Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Sosyal Medya

LEYL SURESİ (TAMAMI)

1540'kez görüntülendi

 LEYL SURESİ :Mekki sureler içerisinde yer alan Leyl suresi, A'lâ suresinden sonra inzal edildiği belirtilmiştir. İlk ayette geçen leyl (=gece) kelimesi, bu sureye isim olmuş ve sure,  yirmi bir ayettir.

Leyl (gece) kelimesi, karanlık kavramıyla aynı anlamda değildir. Çünkü karanlık/zulümat kavramı, aydınlığın/nurun zıddı olup inkarı, anarşiyi, kaosu, zulmü, ahlaksızlığı, hayâsızlığı kısaca kötü olanı, hem bireysel ve hem de toplumsal çürümüşlük olan tuğyanı/tağutu; ("Çöktüğü zaman karanlığın şerrinden"  Felak-3) ifade ederken; leyl (gece) kelimesi ise aşağıda ki ayetlerde olduğu gibi gündüzün zıttı olan geceyi, yani zamanı/vakti ifade etmektedir.

"Geceyi yarıp tanyerini ağartan O' dur. Geceyi, dinlenmek için; Güneş'i, Ay'ı hesap için yaratmıştır. İşte bu, her şeye galip gelen ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir " (Enam-96)

"Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü ise kalkıp çalışma zamanı yapan O'dur" (Furkan 47)

Yukarıdaki ayetlerden de görüldüğü gibi, Leyl kelimesi, vakit ve dinlenme zamanı olarak tanımlanırken, karanlık/zulümat kavramı da aşağıda ki ayette belirtildiği üzere, tağuti bir anlayışı/zihniyeti anlatmaktadır. Bilindiği gibi tağuti zihniyetin/anlayışın geçerli olduğu yerde ve kişide her türlü kötülük filizlenerek kök salar ve insanları kuşatarak şeytanın dostu/velisi yapar. Bütünleyerek (tevhid) iman edenler ise karanlıkla eş değer olan tağutu veli edinenlerin dışındadır,  zira iman edenlerin velisi, aydınlığın kaynağı olan Allah'tır. (cc).

"Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, o da onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar." (Bakara-257)

1-4) Örttüğü zaman geceye, açılıp ağardığı vakit gündüze, erkeği ve dişiyi yaratana yemin ederim ki işleriniz başka başkadır. (Hak ya da batıl)

 5-7)  Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız).

8-11) Kim cimrilik eder, kendini müstağni/yeterli/zengin sayıp en güzeli de yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlarız. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç bir fayda sağlamaz.

Vahyin genel karakteristik özelliklerinden biri olan çift yönlü ifade/anlatım tarzı, bu bölümde de kendini göstermektedir. Gece ile gündüz, erkek ve dişi, işleriniz başka başka derken hak ve batıl yada doğru ve yanlış  ifadelerinde olduğu gibi.

İnsanların yeminle başlayan surelerde dile getirilen kavramlar üzerinde ciddiyetle düşünüp, işaret edilen konulara dikkat kesilerek olabildiğince odaklanması istenir. Çünkü Rabbimiz, insanlara bu ayetleri şaka olsun diye bildirmediğini, işaret edilen konularla ilgili derinlemesine/detaylı düşünerek mutlaka bir tercih yapılması gerektiği ifade edilmektedir.

Yapılması istenen iki tercihin, ak veya kara olarak belirtilmesi, oldukça dikkat çekicidir. Tevhidi bir imanı, (Allah'ın (cc) hükümlerine kayıtsız ve şartsız, peygamberi uygulamada olduğu gibi teslimiyet) imani sözleşmenin/akidenin olmazsa olmaz şartlarından olması, (Ahzap-36) kişiye üçüncü bir seçenek hakkı tanımamıştır. Kişi, ya tam iman ederek Allah'ın (cc) buyruğuna tevhidi olgunlukta teslim olur, yada iman etmez şeytanın yolunda gider. "Tevhid, bütünlüğü/bölünmezliği zorunlu kıldığından", kıyısından köşesinden edilen imanın, farklı tonlarda da olsa (fasık, müşrik) şeytanın istediği, ancak Allah'ın (cc) kabul etmediği bir seçimdir.

Bilindiği gibi Mekke müşrikleri de Allah'ın (cc) varlığına ve bir olduğuna inanıyor (Lokman-25) ancak bunu Allah'a (cc) şirk/ortak koşarak yapıyorlardı. Yani Mekke müşriklerinin A'dan Z'ye kadar mutlak bir inkârları yoktu. (Yusuf-106) Ne yazık ki Mekke müşriklerinin Allah'a şirk koşarak etmiş oldukları iman gibi bugün de halkın buyruklarını Allah’ın (cc) buyruklarına ortak eden demokratlarla, şeyhinin buyruklarını Allah'ın (cc) buyruklarına ortak eden tasavvuf ehli bulunmaktadır. İki ayrı din olan tasavvuf ve demokrasi müntesipleri bununla da yetinmeyip,  İslami kavramları kullanarak sıratı müstakim dışındaki  yolu ayakta tutmak için insanlardan; "şeyhi olmayanın, şeyhi şeytandır" veya "oy kullanmak vatandaşlık görevidir" (İslam'a muhalif bu yolların ayakta kalması için destek/oy vermek, Allah'a şirk koşmak olur) diyerek destek/oy isteyecek kadar İslam'a ihanet içerisindedirler. Onlara şunu sormak gerekir; Tevhidi esas alan İslam, size yetmiyor mu ki başka yollara yöneliyorsunuz?

 Vahyin, tüm zamanlara (evrensellik özelliği) hitap etmesi nedeniyle, Rabbimiz Mekke müşriklerini uyardığı gibi onlarla paralel anlayışta olan demokratları ve tasavvufçuları da uyarmaktadır. Mekke müşrikleri Allah'ın (cc) hükümlerine putları ortak ettikleri gibi demokratlar ve tasavvufçular da Rabbimizin hükmüne, putlaştırdıkları halkı veya şeyhleri ortak etmektedirler. Rabbimiz, kimseyi kendi hükmüne ortak olarak kabul etmediğinden, (Yusuf-40) Mekke müşrikleri gibi şirk koşan demokratlar ve tasavvufçuların yapmış oldukları  şirki, "kendi hakkının ihlali ve zulüm" olarak nitelemekte  (Lokman-13) ve bu kişiler, eğer tevbe etmeden ölmüşlerse; "af kapsamı dışında" bırakılacağı uyarısını yapmaktadır. (Nisa-48).

5-7)  Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız).

8-11) Kim cimrilik eder, kendini müstağni/yeterli/zengin sayıp en güzeli de yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlarız. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç bir fayda sağlamaz.

Yukarıda ki ayeti kerimelerde Rabbimizin buyurduğu gibi insanlarının iki seçeneğinin bulunduğu açıklanmaktadır. Birikimlerinden (mal, can, bilgi) sarf etmeyi ve ayrıca en güzel söz olan vahyi doğrulamayı (düşüncede sözde ve davranışta teslimiyet gösterilmesi yani haramlardan kaçınmak)  tercih edenlerin, bu tercihlerinin kendilerine bir sıkıntı oluşturmayacağı, aksine bu tercihlerini hayata uygularken, kendilerine zor gelmeyerek kolaylaştırılacağı müjdesi verilmektedir.

Diğer seçenekte ise Yüce Allah (cc) tarafından kendilerine ikram edilen ekonomik değerleri cimrilik ederek, vahyin çerçevesi dışına kullanan ve en güzel söz olan vahyi yalanlayanın, doğru yola yönelmesini (sıratı müstakim) zora sokacağı uyarısı yapılmaktadır. Yani kişinin, yaptığı bu yanlış tercih, kendisini yeterince kirleteceğinden, Hakk yola yönelişini zorlaştıracağı gibi tercih ettiği bu şeytani yolu kanıksadığından/bağımlı olmasından kolay kolay vahye dönüş yapamayacaktır. (kirlendikçe daha çok kirlenecek demektir, sebep sonuç ilişkisi ve  bunun sonucu olarak sapıklığı hak etmek Nahl-36) Yapılan bu yanlış tercihin doğurduğu sonucu aşmak için hayatı boyunca yedi yirmi dört çalışıp çabalayarak elde ettiği tüm birikimlerini, azaptan kurtulmak için sarf etmek istese de bu birikimlerin kendisini azaptan kurtaramayacağı gerçeği ifade edilmektedir.

Buna ek olarak da, "tamamen saçıp savuranların da cimrilik yapanlarla, aynı kefeye konularak şeytanın kardeşleri olacağı" ifade edilmiş ve (Isra 26-28) tamamen saçıp savuranların, cimrilik suçu işleyenlerle aynı kişiliğe sahip oldukları belirtilmektedir.

12-13) Doğru yolu göstermek bize aittir. Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir. 

Yaptıkları zulmü, tarihi kişileri kendilerine kalkan yaparak örtmeye çalışanlara, şiddetli bir uyarıdır, " doğru yolu gösterenin kim olması gerektiği ve hangi yolun yolcularının kendilerini nasıl bir son beklediği" gerçeği.

Birileri, birilerini ve ya kendisini insanüstü göstermek suretiyle, ilahi bir konum biçmesi, kişiyi veya kişileri firavunlaştırır.  Bu zihniyet kirlenmesi sadece ülkemizin vahiyden uzak geçmiş ve günümüz yöneticilerine ve emperyalist ülkelerin yöneticilerine ait bir küfür değildir. Gırtlağına kadar pisliğe/şirke gömülmüş olan bu tip insanlar, tarihin her döneminde kendilerini belli ederler. Dünün Firavunları ile günümüz Firavunları bu noktada birleştikleri görülür. Dünün Firavunları kendilerini İlah ve Rab olarak, aptallaştırılmış halkına dayattığı gibi günümüzün çağdaş Firavunları da farklı söylemlerle kendilerini İlah ve Rab yerine koydurmuşlardır.  Aradaki tek fark ise dünün Firavunları kendilerini açıkça, İlah ve Rab (Kasas-38, Naziat-79) olarak ilan ederken, günümüz Firavunları ise bunu dolaylı olarak yani daha sinsi bir şekilde yapmaktadırlar Şöyle ki vahiyde belirlenen evrensel hükümleri/hukuku görmemezlikten gelerek anayasa hukuku yapan veya anayasa hukuku yapmaya kalkışarak insanlara yol gösterme iddiasında olanlar, firavunun günümüz temsilcileridir. Ancak; aşağıdaki ayeti kerimeler onların bu küfrünü deşifre etmektedir.

"Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi." (Nahl-9)

"Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir."(Nisa-115)

"De ki: "Biz Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza mı dönelim? Arkadaşları, bize gel, diye doğru yola çağırdıkları halde yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp, şeytanların ayartarak uçuruma çektikleri ahmak gibi mi olalım?". De ki: "Allah'ın gösterdiği yol, yegâne doğru yoldur. Bize, bütün âlemlerin Rabb'ine teslim olmamız emrolundu".(Enam-71)

"İşte benim doğru yolum budur; ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın. (Azabından) korunmanız için Allah size böyle tavsiye etmiştir." (Enam-153)

Anlaşılacağı üzere Rabbimiz, doğru yolun belirleyicisi olarak kendinden başkasına bu hakkı tanımadığı gibi Kendisine rağmen, başka yollar üretenlere de uyulmaması gerektiği uyarısını yapmaktadır.

İnsanın kendisini veya her hangi bir insanı doğru yol belirleyicisi olarak görmesi, kendisini hayvandan daha aşağı konuma sokacağından, bundan şiddetli bir şekilde kaçınmalıdır. (Araf-179) Bilindiği gibi hayvanların ekletme ve düşünme özellikleri bulunmamaktadır. Eğer insan, Allah'ın (cc) kendisine verdiği ekletme ve düşünme yeteneğini fıtratına/kimyasına yani vahye uygun kullanmadığı zaman, başka yollara yöneleceğinden kendisini ayetin tanımladığı hayvanlardan daha aşağı konuma düşürecektir.

Ülkemizin ilköğretim okullarında yıllardır, M. Kemal'e atfen her Allah'ın günü vahiyle çelişkisi tartışılmaz bir yol/ilke için "açtığın yolda" sözünü söyletmeleri, haddi aşmanın göstergesidir. Bu söylem; Allah'a (cc) yapılması gerekirken, O’nun dışında birisi için kullanılması, yoluna uyulan kişiyi ilah edinmek anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Allah'tan (cc) başkası  için kullanılan bu ifade kesinlikle küfürdür.

Ayrıca batı tarzı yaşamı yol edinmekte, insanı İslam dairesinden çıkarır. Zira İslam'ın evrensel ilkeleriyle, birçok ilkesi çelişen batı tarzı bir yaşam, tevhidi parçaladığı için Allah'ın (cc) haram kıldığı bir yaşam tarzıdır. Bilindiği üzere İslam, tevhid dinidir ve batı tarzı yaşamda ki ilkelerinin çoğu, sözleşmeye/akideye, içerisinde İslam'a muhalif hükümler barındırdığından, kişinin Allah (cc) ile yapmış olduğu sözleşmesinin iptali anlamına gelir.

Ülkemizde yıllardır İslami hassasiyeti olan insanlara mevcut rejim tarafından yapılan zulüm, batı tarzı yaşamı bir çıkış kapısı olarak görmelerini gerekli kılmamalıdır. Batı müktesebatını bir çıkış kapısı olarak görmek demek; deyim yerindeyse en hafifinden "yağmurdan kaçıp doluya yakalanmak" demek olur ve batıl yolu kullanarak hakk yola ulaşılamaz. Bu nedenle Müslümanlar Fatiha suresinde Rabbimizle yapılan sözleşmeyi unutmamaları kendi yararlarına olacaktır. Bilindiği üzere Müslüman şahsiyetlerin Fatiha Suresinde Rabbimizle yaptığımız sözleşmede; "Allah’ım! Yalnız sana ibadet/kulluk ederiz (yani hayatın tamamını Allah'ın (cc) ilkelerine göre tanzim etmek) ve ancak senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanların ve delalet içinde olanların yoluna değil. (Âmin) sözü verilmişti. O halde bu sözleşmeye her türlü şartlarda sadık kalınmalıdır.  Zira "dünyanın da ahiretin de tek ve gerçek sahibinin, Allah (cc) olduğu" gerçeğini sürekli hatırda tutarak delalete düşmemek gerekir.

14﴿ Alev alev yanan bir ateşle sizi uyardım. 15-16﴿ O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren kötüler girer. 17-18﴿Temizlenmek üzere malını hayra veren iyiler ondan (ateşten) uzak tutulur. 19-21 Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde hiçbir kimseye ait şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır. 

Yukarıda da açıklamaya çalıştığımız gibi Allah'ın (cc) belirlediği doğru yolun (sıratı müstakim) dışında yol edinenler, kendilerini alev alev yanan ve içerisinde sürekli kalacakları ateşin müdavimi yapacaktır. Bu uyarının yapılmasının en büyük nedeni ise Rabbimizin sonsuz merhameti nedeniyle insanların bir an evvel edindikleri yanlış yoldan, yol yakınken (ölüm gelip çatmadan) geri dönmeleri içindir.

Müslümanlar yasaklanan yollardan ve İslam'ı çıkarları için kullanmakta dahil olmak üzere  gelir elde ederek bunu  geçim kapısı yapamaz.  Ancak meşru yollardan edindikleri mallardan makul bir kısmını, ihtiyaç sahiplerine, gösterişten uzak ve ancak Allah'ın rızasını kazanmak için vermesi, kendisini temizleyerek ateşten uzak tutulacaktır. 

"Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız derler."(İnsan 8-10)

Allah'ın  (cc) rızasını kazanmak için yapılan bu eylemin karşılığında, yukarıdaki ayetlerde geçtiği gibi kendisine ahirette, ödül olarak yani cennet olarak geri dönecektir.

O halde ey  insanlar; seçiminizi bir an evvel yapınız. Ya Allah'ın (cc) tevhidi/ bütünlemeyi esas alan ve sıratı müstakim dediği gerçek yolu seçin,  yada  ifrat ve tefrik noktasında gidip gelen, demokrasi veya tasavvuf denilen sahte yolu, tekrar söylemek gerekirse batılı kullanarak hak yolda yürünemeyeceğine ve bu konuda da Allah'tan (cc) bir söz ve onay  almadığınıza göre iyi düşünün ve aklınızı kullanın.

Tercih sizin

Abdulkerim Uludoğan

29.03.2014 Ankara



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2014-03-29 , Kategori:

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com