Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

TEBBET (MESED) SURESİ

1951'kez görüntülendi

   TEBBET (MESED) SURESİ Mekki döneme ait olan Leheb (Mesed) suresi, Nüzulün altıncı, Mushafın ise yüz onbirinci sırasında yer almaktadır.

1- Ebu Leheb'in, kuruyası o elleri kurudu.

2- Ne malı ne de kazandığı onu kurtaramadı.

3- Alevli bir ateşe girecektir.

4- 5-Karısı da boynunda hurma lifinden bir iple, odun hamalı olacaktır.

Bu surede, insanın yaratılışına/fıtratına uygun sistemin adı olan İslam'ı, hayata uygulamaya çalışan peygamberimize karşı cephe alarak, onu bu yoldan döndürmek için canla başla çalışan Ebu Leheb ve karısının, sergiledikleri şeytani kişiliğin, kendilerini nasıl bir acı sona sürüklediği anlatmaktadır.

Asıl adı Abduluzza olan ve ona lakap olarak takılan Ebu Leheb; ateşin/alevin babası anlamına gelmekle birlikte, Peygamberimizin amcasıdır. Büyük bir servete sahip olan Ebu Leheb, İslama ve Peygamberimize olan düşmanlığına, karısı da ateşe odun taşır gibi peygamberimizin ve Müslümanların aleyhinde sürekli laf taşıyarak tahrikte bulunmuş ve peygamberimize ve Müslümanlara olan düşmanlığın sönmemesi için elinden geleni yapmıştır.

Eskilerin ifade ettikleri; "ocağın/ateşin sönsün" bedduası, bir aile ocağının yıkılmasını, kalanların ise perişan hale gelmesi için olumsuzluğu ifade eden bir deyimdir.  Ebu Leheb' de oluşan İslam düşmanlığının  sönmemesi için   karısı da bu ateş karakterli Ebu Leheb'e sürekli odun taşıması, kinaye olarak anlatılmaktadır. Diğer bir değişle, İslam'a ve Peygamberimize olan düşmanlığın, sekteye uğramadan devamının sağlanması için Ebu Leheb'in  şahsında karısının da katkısıyla bu ateşin sönmeden devamının  sağlanmasını amaç edinmiştir.

Bu odun taşıma işi fiziksel bir odun taşıma değil mecaz olarak kullanılmıştır. Yoksa bazılarının, Ebu Leheb, karısını odun hamalı yaptığı şeklindeki görüşler, gerçeklerden oldukça uzaktır. Çünkü Ebu Leheb gibi varlıklı birisinin, onca mala, mülke ve köleye sahipken, karısını odun hamalı yapması, toplumsal gerçeği yansıtmamaktadır. Zira evvela buna, kendilerinde mevcut olan şişkin egoları mani olur.

"Eli kurusun" ifadesindeki "el"; gücün ve  kuvvetin simgesidir. Rabbimiz de; "iki el" sıfatını kendisi için, benzetme/teşbih olarak kullanmıştır. (Maide 64) Ebu Leheb ve karısı kendilerine, Allah'ın (cc) lütfettiği ekonomik gücü, yani iki eli, Allah'a ve elçisine karşı düşmanca kullanılmasını, şiddetli bir şekilde kınamaktadır. Ebu Leheb'e,Rabbimiz tarafından cömertçe ikram edilen ekonomik değerlerin, kendisini her türlü azaptan kurtaracağını sanmıştır. Ancak kendisine ikram edilen mülkün, onu kafir olarak ölmekten kurtaramadığı gibi bu zulmünün bedelini de ahirette acı bir şekilde karısıyla beraber ödeyecektir.

Ayrıca "Ateşin babası"  sıfatının karşılığında, kendisine cehennemde arkadaş olarak alevli ateş verilecek bu ateşe, karısı da boynunda, hayvanlara takılan hurma lifinden yapılan yularla, ona odun taşımak suretiyle,  Ebu Leheb'in  azabının sönmemesi için aşağılanmış bir şekilde sürekli yakmak zorunda kalacaktır.

 "Yani, İslam'a karşı ateş püskürenleri, bu ateş bumerangın  atıcısına geri döndüğü gibi  geri dönüp, kendilerini yakacaktır".

Ebu Leheb ve karısı gibi batılın yanında hakkın yok olması için  alınan tavırlar, tarihin her döneminde kendini farklı kimlikte göstermiştir. Ebu Leheb ve karısı gibi imana, cepheden, apaçık ve pervasızca (dış tehdit) tavır alan kafirlerin yerini, günümüzde de olduğu gibi daha sinsi iç tavırların/tehditlerin uygulamaya konulduğu görülmektedir.

Dış tehditler/tavırlar, her kesin apaçık bildiği, günümüz Ebu Leheb'leridir. Sinsi iç tavırların/tehditlerin başında ise İslam'dan, dünyalık elde etmek amacıyla nemalanan İslamcılar gelmektedir. İslam'dan nemalanan bu abdestli zalim güruh, nemalarını elde etmek için İslam'a nispet eden insanları, peygamberi/kurani olmayan sözlerle, kandırarak elde etmişlerdir. Bu abdestli zalimlerin bu sinsi girişimleri sonucu; arı, duru saf ve katışıksız olan Yüce İslam dinini, onlarca fırkalara/mezheplere ayırmış ve bu fırkaların zaman içerisinde kurumsallaşması sağlanarak mezheplerin/fırkaların birbirlerine olan düşmanlığı sürekli/kronik hale getirilmiştir. Bu mezheplerin/fırkaların biri birine olan düşmanlığı, dıştaki günümüz Ebu Leheb'lerinin, onca kana göz yaşına rağmen, sadece emperyal iştahının kabarmasına neden olmuştur.

Mezhepler/fırkalar arası oluşan iç düşmanlığının diğer bir sonucu ise zaman içerisinde kemikleşen batıl anlayışların, hakk, gibi algılanır olmasıdır. Netice itibariyle; Ebu Leheb ve karısının Müslümanlara karşı yaptıkları  apaçık dış düşmanlığı, zaman içerisinde daha tehlikeli kemikleşmiş iç yapılar/tehditler/düşmanlıklar almıştır. Bu iç yapıların/tehditlerin/düşmanların, kimler kimler olduğu teşhisini, vahyin mantığını kavrayan, her aklı selim, kuran okuyucusu tarafından tespit edilebilir.

Yüce Rabbimizin, iman edenleri Müslüman olarak sıfatlandırdığı ve hiç bir alt ve  üst kimlik ayrışmasına yanaşmadan, kendini  sadece ve sadece Müslüman olarak sıfatlayanlara, Leheb/Meset suresinde alınacak önemli dersler vardır. Bu dersin en önemlisinin ilki ise Ebu Leheb ve karısının kendi batıl davalarına olan samimiyetinde yatmaktadır. Ebu Leheb ve karısının batıl davalarına olan samimiyeti, Müslüman şahıslarda, canla başla, tüm güçleriyle kendi davalarına yansıtması gerekir. Zira sadece iman ettik demekle kurtulmanın imkansız olduğu gerçeği, (Ankebut-2) insanın suratına, aşağıda ayeti kerimede olduğu gibi şiddetli bir tokat gibi çarpacaktır.

"Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek noktaya geldiler. İyi bilin ki  Allah'ın yardımı yakındır." .(Bakara-214)

Bu suredeki alınacak dersin ikincisi ise, peygambere akraba olan kişilere, (amcası Ebu Leheb gibi) peygamberin en yakını/yakınları da olsa, iman etmedikleri sürece, Allah (cc) katında bir yararı dokunamadığı gibi cehenneme girmesini istemese dahi engel olamamasıdır. Zira "herkese çalışması/emeği vardır". (Necm-39) Ve ayrıca , hidayete erdirme gücü de yoktur.;

"(Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir." (Kasas-56)

 Ve ayrıca Peygambere zarar vermedikleri halde iman etmeyen, peygamberin yakınları da olsa, iman etmeden öldükleri durumunda, peygamberden şefaat/torpil/tanıklık isteseler de bu talepleri olumlu olarak karşılık bulmayacaktır. Çünkü Rabbimiz, kafirler için af talep edilemeyeceğini, peygamberimizde ve Nuh'un (as) oğlu şahsında, Müslümanları uyarmaktadır. (Tevbe-80, Hud 45-47)

Diğer bir ders ise ekonomik, askeri ve siyasal güce sahip olanların, bu gücünü Allah (cc) yolunda kullanmayıp da, Allah'ın (cc) dini olan İslam'a ve ona tabi olan Müslümanların aleyhinde kullanmaları durumunda ve tevbe etmeden de ölmüşler ise sonları Ebu Leheb'in sonuna benzer bir son gibi olacağının ihtarı yapılmaktadır.

Bunlara ilaveten de kendini Müslüman olarak tanımlayanlar ise böyle bir güce sahip olanların, bu gücünden korkarak veya bu zalimlere meylederek, onların Müslümanlara ve mazlumlara karşı yaptıkları zulmü, Musa (as) Yahudilerin; "sen ve Rabbin gidin savaşın" (Maide-24) dediği gibi zalimleri  görmemezlikten gelemeyeceği gibi bu zulme; eliyle, diliyle ve en hafifi olan buğz etmeden tepkisiz kalamaz. (Nisa-75) Müslüman, her daim, imanının gereği ve sonucu olarak,  mazlumun/mustazafın yanında, zalimin ise karşısında  olmak zorundadır. (Hud-113) Lebbeyk Allahümme Lebbeyk (Emret Allah'ım emret) sözü, lafta kalmamalıdır.

Özele, Ebu Leheb ve karısı gibi İslam düşmanlarının, Peygamberimizin ve ona tabi olan Müslümanların imana olan samimi dirençlerini kıramamıştır. Onlar, zalime taviz vermeden ve eğilmeden dik durmayı başarmış şahsiyetlerdir. Mekke'de, Müslümanlar da davalarında net idiler, kafirler de davalarında net idiler. İslamcıların kirliliği nedeniyle bu netliği, günümüzde maalesef göremiyoruz.

Vesselam.

Abdulkerim Uludoğan

22.10.2013 Ankara



Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-11-23 , Kategori: Makale

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. 2- Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. 3- İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Zümer 1-3)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com