Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Sosyal Medya

A'LÂ SURESİ

1637'kez görüntülendi

A'LÂ SURESİ; Tekvir Suresinden sonra Mekke'de peygamberimize vahyedilen A'lâ suresi; Tekvir suresinin; "O halde siz nereye gidiyorsunuz. İçinizden doğru hareket etmek isteyenler için bu vahiy, âlemler için bir öğüttür " ayetlerinde yöneltilen soruya,  cevap niteliği de taşımaktadır.

1- Rabbinin yüce adını tesbih et. 2- Yaratıp düzene koyan O'dur. 3- Takdir edip hidayeti gösteren O'dur. 4- Otlağı çıkaran, 5- Sonra da onu karamsı bir sel köpüğü haline getiren de O’dur.

Tesbih; Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etme, ululama, "Sebbehe" fiilinin mastarıdır. Tesbih'in çoğulu tesâbihtir. Tesbih, subbûh ve subhan gibi kelimelerle aynı kökten gelmektedir. Bu tanımlarla birlikte,  yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi Rabbinin yüce adını tesbih etmek;  yaratıp düzene koyan, her şeyin miktarını belirleyip ona yol haritasını (vahiy) belirleyen Allah, (cc) anlamını da gelmektedir.

Zikir; Anma, ezberleme, hatırlama, söylenmesi tavsiye edilen hamd yani övgü, sena,  dua ve vahiy için kullanılmış olmakla beraber kuranı kerimde otuzu aşkın anlamda da kullanılmıştır.

İslami kavramaların içini boşaltarak ve bu kavramların içerisine, kendi zehirli görüşlerini/beşeri ideolojileri doldurup, insanlara pazarlayan ve bu pazarlamadan dünyalık elde eden şakilerin elinde oyuncak olmuştur tesbih ve zikir kavramları. Allah'ın (cc) adını ve sıfatlarının ne manaya geldiğini tefekkür etmeden, kafayı sağa sola sallamayı ve oyun havası tarzında zıplamayı zikir sanmayı,  Rabbimiz en güzel isimlerin kendisine ait olduğunu (Haşr-24)  bildirmesine rağmen, doksan dokuz rakamıyla sınırlamayı ve doksan dokuz rakamını kutsayarak ve bunu da boncuk şeklinde ipe dizerek  (ki Hindulardan kalma bir adet) şimdilerde zikirmatik olarak düşünmeden, otuz üçer kere tekrarlamayı, tesbihat sanan, kandırılmış, kirlenmiş ve duyarsız sayısız cahil insanlar mevcuttur.

Aklını kiraya veren kandırılmış, kirlenmiş ve duyarsız olan bu tip cehalete gömülmüş insanlar, eğer tesbihat ile ilgili doğru bilgiye ulaşmak için bu surenin ilk beş ayetine ve bu konuda diğer ayetlere ki "Allah size kitabı açıklamış olarak indirmişken, ondan başka hakem aramadan" (Enam-114) ve peygamberi dozda odaklanmış olsalardı, kirleticilerin bu kirli tuzağına düşmezlerdi. Çünkü bu surede ki ilk beş ayette ve Kur'an-ı Kerimdeki diğer ayetlerde ki tesbih ve zikir kavramlarını vahyin inşa ettiği gönül ve akıl gözüyle tefekkür ederek, yerin ve göğün yaratılışındaki mükemmeliyete odaklanıp, duyarsız olmadan (Yusuf-105) gözlemlemiş olsalardı, insan kendinin ne kadar aciz olduğunu görecek ve Allah'ın (cc) her şeye kadir olduğunu şuuruna ereceklerdi. (Zariyat-20, Rad 2-4) Zira gönüller ancak Allah'ı bu şekilde zikir ve tesbih etmekle huzur bulacak, (Rad-28) ve teslimiyet kat be kat artacaktı. Ancak böyle yapılmamış otuz üçer kere, kenarından köşesinden kırparak ve doğru telaffuz da edilmeden tekrarlanan; Subhanallah, Elhamdulillah, ve Allah'u Ekber kavramları, gönül/kalp ve akılla tefekkür edilmeden dilin sadece ucuyla tekrar edildiğinden, kişilerin tesbihi/zikride kişinin imanını artırarak, Allah'a (cc) olan teslimiyetine bir katkı sağlayamamıştır. Allah'ın (cc) istediği tarzda, yapılmayan tesbihat ve zikir kavramları, insanların imanına katkı sağlamadığından, bu gün İslam coğrafyasına büyük bir fitne/ayrışma ateşi düşmüş ve emperyalistlerin oyuncağı haline gelerek kan gölüne dönmüştür.

Aşağıda ki ayeti kerimelerden anlaşılacağı üzere Allah'a, (cc) "işittik ve itaat ettik" olgunluğunda, (peygamberi doz) kayıtsız ve şartsız teslim olan, insan ve şeytan dışındaki tüm varlıklar, O'nu tespih ettikleri ve bu varlıkların tesbihatını bizim anlayamayacağımız bildirilmektedir. Ancak gözlemlediğimiz kadarıyla insan ve şeytan dışındaki varlıkların Yaratanın buyruğuna muhalefet etmeden onun vahyine, (arıya vahyedildiği gibi Nahl 68-69) teslim olduklarını anlıyoruz. (yılan, akrep, domuz gibi insanlara tiksinti veren hayvanlar da bu teslimiyetin içindedirler)  ve böyle bir teslimiyet gibi teslimiyeti, biz insanlardan da beklenmektedir ki (Zariyat-56) azapla karşı karşıya kalmayalım.

"Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı (zikrederler) anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru." derler.

"Ey iman edenler! Allah'ı çokça anın (zikredin) ve O'nu sabah akşam tespih edin." (Ahzab 41-42)

"Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tespih etmiştir. O, Aziz'dir, Hakîm'dir" (Hadîd-1 )

"Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O'nu tespih ederler. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur, ama siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, Halîm'dir, çok bağışlayandır" (İsrâ-44)

Tekvir suresinde tüm insanlara yöneltilen;  "O halde siz nereye gidiyorsunuz. İçinizden doğru hareket etmek isteyenler için bu vahiy, âlemler için bir öğüttür " sorgulamasına, doğru cevabı vererek aydınlanmak için, yine vahye başvurmamız gerekir. Zira vahye, öğüt almak için başvuranlar ve başvurmakla kalmayıp  "işittik itaat ettik" teslimiyetini gösteren şahsiyetlere de Rabbimiz, cennet olarak tarif edilen güzel bir gelecek sunacaktır. (Secde-19)

İnsanların; "en güzel şekilde yaratılarak bir düzene konması ve ona irade verilerek, takva ve fücur seçeneğinin sunulması, fücurla dolu bir yaşamı değil de takvaya uygun bir yaşamı tercih edenlerin kurtuluşa/hidayete ereceği" (Şems 7-9) müjdelenerek, otlağın/bitkilerin gözlenmesi istenmektedir.

Gözlenmesi istenen bu bitkilerin nasıl bir döngü içerisinde öldürülüp dirilttikleri işaret edilerek, vahye göre inşa edilen akıl ve gönül/kalp gözüyle tefekkür edildiğinde, insanın bu döngünün kendiliğinden olmadığının şuuruna varacaktır. Gönül ve kalp gözüyle yaptığı bu gözlemlerden kendine pay çıkararak öğüt alan Müslüman şahsiyetin, Allah'a (cc) olan teslimiyeti ivme kazanacak ve kendisinin ahiret için yatırım yapması gerektiğine, tutkulu bir şekilde iman edecektir.

6-Sana Kur'ân'ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın. 7- Yalnız Allah'ın dilediği başkadır. Çünkü o açığı da bilir, gizliyi de. 8- Seni en kolay yola muvaffak kılacağız. 9- Onun için öğüt fayda verip vermemesini düşünmeden öğüt ver. 10- Saygısı olan öğüt alacaktır. 11- Pek şaki olan da ondan kaçınacaktır. 12- O ki, en büyük ateşe girecektir. 13- Sonra ne ölecek onda, ne de hayat bulacaktır.

Vahiy, Rabbimiz tarafından koruma altında alınması nedeniyle insana göre sır olan her hangi bir bilginin, "açığı da gizliyi de bilen" Allah'a (cc) göre hiç bir şekilde sır olamayacağı, vahyin "Allah'ın (cc) dilemesi dışında unutulmayacağı" ve peygamberimiz dâhil, iman edenlerin Allah'a teslimiyetin zor olmayacağı ve bu yolun (sıratı müstakim) kolay bir yol olacağı müjdesi verilmektedir. Halk arasında "sevene Bağdat sorulmaz o dağları aşar da gider" sözünde olduğu gibi tevhidi esas alarak, canı gönülden yapılan eylemler/ameller iman eden şahsiyetlere ağırlık vermeyecek, aksine aştığı her engelden mutluluk duyacak ve bunun sonucunda imanı daha güçlü olacak ve bu güçlü iman sayesinde sarsıntılardan yıkılmayacaktır.

Ayrıca, vahiy/öğüt iletilecek muhatapların; kimliğine, kariyerine mevki ve makamına; haddi aşan bir topluluk olmasına (Zuhruf-5) bakılmaksızın yani ön koşulsuz ve ön yargısız olarak ulaştırılması emredilmektedir. Öğüt alıp düzelme/ıslah yerine, öğüt almayıp düzelmeme (tuğyan) seçimini,  "onların üzerine zorlama hakkının olamayacağı" (Kaf-45) için muhataplara bırakılması ve muhataplarında kendi özgür iradeleriyle tercih yapmaları istenmektedir. Zira Allah (cc) dahi, iman noktasında iradelere müdahale etmeyerek kimseyi zorlamamaktadır.

Rabbimiz, insanlar anılan hiç bir şey değilken, (İnsan-1) yaratıldığını unutup ya da önemsemeyip, başka yol haritası belirleyenlere (Allah'ın insan üzerindeki hakkının ihlali=şirk) yönelerek onların karakterini benimseme eylemini, şakilik olarak tanımlandığı görülmektedir. Vahiyde belirlendiği şekliyle, öğüte teslim olmak yerine, yanlışı şirki, küfrü tercih ederek, bu öğüte sırt dönen zalimlere ise kendilerini rezil edecek olan cezaya, katlanmak zorunda olacakları uyarısı yapılmaktadır. Bu cezanın oranını da biz insanlar değil, şüphesiz bizzat Rabbimiz belirleyecektir.

14-15 Doğrusu felah buldu (günahtan) temizlenmiş olarak Rabbin adına salat eden.

Bu ayeti kerimelerde vahyin, temizlenmek isteyen insanları, her türlü kirden/şirkten temizleme özelliğinin bulunduğu vurgulanmaktadır. Ancak vahiyle temizlendikten sonra ikinci adım olarak Allah (cc) adına "salat" edilmesi gerektiği işaret edilmektedir.

Salat; günahtan uzak olmak, namaz kılmak, tebrik, tezkiye, duâ, Peygamberimiz (s.a.s)'e verilen destek (salavat), istiğfar, rahmet gibi anlamlara gelen bir terimdir. Çoğulu salavât.(Salavat kavramı, peygamberimize sözel övgüler gönderilmesi anlayışı toplumda kabul görmesi tıpkı tesbih ve zikir kavramlarında olduğu gibi sözel bir ifadeymiş gibi algılanmaktadır. Bu kavramın gerçek anlamda yani peygamberimize Allah'ın (cc) ve meleklerin destek olmasını  o günün Müslümanlarına emredilmesi (Ahzab-56) gibi O'ndan sonraki Müslümanlara da emredilmektedir. O'na gönderilen İslam dinene destek etmek yerine salavat göndererek  kuru kuruya sözel değil, bilakis canla ve mal ile somut olarak destek olunması anlamındadır.)          

Rabbimiz; insanların Müslüman olmaya karar vererek salatı (ki yukarıda belirtilen anlamların tamamının yerine getirilmesi veya salih amel ) ikame etmeleri durumunda, felah/kurtuluş bulacaklarını belirtmektedir. Kenarından köşesinden yapılan salatın, kişilere fazlaca bir kazanç/ecir sağlayamayacağı da ayrı bir gerçektir.

Diğer yandan, salat kavramını her ne kadar namazı eda etmek olarak dar anlamda kullanılıyor olunsa da aslında, yukarıda belirtilen anlamlara da gelebileceğinden daha geniş bir kapsama alanı vardır. Salatı sadece dar anlamda, yani namaz kılmak olarak anlamak, eksik bir anlayışa neden olacağından, salatın geçtiği ayetlerin siyak ve sibakını (öncesi ve sonrası) konu bütünlüğü içerisinde ki kullanımı da göz önüne alarak değerlendirmek gerekir. Yoksa salatın geçtiği ayetleri sadece "namaz kılmak" olarak değerlendirerek bu kavramı, daraltılmış ve bunun sonucunda da Rabbimizin muradını anlamamış oluruz.

 Salatın geniş anlamda kullanıldığına misal olarak Ankebut suresinin 45. ayetini verebiliriz; "Sana vahyedilen Kitabı oku ve salatı (islami değerleri) ikame et (onu canlı ve zinde tut). Muhakkak ki (canlı ve zinde tutulan) salat, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı (teslim olarak) anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir."

Anlaşılacağı üzere insanları kurtuluşa, (felaha) sonsuz merhameti gereği davet eden Yüce Rabbimiz, kurtuluşa ermenin ön şartının Rabbin adına salat etmekten yani namazı eda etmek dâhil, diğer emirleri de yerine getirerek canlı ve zinde tutmakla mümkün olacağını bildirmektedir. Ancak aşağıda ki ayetlerde de geçtiği gibi insanların dünya hayatına olan zaafı dile getirilerek, dünyaya kendi payından fazla bir şekilde yani  tutku ile bağlanma zaafının yanlış olduğunu ve bu zaafa düşülmemesi uyarısı yapılmaktadır.

16- Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. 17- Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır. 18- Kuşkusuz bu ilk sahifelerde vardır, 19- İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde.

Rabbimizin sonsuz merhameti gereği; "...Size benim tarafımdan bir hidayet rehberi geldiğinde, kim o hidayetçimin izinden giderse, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır." (Bakara-38)

Yukarıda ki ayeti Kerimede belirtildiği gibi insanlar yaşamlarının tamamını, geçici dünya hayatına endekslemeyi tercih etmeleri  yerine, ahiret odaklı bir yaşamı tercih edilmesinin  daha hayırlı olacağı müjdesi  verilmektedir. Bu müjdenin, ilk olmadığı, Hz. İbrahim'e ve Hz. Musa'ya da Rabbimizin sonsuz merhameti gereği, bildirdiği bir mesaj olduğu belirtilmektedir.

Akıllı insan (ki aklını vahyin belirlediği rotaya, peygamberi dozda  şekillendiren Müslüman insan)  elbette ki ahiret odaklı, yani "daha hayırlı ve daha kalıcı" bir yaşamı tercih edecektir. Zira bu ahiret odaklı anlayış imanın; (Allah'a, peygamberlere, kitaplara, meleklere ve ahiret gününe Bakara-285) gereği ve sonucudur.

Özetle; tesbihat ve zikir kavramlarını içselleştirmeden yapılması durumu, insanın imanına her hangi bir katkı sağlamadığı gibi boşuna hareket olup insanın kendisini kandırmasından ibaret olduğu unutulmamalıdır. Çevremizde gözlemlediğimiz ve cansız sandığımız bitkilerin dahi nasıl bir döngü içerinde Allah'ı tesbih ettikleri hatırdan çıkarılmamalıdır.  Küçümseyerek "ot gibi birisin" sözünü bu ayetleri okurken her halde bir daha terennüm edilmeyecektir. Çünkü küçümsenerek bakılan ot bile, milyarlarca insandan daha çok Allah'a teslim olmuşlardır.

Selam ve dua ile

Abdulkerim ULUDOĞAN

06.02.2014  Ankara



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2014-02-06 , Kategori: Makale

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com