamanda itibarsızlaştırmışlardır. Bununla da yetinmeyen bu zalim çete devletleri, hem İslam coğrafyasının insan kaynağını birbirleriyle çatıştırarak (taraflara silah satarak) güçsüzleştirmiş ve hem de  ekonomik değerlerini gasp ederek büyük bir terör faaliyetini yürütmektedir.

Mikrodan, makro ya kadar her ne varsa, tüm yaratılanlar, "Rabbimizin gözetiminde/rasadında olduğundan," (Fecr-14) zalimlerin çeşitli tuzaklar kurarak mazlumlara yaptıkları zulüm, yanlarına kâr kalmayacak (Rad- 42) ve "her can ölümü tadacağı" (Ankebut-57) gibi günümüzün de  bu zalim çete devletleri er geç ölümü/yıkılmayı tadacaktır.

"Her milletin bir eceli vardır. Ecel geldiğinde, onu ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler" (Araf-34) " İşte Rabbin, zalim memleketleri cezalandırdığı zaman böyle cezalandırır. Çünkü O'nun cezası çok acı ve çok çetindir". (Hud-102) Tıpkı, Âd Kavmini, Semud Kavmini  ve Firavun ve ileri gelenlerini cezalandırıldığı gibi.

15-20) Ama insan, ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, "Rabbim bana ikram etti." der. Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, "Rabbim beni zillete düşürdü." der. Hayır hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz. Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz. Oysa mirası öyle bir yiyorsunuz ki, haram-helal gözetmeden. Malı öyle bir seviyorsunuz ki, yığmacasına.

Rabbimizin bol miktarda nimetle donattığı şehirlerin/insanların zaman içerisinde kendilerine ikram edilenle  yetinmeyip daha fazlasını isteyen Sebeliler gibi azgınlaştığını ve zalim birer halk olduğunu ve bunun sonucunda da cezalandırıldığı bildirilmektedir.(Sebe 15-17)

Yaşadığımız hayat içerisinde elde edilen ürünlerde azalmalar olduğuna,  nüfusun gerilediğine, (kıtlık, hastalık, ölüm) gerek aile bazında ve gerekse ülke bazında sürekli çoğalma şeklinde bir seyir takip etmediğine  ve bu nedenle korku ve sıkıntı çekildiğine şahit olmaktayız. Hani derler ya; "Allah (cc) daraltıp bunaltmaz" diye. Ancak bunun rutin birer durum olduğunu geçmişte de böyle darlık ve sevinçler yaşandığına inanarak kendi küfürlerini bu şekilde örten kişilerin/ülkelerin  bu uyarılara kulak asmadıkları da görülmektedir.

Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik, nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuştu." dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık. (Araf-95)

Fakat insana bir sıkıntı dokunuverince bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir nimet bahşettiğimiz zaman da: "O bana bir bilgi üzerine verildi." der. Belki bu bir imtihandır, fakat pek çokları bilmezler. (Zümer-49)

Kişiliği yeterince vahiyle inşa olmayanların işleri yolunda gittiğinde kendilerine lütfedilen nimetleri, Rabbinin kendisine bir ikram olarak değerlendirirken, kendisine lütfedilen nimetlerde küçülme/azalma/daralma başlayınca da Rabbinin kendisini zillete düşürüldüğü gibi vehimlere kapılırlar. Bunun sonucunda  ise elinde ki nimetler tükenecek korkusuyla cimrilik eder, kıstıkça kısarlar ve ihtiyaç sahiplerini görmezlikten gelirler. (Ali İmran 180)

Ancak toplumsal paylaşımın adil olarak sağlanması için insanlar kendilerine ikram edilen nimetlerden makul bir kısmını toplumsal yaşamın gereği olarak, ihtiyaç sahiplerine (vergi yada zekat, sadaka veya infak gibi) vermekle mükelleftir. Bu mükellefiyet ilkönce Müslümanları bağlar. Çünkü, "Onların (Müslümanların) mallarında yoksullar ve ihtiyaç sahipleri için bir pay vardır" (Zariyat-19).

Surelerin bir çoğunda ekonomik çarpıklığa son verilmesi için gerekli olan maddi ve manevi girişimlerde bulunmayanların, cehennemle tehdit edildiğini görüyoruz. Bu tehdide, özellikle salat  edenlerin (= namaz kılmakta dahil olmak üzere dini yaşamı esas alanlar) diğerlerinden daha fazla ön plana çıkarılması, ("Vay haline o salat edenlere ki" Maun-4)  oldukça düşündürücüdür.

(Ancak ülkemiz İslami bir sistemle yönetilmediği için zekat veya vergi, sadaka, infak gibi konularında müslümanlar olabildiğince dikkatli olmak zorundadır. Çünkü İslama nispet eden insanların samimi duygularını, gerek kendini islami bir yapı olarak lanse edenler olsun ve gerekse kendilerini bu şekilde tanımlamayan oluşumlar olsun samimi insanların bu iyi niyetini devlette dahil olmak üzere suiistimal ettiklerine şahit olmaktayız. İyi niyetle verilen zekat infak, sadaka gibi değerleri toplayanlar, bunu kendi zimmetine geçirerek büyük bir hainlik ettikleri görülmektedir. İşte bunun önüne geçebilmek için gerçek ihtiyaç sahipleri bire bir tespit edilerek ve bunu bir reklam aracı yapmadan yardımlarını gerçekleştirmeleri gerekir. Aksi halde edilen yardımlar ihtiyaç sahiplerine gitmesi gerekirken farklı yerlere giderek başka Karunlar yeşermesine vesile olunur. Ayrıca devlete vergisini veren bir Müslümanın ihtiyaç sahiplerine zekat yani vergi vermesine gerek yoktur. Çünkü devlete verilen vergileri, devlet ihtiyaç sahiplerine adil olarak dağıtmakla mükelleftir .)

 Vahşi kapitalizmin kumpası/kuşatması altında ki günümüz dünyası, sermayenin  bir avuç Karun'un/kodamanın  tekelinde olması nedeniyle Karunların daha da şımarmasına neden olmuştur. Bu bir avuç kodamanın, gelişmiş ülkelerde dahil olmak üzere özellikle gelişmekte olan ülkelerin maliyesini çeşitli spekülasyonlarla, kedinin fareyle oynaması gibi oynayarak, borsaların, altının, dövizin ve diğer emtiaların yükselmesi veya düşürülmesiyle ve ekonomik terör olan faiz silahını etkin bir şekilde kullanarak eşit paylaşımı da  alt üst etmektedir.  Bu sömürü politikasını  örtmek  için hedefteki  ülke medyadan da mutlaka yerli işbirlikçiler edinmişlerdir. Ve bu şekilde medya silahını elinde tutan bu güdümlü oluşumlar, bulundukları ülkelerde asıl maksatlarını gizlemek için her türlü yalan ve asparagas haberlerle ülke gündemi istedikleri yöne çekerek efendilerin istedikleri karanlık ortamı sağlamışlar ve  bu dumanlı havayı oluşturdukları için de ödüllendirilmişlerdir.

Bu dumanlı/karanlık ortamda daha da gelişen vahşi kapitalizm; yoksulu/yetimi/ ihtiyaç sahiplerini gözetmek şöyle dursun elde edilen bu kirli ekonomik gücü, yoksulun/yetimin/ ihtiyaç sahiplerinin alın terinden  sağladıkları da ayrı bir gerçektir.

21- 25) Hayır hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman, Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman, Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne yararı var? Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim." der. Artık o gün Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.

Vahşi kapitalizm sayesinde Karunlaşan güruhun, yoksulu/yetimi/ ihtiyaç sahiplerini görmemezlikten gelmeleri kendilerinin hayrına olmadığını, yaptıkları bu zulmün hesabını hesabın görüleceği  gün anlamış olacakları ve yaşadıkları dönemde, hesap günü için iyi bir şeyler göndermediklerini çaresizce ve acı bir şekilde itiraf edecekleri bildirilmektedir.

27- 30) Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis! Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına gir. Cennetime gir.

Yaşamın tamamını Allah'a (cc) adayan ve bu uğurda çalışan (Enam-162) mü'min şahsiyetler için razı edilmiş ve razı olunmuş olarak cennet kapılarının ardına kadar açılarak ödüllendirildikleri ifade edilmektedir. Cenneti kazanma  başarısı  kesinlikle tesadüf olmadığından, (Tevbe-111 ) yukarıda da açıklamaya çalıştığımız gibi mutlaka bu uğurda dünyada gerekli girişimlerde bulunarak yani Rabbimizin istediği tarzda çalışmakla mümkün olacaktır. Ancak hiç bir başarı da Allah'ın (cc) yardımı olmadan gerçekleşemeyeceği de akıldan çıkarılmamalıdır. Aksi halde "insan azar, kendini yeterli gördüğü zaman". (Alak-6-7) Zira hata/günah işlemeyen hiç bir insanda yoktur, pek tabi ki büyük günahlardan kaçınmak ve küçük günahları da biriktirerek çoğaltmamak koşuluyla. (Necm-32)

Vesselam.

 

Abdulkerim Uludoğan

Ankara  09.05.2014

 

 

 



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2014-05-09 , Kategori: Makale

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. 2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. 3- İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Zümer 1-3)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com